İran’da Rejim Değişikliği Gerçekleşirse, Bu İçeriden Olacaktır

İran’da siyasi bir değişim yaşanacaksa, bunun tanıdık sürgün figürleri ya da önceden hazırlanmış muhalefet koalisyonları tarafından yönetilmesi pek olası değildir.

Sürgündeki veliaht prens ve muhalif figür Rıza Pehlevi’nin destekçileri dahi, zaman zaman açıkça, onun Amerika Birleşik Devletleri’nin desteği olmaksızın geri dönemeyeceğini kabul etmektedir. Üstelik ABD’nin stratejik odağının başka yönlere kaymasıyla bu desteğin devam edip etmeyeceği de belirsizleşmiştir. Sürgün meşruiyeti dış desteğe dayanır; iç meşruiyet ise böyle bir bağımlılık taşımaz. Değişim, neredeyse kesin olarak, ülke içinden ve dışarıdan öngörülmesi güç şekillerde doğacaktır.

İran’da siyasal meşruiyet, baskıya ortaklaşa maruz kalma, görünür kişisel risk ve İslam Cumhuriyeti altında yaşanan deneyimlerin sürekliliği üzerinden, içeriden kazanılır. Kalıcı olarak ülke dışında yaşayan bir liderlik ise, ideolojisi ne olursa olsun, örgütsel erişim, medya görünürlüğü ya da uluslararası tanınırlıkla kolayca telafi edilemeyecek yapısal bir güvenilirlik açığıyla karşı karşıyadır. Bu yüzden İran siyaseti, dışarıdan yapılan halef alışverişini sürekli olarak boşa çıkarmaktadır.

Bu kısıtlama, dış gözlemcilerin sıklıkla yanlış okuduğu bir İran siyasi mobilizasyonu özelliğini açıklamaya yardımcı olur: lider figürlerin azlığı ve ademi merkeziyetçilik. Bu tür hareketler uyum yeteneği yüksek yapılardır. Güvenlik aygıtı, örgütleyicileri tespit etme, işyerleri ve aileler üzerinden baskı kurma ve görünür liderliğin toplumsal enerjiyi kalıcı bir örgütlenmeye dönüştürmesini engelleme konusunda onlarca yıllık bir deneyime sahiptir. Bu koşullar altında düzenli hiyerarşiler bir zaaf oluşturur. İran’da gördüğümüz dağınık ağlar, tam da başlarını koparmak daha zor olduğu için daha uzun süre ayakta kalmaktadır.

Ancak izlenmesi gereken değişken görünür bir liderlik değilse, nedir? Rejime uyum göstermenin, bunu sürdüren insanlar açısından hâlâ anlamlı olup olmadığıdır.

Yıllar boyunca İslam Cumhuriyeti, bazı temel seçmen gruplarıyla yaptığı bir tür pazarlığa dayanmıştır: devlet bağımlı ekonominin kimi kesimleriyle, muhafazakâr ve güvenlik yanlısı tabanın belirli bölümleriyle. Anlaşma şuydu: bireysel özgürlüklerin kısıtlanmasını kabul edin ve ekonomik durgunluğa katlanın; rejim de size dış tehditlere karşı düzen ve stratejik güvenlik sağlasın. Bu pazarlığın herkes tarafından içselleştirilmesi gerekmez; destekçileri bağlı tutacak ve kararsızları temkinli kılacak kadar inandırıcı olması yeterlidir.

2025’te yaşananlar, bu vaadin ne kadar içi boş hale gelebileceğini gözler önüne serdi. Haziran ayında İran ile İsrail arasında yaşanan 12 günlük savaş, istihbarat ve hava savunmasında ciddi zaafları ortaya çıkardı ve İran’ın caydırıcılığının ne kadar hızlı ve görünür şekilde delinebileceğini gösterdi. Üstelik bu durum, İran’ın “direniş ekseni” olarak bilinen – bölgesel ortaklar ve vekil yapılar ağı – zaten ağır hasar almışken yaşandı. Rejimin içerideki yetkinlik iddiası çöktü. Dışarıdaki başarısızlık, içerideki meşruiyeti aşındırdı.

