İran Savaşından Milyarları Kim Kazanıyor?

Başkan Trump hafta sonu düzenlediği bir seçim mitinginde, Amerikalıların yüksek petrol ve benzin fiyatlarına ilişkin kaygılarını önemsizleştirdi; bunun, “bizim” bu yüksek fiyatlardan kazandığımız yüz milyarlarca dolar karşısında küçük bir bedel olduğunu ileri sürdü.

“Servet kazanıyoruz” dedi. “Yüz milyarlarca dolar. Trilyonlarca dolar.”

Trump’ın anlattığına göre insanlar benzine biraz daha fazla para ödüyordu ama bunun önemi yoktu, çünkü “biz” çok para kazanıyorduk.

Asıl soru şu: “Biz” kim? Amerikan halkı olmadığını biliyoruz. Halk yerinde sayan ücretlerle, enflasyonla ve akaryakıt istasyonunda her geçen gün artan bir yükle karşı karşıya. Bu ayın başlarında yapılan bir Economist/YouGov anketi, enflasyon ve fiyatların açık ara Amerikalıların en büyük kaygısı olduğunu ortaya koydu. İkinci sırada ise istihdam ve ekonomi vardı.

Aynı ankette Amerikalılara ABD ekonomisinin durumunu nasıl değerlendirdikleri de soruldu; ilk sırada, yine açık ara farkla “kötü” yanıtı yer aldı.

“Biz”, yani Amerikan halkı savaştan yüz milyarlarca dolar kazanıyor olsaydı, bu ikisinin halkın en büyük iki kaygısı olmayacağını düşünürdünüz.

Ama Başkan’ın “biz” derken neyi kastettiğini anlıyoruz. Hükümetin savaş makinesiyle doğrudan ya da dolaylı olarak koyun koyuna olan “özel” sektörün o kesimini kastediyordu. Petrol şirketlerinden silah üreticilerine ve aradaki her şeye kadar, savaş ve çatışma, geri kalanımızın sırtından güçlü bağlantılara sahip şirketlerin kârlarını yükseltiyor.

Sürekli savaş hâlinde olmamızın nedeni bu. Afganistan’da yirmi yıl, Irak’ta da benzer bir süre. Somali gibi yerlerde bitmek bilmeyen bombardımanlar. Ukrayna’da Rusya’yla on iki yıldır süren ve hâlâ devam eden bir vekâlet savaşı. Dünyanın dört bir yanında askerî üsler ve gizli operasyonlar.

Peki ya dünyanın en büyük askerî bütçesinin bir savaşı kazanmaya yetecek kadar gerçek silah sağlamadığını görürsek? Onun da bir sakıncası yok: Askerî harcamaları ikiye katlayın ve itiraz eden herkesi vatanseverlikten yoksun olmakla suçlayın!

Çoğu hükümetle iş dünyası arasında döner kapı işlevi gören, muazzam siyasi güce sahip “özel” şirketler, Trump’ın deyişiyle savaştan “çok para kazanıyor”. Bu savaşlar ABD için zaferle, yenilgiyle ya da çıkmazla sonuçlansa da hükümetle koyun koyuna olan bu şirketler her zaman kazanıyor. Para basma makinesi, paranın hükümetin kayırdığı şirketlere akmasını sağlarken savaşları destekleyen politikacılara da seçim bağışları yapılıyor.

Peki savaşları desteklemezseniz? Size Thomas Massie muamelesi yapılır.

Bitmeyen savaş daha fazla korporatizm doğurur; bu düzende özel sektör, serbest piyasada rekabet ederek mal sunmak için değil, siyasi iktidara hizmet etmek ve hükümetin halk üzerindeki denetimini güçlendirmek için vardır. Bunu, yoksulların sırtından zenginlere verilen bir sosyal yardım olarak düşünün. Sonuç tiranlıktır.

Kurucu Babalarımızın savaş açmayı olabildiğince zorlaştırmak istemesinin asıl nedeni de budur. Tarihi iyi bilen eğitimli insanlar olarak, savaş açma yetkisinin tek bir yöneticinin ya da bir oligarşinin elinde toplanmasının kitleleri yoksullaştıracağını, ahlaki ve mali iflasa yol açacağını anlamışlardı. Halkın temsilcilerinden hesap soracağını umarak savaş açma yetkisini “halkın organına”, yani Kongre’ye verdiler. Onların amaçladığından çok uzaklaştık; ayakta kalmak istiyorsak bu yetkiyi ve sorumluluğu yeniden sahiplenmeliyiz.

Kaynak: https://original.antiwar.com/paul/2026/10/26/who-is-making-billions-from-the-iran-war/