İran İslam Cumhuriyeti Hâlâ Ödünç Alınmış Zamanla Yaşıyor

Şu anda İran’la yapılacak bir anlaşma, molla rejiminin doğal olmayan ömrünü uzatabilir.

En azından şimdilik, yeni bir İran devrimi önlenmiş gibi görünüyor. Tarihinin en belirleyici protestolarının yaşandığı bir ayın ardından, İran’ın ruhani rejimi aralık ayının sonlarında patlak veren iç karışıklığı bastırmayı başarmış görünüyor. Bunu; kapsamlı bir internet kesintisine giderek, protestocuların yaygın biçimde öldürülmesiyle ve rejimin emriyle hareket eden yabancı milislerin uyguladığı vahşet yoluyla gerçekleştirdi.

Trump yönetiminin askeri bir müdahalesinin rejimi temelden istikrarsızlaştırabileceği —ya da en azından İran’daki son protesto dalgasına yeniden hayat verebileceği— yönündeki umutlar hâlâ yüksek. Ancak bu belirsizliğini koruyor. Beyaz Saray’dan gelen son sinyaller, Başkan Donald Trump’ın nükleer programı ve uluslararası terörizme verdiği destek konusunda Tahran’la bir tür uzlaşma arayışında olduğunu gösteriyor.

Böyle bir uzlaşma, İslam Cumhuriyeti için bir nefes alma fırsatı anlamına gelecektir. Ancak bu, neredeyse kesin olarak geçici olacaktır; zira Washington ile Tahran arasında düşünülebilecek herhangi bir anlaşma, İranlıları son on yıl boyunca giderek artan bir sıklıkla sokaklara döken temel nedenleri ele almaktan aciz kalacaktır.

Bu nedenler saymakla bitmez. Ekonomik açıdan bakıldığında, İslam Cumhuriyeti, sahip olduğu muazzam enerji zenginliğine rağmen, uzun süreli bir gerileme eğrisi üzerindedir. 2018 yılında Dünya Bankası, din adamlarının kırk yıllık yönetiminin ardından İranlıların, İslam Devrimi öncesine kıyasla yüzde 30 daha yoksullaştığını tespit etmişti. Bugün durum daha da kötüdür. İran riyalinin çöküşü —şu anda 1 ABD dolarına karşılık 1,1 milyon riyal gibi çarpıcı bir seviyeden işlem görmesi— sıradan İranlıların hem satın alma gücünü hem de birikimlerini istikrarlı biçimde aşındırmıştır. Bu arada, rejimin krizi hafifletmeye yönelik gecikmiş girişimleri —İranlılara aylık 7 dolar karşılığı ödenek sunulması da dâhil— durumu daha da ağırlaştırmaktan başka bir işe yaramamıştır.

Bu ekonomik başarısızlık, geniş ölçekli idari kötü yönetim tarafından daha da ağırlaştırılmıştır. Yıllar önce İran, dünyanın en fazla “su sıkıntısı çeken” ülkelerinden biri olarak zaten üst sıralarda yer alıyordu. Yıllara yayılan ihmal ve kötü planlamanın ardından, ulusal su krizi bugün o denli vahim bir hâl almıştır ki, geçen sonbaharda İran cumhurbaşkanı, yaklaşık 10 milyon nüfuslu başkentin —muhtemelen hidrolojik açıdan daha az kırılgan— başka bir yere taşınması gereğini kamuoyuna açıkça ilan etmiştir.

Demografik açıdan bakıldığında ise ülke, derin bir kuşak dönüşümü yaşamaktadır. İran’ın 93 milyonluk nüfusunun yaklaşık yüzde 60’ı 39 yaşında ya da daha gençtir; bu da İranlıların çoğunluğunun, Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin 1979’daki İslam Devrimi sırasında ya henüz doğmamış olduğu ya da siyasal bilinçten yoksun bulunduğu anlamına gelmektedir. Bu kuşak, bir zamanlar rejime ve onun dinsel ilkelerine desteği ayakta tutan ideolojik bağlardan yoksundur. Bu nedenle, Eylül 2022’de rejim güçlerinin 22 yaşındaki Kürt İranlı aktivist Mahsa Amini’ye uyguladığı şiddet, başörtüsünün —ya da İslami hicabın— reddini merkeze alan ülke çapında bir ayaklanmayı tetiklemiştir.

Bu protestolar, daha da derin bir olgunun yansımasıydı: İran toplumunda dindarlığa ve dolayısıyla rejimin kendisine yönelik giderek büyüyen bir reddiye. İran’ın ayetullahları açısından bu meydan okumanın boyutu, 2024 yılında gerçekleştirilen bir hükümet araştırmasıyla ortaya konmuştur. Buna göre, İranlıların yalnızca yüzde 22,5’i dinî bir yönetimi desteklerken, ezici çoğunluk —yüzde 73— cami ile devletin ayrılmasından yana tutum almıştır.

Dolayısıyla, İranlıların İslam Cumhuriyeti’ni giderek iflas etmiş bir kavram olarak görmeleri pek de şaşırtıcı değildir. Hollanda merkezli bir kamuoyu araştırma kuruluşu olan GAMAAN’ın Ağustos 2025’te gerçekleştirdiği bir ankete göre, katılımcıların yüzde 70’i “İslam Cumhuriyeti’nin devamına karşı” olduğunu belirtmiş; ankete katılanların yüzde 40’ı ise rejimin çöküşünün “değişim için bir ön koşul” olması gerektiğine inandığını ifade etmiştir. Başka bir deyişle, İran nüfusunun belirleyici bir kesimi artık sorunun rejimin kendisi olduğu kanaatindedir.

Bütün bunlar kaçınılmaz bir sonuca işaret etmektedir: İslam Cumhuriyeti ödünç alınmış bir zamanla yaşamaktadır. İran’ın ayetullahları mevcut anı şimdilik idare edebilir; ancak Washington ile yapılacak hiçbir anlaşma, rejimin yapısal çürümesini tersine çeviremez ya da ülke içinde yitirdiği meşruiyeti yeniden tesis edemez.

Geriye kalan tek soru şudur: Rejimin kaçınılmaz hesaplaşma anı nihayet geldiğinde, Amerika Birleşik Devletleri tarihin doğru tarafında konumlanmış olacak mıdır?

* Ilan Berman, Washington DC’de bulunan Amerikan Dış Politika Konseyi’nin kıdemli başkan yardımcısıdır. Orta Doğu, Orta Asya ve Rusya Federasyonu’nun bölgesel güvenliği konusunda uzman olan Berman, Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın yanı sıra Dışişleri Bakanlığı ve Savunma Bakanlığı’na da danışmanlık yapmıştır. Berman ayrıca Missouri Eyalet Üniversitesi Savunma ve Stratejik Araştırmalar Bölümü’nün bağlı öğretim üyeleri arasında yer almakta ve Dünya Siyaseti Enstitüsü’nde misafir (yardımcı) profesör olarak görev yapmaktadır.

 

Kaynak: https://nationalinterest.org/blog/middle-east-watch/the-islamic-republic-of-iran-is-still-living-on-borrowed-time