Kibir Çağında İnsanlığımızı Geri Kazanmak

Kadim Yayınları olarak Anthony T. Kronman’ın Gerçek Muhafazakârlık: Kibir Çağında İnsanlığımızı Geri Kazanmak kitabıyla ilk karşılaşmamız, Yale Üniversitesi Yayınları kataloğunu incelerken oldu. Kitabın başlığı ilk anda dikkatimi çekti. Özellikle Kibir Çağında İnsanlığımızı Geri Kazanmak alt başlığı, son yıllarda okuduğum en güçlü ve en iddialı kitap başlıklarından biriydi. Bugün yaşadığımız fikrî ve ahlâki krizi tek bir cümlede bu kadar isabetli ifade edebilmek kolay değil. Bu başlığın arkasında güçlü bir düşünce bulunduğunu hissettim ve kitabı okumaya başladım. İlk bölümler ilerledikçe bunun sıradan bir muhafazakârlık kitabı olmadığını gördüm. Kronman, siyasal muhafazakârlığın sınırlarını aşan, insanın anlam arayışını merkeze alan bir medeniyet muhasebesi yapıyordu. O noktada Kadim Yayınları olarak bu kitabı Türkçeye kazandırmamız gerektiğine karar verdik.

Bir kitabın asıl gücü, okurunu yeni cevaplarla buluşturmasından önce yeni sorularla karşı karşıya bırakabilmesidir. Nitekim Kronman’ın Gerçek Muhafazakârlık adlı kitabı da tam da bu iddia ile yola çıkıyor. Başlıktaki “kibir çağı” ifadesi, yaşadığımız dönemi tanımlayan güçlü bir teşhis. İnsanlığın bugün karşı karşıya bulunduğu kriz, siyasal kutuplaşmanın, ekonomik dalgalanmaların ya da teknolojik dönüşümün ötesinde bir anlam krizi, bu artık malûmun ilanı. Modern insan kendi aklına duyduğu güveni mutlaklaştırdı. Geleneği küçümsedi. Tarihi yük olarak görmeye başladı. Dini özel alana hapsetti. Hayatı yalnızca bugünün ihtiyaçları üzerinden okumaya yöneldi. Kronman’ın kitabı, bu zihinsel iklimi “kibir çağı” olarak adlandırıyor ve insanın kaybettiği ölçüyü yeniden arıyor.

Kitap, muhafazakârlık konusunda son dönemde yayımlanan metinlerden farklı bir yerde duruyor. Yazar, siyasetin gündelik tartışmalarına sıkışmıyor. Oy tercihlerini, parti rekabetini ya da ideolojik kamplaşmayı da merkeze almıyor. İnsanın nasıl bir anlam arayışı içinde olduğunu sorguluyor. Aristoteles’ten Burke’e, Tocqueville’den Hannah Arendt’e uzanan geniş bir düşünce geleneğini bugünün meseleleriyle buluşturuyor. Muhafazakârlığı geçmişi koruma refleksi olarak tanımlamıyor. Onu insanın sınırlılığını kabul eden, medeniyet birikimine saygı duyan ve hayatın yalnızca akılla açıklanamayacağını hatırlatan bir dünya görüşü olarak yeniden inşa ediyor. Bu yaklaşım da kitabı son yıllarda yayımlanan muhafazakârlık literatürünün dikkat çekici eserlerinden biri hâline getiriyor.

Türkiye’de nasıl karşılanacağını merak ederek kitabı yayımladık. Yayıncılık mesleğinde yıllar içinde öğrendiğim önemli gerçeklerden biri şudur: Genel yayın yönetmenlerinin “çok iyi kitap” diye nitelendirdiği eserler çoğu zaman geniş okur kitlesine ulaşmaz. Nitelik ile görünürlük, fikir değeri ile satış başarısı her zaman aynı çizgide ilerlemez. Yayıncılar da bunu çok iyi bilir. Buna rağmen kitabın Türkiye’de muhafazakârlık konusuna ilgi duyanlar arasında bir heyecan yaratabileceğine dair bir inancım da vardı. Çünkü Gerçek Muhafazakârlık, günlük siyasetin ötesine geçen, muhafazakârlığın geleceğini tartışmaya açan ender eserlerden biri. Bu nedenle kitap üzerine kapsamlı bir değerlendirme yazısı bile hazırlamaya başladım. Dikkatlice okudum, notlar aldım, yazarın kurduğu düşünce sistemini doğru kavrayabilmek için uzun süre metin üzerinde çalıştım. Yazıyı tamamlamak ise bir türlü nasip olmadı. Ama hâlâ metnin üzerine çalışıyorum.

Bu süreçte Liman Kitap Kafe’de kıymetli hocalarımızla kitap üzerine sohbetlerimiz oldu. Farklı disiplinlerden gelen isimlerin ortak kanaati, Kronman’ın önemli bir tartışmanın kapısını araladığı yönündeydi. Kitap en çok Erol Göka’nın dikkatini çekti. Nitekim Göka, Kritik Bakış‘ta peş peşe yayımladığı “Gerçek Muhafazakârlık”, “Şimdi Muhafazakâr Enternasyonal Zamanı!” ve “Nihilizm ve Fanatizme Karşı Muhafazakârlık” başlıklı yazılarıyla kitabın kapsamlı bir değerlendirmesini yaptı. Göka, sadece Kronman’ın tezlerini açıklamakla yetinmedi. Tartışmayı yeni bir kavramsal zemine taşıdı. Özellikle ortaya koyduğu “Muhafazakâr Enternasyonal” kavramı üzerinde uzun süre düşünmek gerekiyor. Bugüne kadar enternasyonalizm daha çok sol düşünceyle özdeşleşmişti. Göka ise medeniyet, gelenek, aile, din ve insan onuru etrafında ortak hassasiyetler geliştiren düşünürlerin uluslararası ölçekte yeni bir fikrî dayanışma kurabileceğini ileri sürüyor. Bu öneri, kitabın sınırlarını genişleten önemli bir katkı niteliği taşıyor.

Buradaki asıl mesele, muhafazakârlığın geleceğinden çok, insanlığın geleceğini hangi değerlerin ayakta tutacağı sorusudur. Tartışmanın merkezinde modern insanın hakikatle, gelenekle, tarihle ve aşkın olanla kurduğu ilişkinin mahiyeti bulunuyor. Kronman bu soruyu Batı düşüncesinin büyük metinleri üzerinden yeniden gündeme taşıyor. Erol Göka ise tartışmayı Türkiye’nin fikrî ve medeniyet birikimiyle buluşturarak yeni bir kavramsal ufuk açıyor. Bu yönüyle Gerçek Muhafazakârlık, bir kitabın sınırlarını aşan fikrî bir müdahale niteliği taşıyor. Göka’nın üç yazısı da bu müdahaleyi daha geniş bir düşünce zeminine yerleştiriyor. Ortaya çıkan tartışma, 21. yüzyılda insanı ayakta tutacak ahlâki ve medenî ilkelerin hangi zeminde yeniden inşa edilebileceği sorusunu merkezine alıyor. Kibir çağında insanlığımızı geri kazanmak, geçmişi yeniden üretme çabası değildir; insanı insan yapan değerleri geleceğe taşıyacak bir medeniyet iddiasını yeniden kurabilmektir. Kanaatimce önümüzdeki yıllarda muhafazakâr düşünce etrafında yürütülecek en önemli tartışmaların odağında da bu arayış yer alacaktır.