Kötü Yahudiler: “Rough Diamond,” Bir Netflix Dizisi
Tarihte ve burada ve İsrail’deki kamusal yaşamda kötü Yahudilerin sayısının sınırı yoktur: Roy Cohn ve Benjamin Netanyahu, Nazilerle iş birliği yapan Avrupalı Yahudiler ve sonra ta I. Yarovam’a ve altın buzağılar dikip, “İşte tanrıların, ey İsrail, seni Mısır diyarından çıkaran.” (1. Krallar 12:28) diyen krallara kadar. Belçika’nın Antwerp kentindeki çağdaş elmas tüccarlarını konu alan Rough Diamonds adlı yeni Netflix dizisinde, çoğu Hasidik olan pek çok kötü Yahudi vardır. Bu kurgusal kötü Yahudiler, zor durumdaki şirketlerini kurtarmaya yardımcı olmak için suça ve suç işlemeye yönelir ve felaketle yıkımı kendi Ortodoks başlarına açarlar. Hristiyan olsalardı, Dante’nin Cehennem’inin Dokuzuncu Çemberi’nde yaşarlardı.
Rough Diamonds, İsrail’den Keshet International, Belçika’dan De Mensen ve Vlaamse Radio-en Televisie organisatie (VRT) ortak yapımıdır. Bol bol fon aldı.
Dizinin büyük bir kusuru varsa, o da Güney Afrika, Angola, Botsvana ve Kongo gibi ülkelerdeki mücevherlerin kökenine ilişkin bir anlatının bulunmamasıdır; oralarda bu taşlar yalnızca ham değildir. Aynı zamanda kanlıdırlar ve silahlı çatışmaların hüküm sürdüğü bölgelerde çıkarılıp ticareti yapılır; elmaslar silah ve mermi satın alır. Netflix dizisi Antwerp’ten Londra ve New York’a gidiyor; dolayısıyla, söz gelimi Luanda veya Brazzaville’e de gidebilirdi. Bu hiç de zorlama olmazdı.
Yahudi grupların diziyi “antisemitik” diye kınamamış ve sansürlenmesi ile boykot edilmesi çağrısında bulunmamış olmalarına şaşırıyorum. Ortak yaratıcılar Rotem Shamir ve Yuval Yefel’in ikisi de İsrailli ama Belçikalı değiller; ayrıca, söylediklerine göre “ultra-Ortodoks geçmişlerden” de gelmiyorlar. Ama ilk kez Nisan 2023’te yayınlanan dizinin fikrini bulduklarında değerli bir damara rastladılar.
Sekiz bölümlük dizinin son sahnesinde Wolfson ailesinin üyeleri, Yom Kippur ayini sırasında bir sinagogdaki sıralarda oturur; başlarında kipalar, üzerlerinde Yüce Bayramlara uygun giysiler vardır. Hep bir ağızdan söyleyip itiraf ederler: “Şiddet uyguladık… suçluyuz… aldattık… yalan söyledik… çaldık… iftira ettik.” Onların yaptığı bu tür itirafa “viduy” denir. Yom Kippur ayininin içine işlenmiş bir duadır bu. Wolfsonlar—insan kılığındaki kurtlar—bütün o korkunç pislikleri uydurmuyorlar. Şiddet uyguladılar, yalan söylediler, hile yaptılar, iftira attılar ve çaldılar. Günahlarının kefaretini ödemek niyetindeler. Ama bu o kadar kolay değil.
Yahudilikte itiraf etmek yeterli değildir. Kişinin telafide bulunması, davranışlarını değiştirmesi ve karakterini dönüştürmesi gerekir. Ortodoks bir arkadaşım bana böyle söyledi. Belki henüz yayınlanmamış sonraki bölümlerde Wolfsonlar yollarını düzeltecek, kendi yanlışları yüzünden kaybettikleri cennete sırtlarını dönüp yeniden yaratacakları bir cennete gireceklerdir.
Mümkün. Ama pek olası değil. Cehennem cennetten daha ilgi çekici, günahkârlar da azizlerden daha büyüleyicidir.
Başlangıçta diziye ilgimi çeken, 1980’lerin sonunda Antwerp’te yaşamış ve Amerikan edebiyatı dersleri vermiş olmamdı. Öğrencilere aktardığımdan daha fazla bilgi edindim: Hasidik Yahudi cemaatini gözlemledim, bir Reform sinagoguna gittim ve elmas ticareti hakkında bilgi edindim. Ayrıca neo-Nazilerin toplandığı bir kulübü ziyaret ettim ve bir barın sahibi ve işletmecisi olan Amerikalı bir ırkçıyla tanıştım. Yahudi bir annesi ve Nazi bir babası olan ve “Ben İkinci Dünya Savaşı’yım” diye övünen Hollandalı yazar Harry Mulisch’le röportaj yaptım. Limanın yakınında fahişeler açıkça kendilerini satıyordu.