Ardından gelen ekonomik şok bu etkiyi daha da keskinleştirdi. Para biriminin değer kaybı ve enflasyonist baskı, huzursuzluğu ne Tahran’da ne de öğrenciler arasında başlattı; bu hareket en yoksul bölgelerde – çoğu İranlının adını dahi bilmediği küçük şehirlerde – ve çarşı esnafı ile dükkân sahipleri arasında filizlendi. Bu gruplar, tarihsel olarak ekonomik istikrar karşılığında siyasal kısıtlamalara göz yummuş kesimlerdir. Öğrenciler ve büyük kentler henüz devreye girmemişken onların önce harekete geçmesi, önemli bir mesaj içeriyordu: Düzenin bozulmasından en fazla zarar görecek olanlar, artık devamlılığın kendilerinde daha büyük bir kayba yol açacağına kanaat getirmişti.

Tüm bunlar, etkili olabilmek için hazırda bekleyen bir hükümet gerektirmez. Pek çok çöküş ve geçiş süreci, mevcut sistemin artık günlük yaşamı kabul edilebilir bir düzeyde sürdüremediği ya da krizlere karşı koordineli bir yanıt veremediği noktada başlar. Programlar ve liderlikler çoğu zaman bu tür bir kırılmanın ardından, bir boşluk oluştuğunda ve beklemektense peşinden gitmenin daha güvenli hâle geldiği anda şekillenir.

Dikkatle izlenmesi gereken üç unsur vardır: Birincisi, devletin kapasitesi — sistemin hâlâ kamu hizmetleri, maaşlar ve idari öngörülebilirlik gibi temel ihtiyaçları karşılayıp karşılayamadığı. İkincisi, elitlerin uyumu — özellikle dinî, güvenlik ve ekonomik kurumlar içindeki grupların baskı, uzlaşma ve kaynak tahsisi arasındaki denge konusunda hâlâ aynı çizgide olup olmadıkları. Üçüncüsü ise istikrar mutabakatının kendisi — kilit seçmen grupları rejimin hâlâ koruma ve düzen sağlayabileceğine inanıyor mu?

Eğer bir değişim gerçekleşirse, bu ihtimal dahilinde, yurt dışındaki tanınmış figürlere düzenli bir yetki devrinden çok, bir kırılmayı izleyen mücadelesi süren bir yeniden yapı şeklinde tezahür edecektir. İran’daki kurumsal aktörler — güvenlik hizmetleri de dahil olmak üzere — istikrarsızlığı yönetebilir; ancak zorlama kapasitesi ile meşruiyet aynı şey değildir. Düzeni tesis edebilme yetisi, kimliklerin, ahlak anlayışlarının ve kurtarıcı figürlerin topluma dayatılmasına giderek daha şüpheyle yaklaşan bir halk nezdinde yeniden rıza üretme becerisini beraberinde getirmez.

Dışarıdan gözlemciler, Batı’nın zaman çizelgesine uygun, düzgün ve hazır alternatifler arama eğiliminden kaçınmalıdır. Görünür bir halefin olmayışı, meşruiyet yeniden şekillenmeye hazır hale gelmeden önce otoritenin zayıflamakta olduğuna işaret edebilir. İran değişecekse, bu değişim içeride yapılacak; kısıtlamalar altında biçimlenecek ve dışarıdan bakıldığında ancak olup bittikten sonra anlaşılabilir olacaktır.

* Bu makaleye herhangi bir yapay zekâ katkısı bulunmamaktadır — Mitra Safavi-Naeini.

** Mitra Safavi-Naeini, bilim ve kamu politikası alanlarında çalışmaları bulunan, Avustralya merkezli bir araştırmacıdır. Bu yazıyı kişisel görüşlerini ifade ederek kaleme almıştır. İleri sürülen düşünceler yalnızca kendisine aittir.

Kaynak: https://www.aspistrategist.org.au/iranian-regime-change-if-it-happens-will-be-home-made/