Körfez Modelinin Sonu mu?

Alman hükümeti, diğer bazı ülkelerle birlikte, şu anda Körfez ülkelerinde mahsur kalmış gezginleri ve sosyal medya fenomenlerini tahliye etmek için uçuşlar düzenlemektedir. Ancak, diğer milliyetlere mensup birçok kişi için böyle bir yardım söz konusu değildir. Bu insanlar, sömürü ve güvencesizlikle şekillenen kırılgan koşullar içinde mahsur kalmaya devam etmektedir.

Orta Doğu’daki savaş, Körfez devletlerinin ekonomik modelinin göçmen işçilerin sistematik kırılganlığı üzerine kurulu olduğunu acımasız bir açıklıkla göstermektedir. Bölgedeki iş gücünün yarısından fazlasını yabancılar oluşturmaktadır. Çoğunlukla seneler boyunca körfez ülkelerinde çalışan milyonlarca insan, Filipinler, Hindistan, Bangladeş ve Afrika ülkelerinden gelmektedir. Bu göçmen işçilerin en büyük korkuları, tehlikeli güvenlik durumu, büyük gelir kayıpları ve ev sahibi ülkelerinde kalmaya devam edip edemeyeceklerine dair yaşanan mutlak belirsizliktir. Öte yandan kendi ülkelerine dönmek de söz konusu değildir. Nepal ve Ürdün’de yalnızca Körfez ülkelerinden gelen işçi dövizleri, gayrisafi yurt içi hâsılanın yüzde sekizini oluşturmaktadır. Birçok yükselen ekonomi, körfez bölgesinin sadece petrol ve doğal gazına değil, aynı zamanda burada sunulan iş olanaklarına da bağımlıdır.

 

Sömürüye Dayalı Sistem

Bu göçmen işçilerin tahliye edilememesinin nedeni yapısal sebeplerdir. Körfez monarşilerinde, kafala (kefalet) sistemi göçmen işçileri bir kefile veya destekçiye bağlıyor. Modern bir kölelik biçimi olan bu sistem, işverenlere çalışanların iş güçleri üzerinde neredeyse sınırsız bir denetim sağlamaktadır. Körfez modeli, ancak işçilerin sürekli olarak geçici istihdam koşullarında tutulması sayesinde işlemektedir. İşçiler ülkeye getirilmekte, ancak topluma entegre edilmemektedir. Hakları sınırlı kalmakta, sosyal güvenlik hizmetleri son derece yetersiz olmakta ve siyasi katılımlarına izin verilmemektedir. Bu düzenleme bir eksiklik değil, azami esneklik ve düşük maliyet için gerekli bir önkoşuldur.

Körfez devletlerinin ekonomik modelinin sınırlarına ulaştığı gerçeği de giderek daha fazla tartışılmaktadır. New York Times’da geniş yankı uyandıran bir makalesinde Richard Florida, Dubai ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) ekonomik modelin aslında krizi daha da kötüleştirdiğini ifade etmektedir. Ortaya attığı “Bu, Dubai’nin sonu olabilir mi?” sorusuna, en azından toplumsal açıdan, olumlu yanıt verilebilir. Körfez devletlerinin tamamı, milyonlarca işçileri için bir sosyal güvenlik ağı oluşturmakta başarısız olmuştur. İşçilerin yalnızca ithal edilmesi ve entegrasyon ile sosyal güvenliğin tamamen yokluğu, Dubai modelinin sonuna işaret etmektedir. Körfez devletleri on yıllardır işçilerini kalıcı olarak geçici istihdam koşullarında tutmaktan fayda sağlamıştır. Bu model ekonomik açıdan verimli olabilir, ancak yapısal olarak kırılgandır.

Mevcut savaş, bu sistem için bir stres testi işlevi görmektedir. Ve bu test, göçmen işçileri koruyacak kurumsal mekanizmaların bulunmadığını göstermiştir. Vatandaşlar tahliye edilirken, milyonlarca göçmen işçi geride bırakılmaktadır. Tedarik zincirleri güvence altına alınırken, bu zincirlerin işlemesini sağlayan insanlar için en temel korumalar bile sağlanmamaktadır. Kimse sorumluluk almamakta; çözüm menşe ülkeler, işverenler ve hükümetler arasında oradan oraya aktarılıp durmaktadır.

