Koncumda Papatyalar

Maradona, futbol hayatının en verimli yıllarını geçirdiği Napoli’de oynarken, bir antrenman öncesinde kızı Dalma, antrenman sahasının yanındaki kırdan sarı papatyalar toplar ve kızına verir. Maradona bu papatyaları kızından sevgi ile alır ve hemen onları mavi koncunun içine sapları görünmeyecek gövdesi görülecek biçimde yerleştirir. Maradona bu esnada bir futbol topunun üzerinde oturmakta, kızına ise sevgi dolu bakışlarla bakmaktadır. Elbette fotoğrafçıların objektifinden kaçmaz bu enstantane. Futbolun hem saha içinden hem saha dışından yüzlerce, binlerce ikonik ânına tesadüf etmiş olsam da, Maradona ve Dalma’nın objektiflere yansıyan bu pozları, Meksikalı ünlü futbolcu Hugo Sanchez’in altıpas içinden yaptığı röveşataları ve akrobatik hareketlerinden, Hagi’nin alan boşaltıp adam eksiltmelerinden çok daha ikonik gelir benim gözüme. Maradona o gün boyunca o sarı papatyaları koncundan çıkarmaz ve antrenmanı öyle tamamlar. Bu, onun kızına olan sevgisinin bir yansıması olarak gözükse bile onun tüm dünya çocuklarına karşı içinde beslediği “empati” ve sempatiden kaynaklanmaktadır bana kalırsa. Her ne kadar standart, düz bir hayatın içinde yer edinememiş olsa da kendisi, fakir ve ezilen çocuklar için daima kaygı duyduğunu dile getirmiştir ömrü boyunca. Papa’nın yoksul çocuklar için üzüntü duyduğunu söylemesinin ardından, Vatikan’ın çatılarını altından yapacağınıza o çatıları satıp yoksul çocuklara dağıtın dediğini biliyoruz.

Napoli’ye transfer olduğunun altıncı ayında ise Acerra kasabasından bir baba, çocuğunun amansız bir hastalıkla mücadele ettiğini, tedavi olmazsa öleceğini, tedavi masraflarının karşılanması için Maradona’nın bir yardım maçı organize edip edemeyeceğini, tanıdığı Napolili bir futbolcuya söyler. Buenos Aires’in kenar mahallelerinden geldiği için yoksulluğu iliklerine kadar hissetmiş olan Maradona bu teklifi geri çevirmez. Fakat Napoli başkanı, düzenlenecek bu “düzeysiz” müsabakada, çok büyük bir bonservisle kadrolarına kattıkları Maradona’nın amansız bir tekmeye maruz kalabileceğinden endişe ederek bu duruma pek sıcak bakmaz. Maradona’nın sigorta şirketi de eğer sakatlanırsa kendilerinin zor durumda kalacağını söyleyerek istemezler böyle bir maçı. Zira maç, büyük bir statta değil banliyöde toprak ve çamur içinde, tribünleri bile olmayan bir sahada oynanacaktır. Maradona, sigorta masraflarını cebinden karşılayarak geri adım atmaz ve patates tarlasını andıran açık bir otoparkta gösteri maçı düzenlenir. Maça on bin kişi gelir ve hedeflenen para toplanarak küçük çocuk için gerekli olan para toplanarak Fransa’da ameliyata gönderilir.

Futbol aşkı dediğimiz gerçekliğin çocukken damarlara zerk edildiği hepimiz kabul edeceği bir şeydir. Çocukken futbola bağlanmayan bir insanın ilerleyen yaşlarında futbola karşı içinde bir sevgi beslemesi neredeyse imkânsızdır. Futbol aşkı bir defa içimize düştükten sonra yaşımız kaç olursa olsun içimizdeki o çocuk asla ölmez. Turgunyev’in “Babalar ve Oğullar”ına nispet yaparcasına dünya futbol tarihinde futbolcu babaların futbolcu oğullarının olması ve sayılarının giderek artması, futbolun çocuk üzerindeki sosyal ve psikolojik ağırlığına dair bir çıkarım fırsatı sunmaktadır.

