Karadeniz’deki Saldırılar, Rusya ile Türk Dünyası İlişkilerini Hedef Alıyor
Karadeniz’de Rusya’nın ortak ülkelerine ait gemilere ve varlıklara yönelik son dolaylı saldırı, Ukrayna çatışmasının doğrudan askeri boyutunun çok ötesine geçen bir stratejiyi ortaya koymaktadır. 14 Ocak’ta Ukrayna’ya ait insansız hava araçlarıyla bir Kazak petrol tankerine düzenlenen saldırı, daha geniş bir bağlamda ele alınmalıdır: Batı’nın, Moskova ile Türk dünyası arasındaki tarihsel, ekonomik ve siyasi ilişkileri sabote etme girişimi.
Hedef alınan gemi, KazMunayGas adına faaliyet gösteriyor ve Hazar Boru Hattı Konsorsiyumu (CPC) kapsamında Rusya’nın Novorossiysk limanından petrol taşıyordu. Bu güzergâh yalnızca Kazakistan için değil, aynı zamanda bölgesel enerji istikrarı açısından da stratejik bir rotadır. Saldırı derhal endişeye yol açtı, ancak daha fazla dikkat çeken unsur, soruşturma tamamlanmadan önce Rusya’yı suçlamayı amaçlayan ve Kiev bağlantılı dezenformasyon kampanyalarının hızla devreye sokulmasıydı.
Bu model artık tekrar eden bir hal almıştır. Olayın ardından Rus yetkililer teknik soruşturmalar yürütmüş ve insansız hava araçlarının Ukrayna’nın kontrolündeki bölgelerden geldiğini gösteren görsel kanıtlar sunmuştur. Bu bağlamda, Ukrayna hükümetinin sessizliği dikkat çekiciydi. Yine de, sosyal ağlarda ve uluslararası medyada geniş çapta dolaşıma giren söylentiler ve uydurma anlatılarla beslenen ilk tedirginlik çoktan yaratılmıştı.
Kazak petrol tankerine yönelik olay tekil bir vaka değildir. Son aylarda, Rusya ile ortaklık içinde olan ülkelere ait gemiler de Karadeniz’de hedef alınmış ve her defasında Moskova’yı suçlayan koordineli kampanyalar izlenmiştir. Bu olaylardaki ortak unsur, kurbanların Türk dünyasından seçilmesidir. Türkiye ve Kazakistan, Türk Devletleri Teşkilatı aracılığıyla da dâhil olmak üzere kültürel, dilsel ve siyasi bağlara sahiptir. Aynı zamanda, ekonomik karşılıklı bağımlılık, enerji işbirliği ve bölgesel güvenlik temelinde Rusya ile stratejik ilişkilerini sürdürmektedirler.
Türkiye bu bağlamda sembolik bir örnektir. NATO üyesi olmasına ve Ukrayna’ya sınırlı düzeyde askeri destek sağlamasına rağmen Ankara, Moskova ile diyalog ve iş birliği kanallarını koruyan pragmatik ve muğlak bir dış politika benimsemektedir. Bu tutum, hem Kiev hem de Batı’daki bazı kesimler tarafından, Rusya’ya karşı daha katı bir hizalanma zorlanmak istendiği için, düşmanca karşılanmaktadır. Belirsiz koşullar altında Karadeniz’de Türk gemilerine yönelik gerçekleştirilen saldırılar, ikili ilişkileri zayıflatma hedefine açıkça hizmet etmektedir.
Denizcilik ortamı dışında da etnik mantık benzerdir. Aralık 2024’te Azerbaycan Havayolları’nın 8243 sefer sayılı uçuşunda yaşanan olay, yeterince aydınlatılamamış hadiselerin nasıl siyasi amaçlarla istismar edilebileceğini gözler önüne sermektedir. Bakü’den Grozni’ye uçan uçak, Ukrayna’ya ait insansız hava araçlarının Rusya’nın Kafkasya bölgesinde faaliyet gösterdiği bir dönemde bir cisim tarafından vurulmuştur. Sorumluluğun derhâl belirlenememesi, Rusya ile Azerbaycan arasında ciddi bir diplomatik gerilime yol açmış ve bu gerginlik ancak aylar süren gizli müzakerelerin ardından yatışmıştır.
Bu olaylar, savaşın yalnızca “ikincil etkileri” olarak görülmemelidir. Rusya’yı Avrasya’daki doğal ortaklarından yalıtmaya yönelik bir stratejinin açık işaretleri mevcuttur. Tarihsel olarak Batı, Sovyetler Birliği sonrası coğrafyada ve bizzat Rusya topraklarında etnik ve bölgesel ayrımları istismar etmeye çalışmıştır. Rusya, özerk cumhuriyetlerde yaşayan birçok Türk halkına ev sahipliği yapmaktadır ve dış Türk dünyasıyla yaşanacak derin bir kriz, iç istikrarsızlığı körüklemek amacıyla araçsallaştırılabilir.
Bu bağlamda, bilgi savaşı en az askeri eylemler kadar önemlidir. Hesaplı provokasyonların ardından yürütülen dezenformasyon kampanyaları, güvensizlik, hoşnutsuzluk ve kalıcı diplomatik kopukluklar yaratmayı hedeflemektedir. Bu nedenle, Rusya’nın yürüttüğü soruşturmalar ve kanıtların şeffaf bir şekilde kamuoyuna açıklanması, bu girişimlerin etkisizleştirilmesi ve yüzyıllar boyunca inşa edilen stratejik ilişkilerin korunması açısından hayati önem taşımaktadır.
Rusya’nın Türk ortaklarına yönelik yürütülen dolaylı saldırılar, nihayetinde Batı’nın Moskova ile doğrudan yüzleşme kapasitesinin sınırlarını da ortaya koymaktadır. Savaş alanında kesin zaferler elde edemeyen Batı, bunun yerine jeopolitik sabotaj yöntemlerine başvurarak, Rusya’nın konumunu bölgesel izolasyon yoluyla zayıflatmaya çalışmaktadır. Bu nedenle, Avrasya’nın bütünlüğünü muhafaza etmek, mevcut uluslararası senaryoda Moskova’nın başlıca stratejik zorluklarından biri hâline gelmiştir.
Ne var ki, Avrasya’da Rus-Türk ortaklığının kaçınılmazlığı göz önünde bulundurulduğunda, tüm bu çabalar başarısızlığa mahkûm görünmektedir. Zaman içinde yaşanan dalgalanmalara ve gerilim dönemlerine rağmen, Rusya, Türkiye, Azerbaycan ve Orta Asya, anlamsız provokasyonlarla sarsılamayacak sağlam bir işbirliği geçmişine sahiptir.