Uluslar arası Çalışma Örgütü/International Labour Organization (ILO) tarafından yapılan bir araştırma, sosyal güvenliğin var olduğu durumlarda bile yalnızca resmî iş sözleşmelerini kapsadığını göstermiştir. Körfez ülkelerinin neredeyse tamamında bu düzenlemeler, yükümlülüğü çalışanın üzerine bırakmaktadır. Sağlık sigortası zorunludur ancak özel olarak satın alınması gerekmektedir. Körfez devletlerinden hiçbirinde işleyen bir işsizlik sigortası sistemi bulunmamaktadır. Sadece Suudi Arabistan, belirli kaynak ülkelerden gelen işçiler için sosyal güvenlik kapsamı sağlamaktadır. Bu geçici göç modeli ülkeler tarafından o kadar başarılı görünüyor ki, mevcut kriz bile bunu değiştirmeyecektir. Körfez devletleri açısından sosyal güvenlik sağlamak kendi çıkarlarına hizmet etmemektedir; dolayısıyla bunu uygulamak için bir teşvik de bulunmamaktadır.

Körfez ülkelerinden hiçbiri, ev işçileri için insana yakışır iş koşulları konusunda dönüm noktası niteliğindeki ILO 189 sayılı Sözleşmesini onaylamamıştır; ancak Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri en azından ulusal mevzuatlarında küçük iyileştirmeler yapmış ve sorunları kabul etmiştir. Kuveyt, Bahreyn ve Umman’da sendikal faaliyetler sert bir şekilde yasaklanmamıştır ve sendikalar göçmen işçilerin daha iyi entegre edilmesi için çalışmaktadır. Ancak savaşın yol açtığı kriz artık o kadar ciddidir ki, ev işçilerinin durumunun ne ölçüde iyileştiği ikincil bir önem taşımaktadır. İster sendikalar aracılığıyla, ister devlet önlemleriyle, ister işveren yükümlülükleri yoluyla olsun, esas mesele Körfez ülkelerindeki göçmen işçilerin durumunun köklü biçimde iyileştirilmesidir. Reformlar tek başına çok az şey başaracaktır. Artık sistemik bir değişimin zamanı gelmiştir.

 

Bir Sosyal Güvenlik Ağı Geliştirmek

Arap Sendikalar Konfederasyonu’nun genel sekreteri Hind Benammar, kafala (kefalet) sistemini eleştirmiş, ancak aynı zamanda Suudi Arabistan ile iletişim kanallarının açılmasını savunmuştur. Reformların başlatılmasına ve hükümetler arasındaki anlaşmazlıkların çözülmesine yardımcı olacaklarından bu tür diplomatik çabalar şu için önemlidir. Ancak temel sorun varlığını sürdürmektedir: çalışma koşulları uzun vadede nasıl iyileştirilebilir ve etkili bir sosyal güvenlik ağı nasıl şekillenebilir?

Dubai ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki İran saldırılarının kurbanları neredeyse tamamen göçmen işçilerdi. Dubai’de, işçi göçmenlerin hapsedildiğine ilişkin endişe verici sosyal medya paylaşımları bile vardı. Göçmen topluluklarının üyeleri, sahadaki koşulları açıkça tartışamadığından bu ülkelerdeki sıkı internet sansürü durumu karmaşıklaştırmaktadır. Bu durumda, boşluğu dolduranların hükümetler değil de göçmen ağları olması, dayanıklılığın değil, sistematik başarısızlığın bir işaretidir.

Şu anda göçmen işçilere gerçekten yardım eden az sayıdaki örgütten biri Uluslararası Ev İşçileri Federasyonu’dur/ International Domestic Workers Federation (IDWF). IDWF, acil barınma imkânları organize etmekte ve yardımları koordine etmekte, böylece fiilen devlet güvenlik ağlarının yerini almaktadır. Sosyal güvenlik yalnızca doğaçlama olarak oluşturulduğu yerde var olmaktadır. Temizlikçi, dadı ve hemşire olarak çalışılan milyonlarca iş, öncelikli olarak kadınlar tarafından deruhte edilmektedir. Ev işçilerinin bırakın kamusal alanlarda serbestçe hareket etmelerine çoğu zaman işyerlerinden ayrılmalarına dahi izin verilmemektedir. Bu işçilerin yaşadığı sosyal izolasyon, pandemi dönemini hatırlatıyor. İşçilerin pandemide de kendi toplulukları dışında güvenebilecekleri kimse yoktu.