Nihayetinde çocuk dediğimiz varlık boşlukta sallanan bir salıncaktadır. Onu hangi yöne iterseniz oraya doğru meyletmesi kaçınılmazdır. Salıncağı hiç sallamaz onu öylece orada boş bırakırsanız, çocuk belli bir süreden sonra o salıncaktan inecek ve başına buyruk bir şekilde hayatına yön vermeye çalışacaktır. Bu minvalde spor yapan, sporla uğraşan bir çocuğun içinde biriken enerjiyi bu vesile ile dışarı attığını, bir sosyal statüye mensup olup aklını kurcalayan zararlı aktivitelerden uzak kaldığını söylemek için bir uzman olmaya gerek yok. Günümüz çocuklarının en büyük eksikliğinin bir amaç yoksunluğu olduğunu rahatlıkla gözlemleyebiliyoruz. Hayalden uzak, sanattan uzak, spordan uzak bir şekilde hapsoldukları sanal dünyanın içinde üstüne bir de anne baba ilgisizliği eklenince bir okula dalıp kendi akranlarını vahşice öldürebiliyorlar maalesef. İlgi çekme aracı olarak bir cinayeti önceleyen ama futbolu ya da sporu örseleyen yeni nesil için, ebeveynlerin futbola bakışı da son derece önemli elbette. Futbolu “şiddet” temasının içinde bir yere konuşlandıran aileler, çocuklarının futboldan uzak durması konusunda bir haklılık payına sahipler mi peki? Futbolun içinde yıllardır biriktirdiği “şiddet”i ya da ekranlarda birbirlerine üst perdeden bağırıp çağıran sözüm ona spor adamlarını, sosyal medyada birbirlerinin nefesini kesen taraftarları gördükçe, futbolun şiddeti barındırdığını düşünen anne babalara hak vermemek elde değil. Futbolda şiddeti, insanlığın gelişim seyrine paralel düşünmek büyük bir yanılgı olacaktır. İnsanlık, geliştiği müddetçe, teknoloji ilerlediği, insanların ruh ve düşünce yapısı tekamül gösterdikçe toplumsal şiddette bir gerileme değil, aksine büyüme yaşanıyor. Bütün dünyanın bir köy statüsüne indirgendiğinden beri, otobüste, dolmuşta; evde, sokakta; okulda, bankada; otururken, yürürken; konuşurken, susarken hep bir şiddet sarmalının içinde buluyoruz kendimizi. Bu şiddet, her zaman kavga dövüşle ya da cinayetle göstermiyor kendini. Bazen bakışlarla, bazen bakmayışlarla; bazen susmalarla, bazen sert konuşmalarla; bazen yüz çevirmelerle, bazen sert bir selamla karşımıza çıkabiliyor bu şiddet. Futbol, insanın ta kendisidir demiştim ve demeye devam ediyorum. Bu bağlamda, toplumsal şiddeti ne kadar sıfıra yakın bir raddeye indirebilirsek, futbol eksenli şiddet de bundan payını alıp azalacaktır. Dolayısıyla anne babaların, çocuklarını sırf içinde barındırdığı şiddetten ötürü futboldan uzak tutmalar çok gerçekçi bir yaklaşım olarak gelmiyor bana. Aksine isterseler dünyayı güzelleştirebilecek olan çocukların futbolu da hayatı da güzelleştirebileceklerine olan inancımı korumak istiyorum. Yeter ki futbolun güzellikleriyle birlikte hayatın güzelliklerini de keşfetsinler. Yeter ki biz büyükler, küçük hırslarımızı kenara bırakıp onlara bir yol gösterici olalım. Ben, Maradona ve küçük kızı Dalma’nın (isterseniz biz onu Türkleştirip Damla diyelim) baktığı o küçük ama içeriye bütün güneş ışınlarını alan pencereden bakmaya devam edeceğim futbola ve hayata.

Tam da Çocuk bayramı haftasında, dede İtalyan efsanesi Cesare Maldini, oğul İtalyan efsanesi Paola Maldini ve torun Daniel Maldini’nin üç kuşak devam eden futbol aşkının, bizim topraklara da artık yavaş yavaş uğrasın da, çocuklar sarı papatyalar toplayıp babalarının konçlarına taksınlar diye bekleyişimi sürdüreceğim.