Ev sahibem Bayan Schellermanns her ihtimali düşünür, bana “Herr, Doktor, Profesör” diye hitap eder ve beni haftada bir kez alışverişe götürürdü. Kızı, “Yahudiler Antwerp’i ele geçiriyor,” diye yakınıyordu. Bayan Schellermann’ın en büyük oğlu şehirde nakit para taşırdı. En küçük oğlu beni, Yahudilerin Auschwitz’e gönderilmeden önce hapsedildiği, kendisinin “gözaltı merkezi” dediği yere götürdü. Merkezdeki bir tabela, soyadı “Rasquin” olan bir adamın önderlik ettiği bir ayaklanmayı anlatıyordu. Vurularak öldürülmüştü. Bir akrabam olduğunu düşündüm.
Antwerp’te Felemenkçe konuşanlar Fransızca konuşanlarla doğrudan konuşmaz, Fransızca konuşanlar da Felemenkçe konuşanlarla doğrudan konuşmazdı. İngilizce ortak dildi. Bir dil savaşı şiddetleniyordu. Antwerp Üniversitesi’nden bir meslektaşım, Kongo’ya “sahip” olan Kral Leopold’un aslında yerlilere karşı çok nazik ve iyi olduğu konusunda ısrar ediyordu.
Antwerp’te geçirdiğim zaman, başlangıçta beni Netflix dizisi Rough Diamonds’a çekti. İzlemeye devam ettim çünkü aksiyon ve karakterler beni içine çekti ve ilgimi canlı tuttu. Kötü Yahudilerin gerçekten ne kadar kötü olabileceğini görmek istedim. Gerçekten çok kötü.
Elbette Hollywood filmleri uzun zamandır büyük yasaları ve birçok küçük yasayı, ayrıca On Emir’i çiğneyen suçluları tasvir ediyor. Bunların bazıları, Coppola’nın Baba filmlerinde ve Mario Puzo’nun aynı adlı romanında olduğu gibi, İtalyanlar ve İtalyan Amerikalılardır. Ama daha önce, en azından benim hatırladığım kadarıyla, Yahudiler ekranda Rough Diamonds’daki karakterler kadar kötü—hayır, şeytani—tasvir edilmemişti. Aileye bağlılık, geleneklere saygı ve çocuklarına duydukları sevgi gibi bazı olumlu özellikleri varsa da erdemleri hafif günahkârlıklarına ağır basmıyor.
Hayatımın oldukça ileri bir döneminde Murder, Incorporated’ı yöneten Yahudiler ve Meyer Lansky ile Bugsy Siegel gibi Yahudi gangsterler hakkında bilgi edindim. Bütün Yahudilerin melek olmadığını biliyordum.
Yapımcılar ve yönetmenler, Yahudilerden bile daha korkunç olanların “Arnavutlar” olduğuna inanmamızı istiyorlar; gerçi onlar yalnızca yan karakterler ve hiçbir zaman tam olarak geliştirilmemişler. Spot ışığı Antwerp Yahudilerini aydınlatıyor—erkekler ve erkekler, gençler ve yaşlılar, ebeveynler ve çocuklar; bazıları diğerlerinden daha az günahkâr ve daha erdemli. Bunların arasında, suça yönelip ardından intihar eden bir Yahudinin güzel dul eşi Gila (Marie Vinck) da var. Bu eylem, oyuncuların İbranice, Yidiş, İngilizce, Felemenkçe ve Fransızca konuştuğu bir filmin açılış sahnesini oluşturuyor.
Ana karakter, “ailenin kara koyunu” Noah adında genç, yakışıklı, kaslı bir adamdır; Antwerp’e döner ve aklını ve yumruklarını kullanarak, çalarak, yalan söyleyerek, aldatarak, iftira atarak ve baştan çıkararak ailesini ve itibarını kurtarmayı amaçlar. Noah’ı canlandıran Kevin Janssens Belçikalıdır ama Yahudi değildir. Kendisine verilen rolün hakkını pek veremiyor. Evet, erkek bir hayvan ama bir mensch değil; aile ocağına dönen ve Marlon Brando’nun canlandırdığı, hem sevilen hem de korkulan Baba’nın işini sürdüren İkinci Dünya Savaşı gazisi Michael Corleone’nin Yahudi versiyonu olması amaçlanmış. Ekranda kötü Yahudileri görmek ve duymak istiyorsanız, Rough Diamonds’ı izleyin. Suç, fırsat eşitliği sunan bir işverendir.
*Jonah Raskin, Keeping the Beat Alive’ın yazarıdır.
Kaynak: https://www.counterpunch.org/2026/09/09/bad-jews-rough-diamonda-netflix-series/