Hükümetler, işverenler ve sigorta sistemleri yardım sağlamada başarısız olduğunda, topluluklar bu boşluğu doldurmak zorunda kalmaktadır. IDWF, işçilerin geldikleri ülkelerin büyükelçilikleriyle iletişime geçmekte, tahliye uçuşlarının organize edilmesini talep etmekte ve üyelerine bireysel düzeyde koruma sağlamaktadır. Topluluk liderleri aracılığıyla ev işçileriyle bağlantı kurmaktadırlar. Bir işçi konseyine benzer bir rol üstlenen bu kişiler, yaşanan durum hakkında bilgi veriyor, acil durumlarda destek sunuyor ve özellikle sosyal izolasyonun şiddetlendiği bu dönemde giderek önem kazanan ruh sağlığı gibi konularda eğitim oturumları düzenliyorlar. Körfez ülkelerinin bazılarında topluluk liderlerinin bu faaliyetleri suç kapsamına alınmış, hatta bazı topluluk liderleri gözaltına alınmıştır. Ev işçileri için, fakat aynı zamanda inşaat ve ulaştırma sektörlerinde çalışanlar için de bu, kelimenin tam anlamıyla bir hayatta kalma meselesidir. Bununla birlikte, Körfez devletlerinin çoğunda yerleşik bir sendikal gelenek bulunmamaktadır. Körfez monarşilerinde politika oluşturma süreçleri, güçlü birkaç erkeğin kontrolü altındadır.

 

Son birkaç yıl içinde Katar ve Suudi Arabistan, Uluslararası Çalışma Örgütü’ne (ILO) mali katkılar sağlamaya çalışmıştır. Ancak körfez ülkeleri yalnızca mali katkılar yoluyla kendilerini aklayamayacaktır. Altı milyon üyesi bulunan Uluslararası İnşaat ve Ağaç İşçileri Sendikası’nın/ Building and Wood Workers’ International (BWI) genel sekreteri Ambet Yuson, Suudi Arabistan’ın reformlarının hiçbir şekilde kafala (kefalet) sisteminin kaldırılması anlamına gelmediğini, aksine bu reformların sadece sistemi yeniden paketlemeden ibaret olması dolayısıyla kınadı. Suudi Arabistan’da şu anda 2034 Dünya Kupası için stadyumlar inşa edilmektedir; ancak inşaat sektöründe de temel bir sosyal güvenlik ağı bulunmamaktadır. Katar’da yapılan hataların burada tekrarlanması felaket olur. Orada da kafala sistemi sömürüye yol açmıştı; çünkü işini kaybeden herhangi bir işçinin yeni bir destekçi bulması neredeyse imkânsızdı. İşe alım uygulamaları ve anavatanlarındaki borçluluk durumu bu bağımlılığı daha da ağırlaştırmaktadır.

Dolayısıyla savaş yalnızca bir krizi açığa çıkarmamış, aynı zamanda bir sınır çizgisi oluşturmuştur. Riskleri sürekli olarak hukuken marjinalleştirilmiş işçilerin üzerine yıkan bir model, yalnızca herhangi bir sarsıntı yaşanmadığı sürece istikrarlı kalabilmektedir. Böyle sarsıntılar meydana geldiğinde ise, sosyal güvenliğin bulunmadığı açıkça görülmektedir; çünkü güvencesizlik sistemin ayrılmaz bir parçasıdır. Körfez krizi, sendikaların savunduğu sosyal güvenlik ağının geliştirilmesinin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Çokça tartışılan reform sorunu çözüme doğru yeterince mesafe kat etmiyor. Asıl sorun yapısal. Ancak bu, otomatik olarak sistemik bir değişime yol açmıyor. Tam tersine, şu ana kadarki tepkiler, krizin maliyetinin aslında göçmen işçilere yüklenmeye devam edeceğini göstermektedir.

Bu nedenle değişim yalnızca körfez devletlerinden gelmeyecektir. Burada dışsal ve ulus ötesi baskı araçları kritik öneme sahiptir. İşçilerin menşe ülkeleri daha güçlü koruma mekanizmaları ve bağlayıcı sosyal güvenlik anlaşmaları uygulamalı; ILO gibi uluslararası kuruluşlar asgari standartları güçlendirmeli ve Avrupa ülkeleri, örneğin işe alım uygulamalarını, tedarik zincirlerini ve çalışma standartlarını düzenleyerek sorumluluk almalıdır.

 

*Robin Frisch, MENA bölgesindeki bölgesel sendika projesinin ve Friedrich Ebert Vakfı’nın Cezayir ofisinin başkanıdır.

 

Kaynak: https://www.ipsnews.net/2026/06/the-end-of-the-gulf-model/

Tercüme: Ali Karakuş