Irak’ın Yeni Hükümeti Neden İran’ın Etkisinden Kurtulamayacak
Bağdat’ta İran yanlısı bir hükümetin kurulması, Amerika Birleşik Devletleri’nin Irak’a yönelik kalkınma planlarını doğrudan tehlikeye atacaktır.
Irak’taki Şii liderliğin ülkeye önderlik etmesi için aday gösterdiği isim olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, Washington’dan onay almayacaktır. Maliki’nin adaylığı, ülkede yapılan parlamento seçimlerinden iki buçuk ay sonra, 24 Ocak’ta ilan edildi; ancak yalnızca üç gün sonra Başkan Donald Trump, “Eğer [Maliki] seçilirse, Amerika Birleşik Devletleri Irak’a artık yardım etmeyecek,” diyerek kesin bir dille itiraz etti.
Irak’ın bir önceki hükümetine öncülük eden Şii blok olan Koordinasyon Çerçevesi’nin bu duyurusu, Maliki’nin başbakanlığı kesinleştirdiği anlamına gelmiyor. Koordinasyon Çerçevesi, içindeki siyasi çıkmazı Maliki’yi aday göstererek aşmış olsa da, bu tercih konusunda tam bir mutabakat sağlanabilmiş değil. Bu durum, Irak’ın çok aşamalı hükümet kurma sürecinde Maliki’nin kalan engelleri aşmasını zorlaştırabilir. Trump’ın açık muhalefeti de onun şansını artırmak bir yana, ciddi biçimde azaltacaktır.
Maliki’nin başarılı olup olmayacağından bağımsız olarak, Irak’ta görevi üstlenecek kişinin kendi başına hareket eden bir lider olması pek olası değil. Üstelik bu durum yalnızca Trump ya da Amerika Birleşik Devletleri ile sınırlı değil; İran İslam Cumhuriyeti’nin nüfuzu, Irak’ın dört bir yanında derinden hissediliyor.
Trump yönetimi, önümüzdeki yıllarda Irak’a dair büyük beklentiler taşıyor. Bu beklentiler, ülkeyi Tahran’ın pençesinden kurtarmaktan kalkınmayı ve ekonomik büyümeyi teşvik etmeye kadar uzanıyor. Ancak Beyaz Saray açısından süreç umulduğu gibi işlemedi: Kasım seçimlerinde İran destekli Şii partiler büyük bir zafer kazandı. Oylar sayıldıktan sadece birkaç gün sonra Koordinasyon Çerçevesi, kendisini en büyük blok ilan ederek yeni hükümeti kurma niyetini açıkladı.
Bu bloğun bazı üyeleri, ülke üzerinde olağanüstü nüfuza sahip olan İran bağlantılı milisleri temsil ediyor. Yine de Washington’un, bu milis yapıların yeni hükümette hiçbir şekilde yer almaması gerektiği yönünde Bağdat’a net bir mesaj ilettiği bildiriliyor. Pratikte bu, başbakanın ve kilit bakanların herhangi bir silahlı gruptan gelmemesi gerektiği anlamına geliyor.
Nuri el-Maliki, doğrudan İran destekli bir milis grubunun mensubu olmasa da, siyasi kariyeri boyunca bu milislerin ve onlara bağlı siyasi partilerin hamisi ve savunucusu olarak hareket etti. Maliki, 2014 yılında IŞİD’e karşı yürütülen mücadele sırasında, büyük ölçüde İran destekli milislerden oluşan resmî bir Irak güvenlik kurumu olan Halk Seferberlik Güçleri’ni (PMF) kurarak bu yapıların rolünü yasal zemine oturttu. PMF, aralarında Amerikan askerlerini öldüren ve ABD tarafından Yabancı Terör Örgütü (FTO) olarak tanımlanan grupların da bulunduğu İran destekli milislerin Irak’taki etkilerini meşrulaştırmış, genişletmiş ve kurumsallaştırmıştır.
Koordinasyon Çerçevesi ise milislerle bağlantılı isimleri çoktan ön plana çıkarmış durumda. Koalisyonun ilk liderlik seçimlerinde Meclis Birinci Başkan Yardımcılığı görevine Adnan Feyhan el-Duleymi’yi aday göstermesi ciddi endişelere yol açtı. El-Duleymi, yalnızca ABD tarafından terör örgütü olarak tanımlanan Asaib Ahl el-Hak (AAH) ile bağlantılı olmakla kalmıyor; aynı zamanda, AAH güçlerinin bir Amerikan askerini öldürdüğü, ardından dört askeri kaçırarak infaz ettiği 2007 Kerbela saldırısında da doğrudan rol oynamıştı.
Yeni hükümetin, milislerle herhangi bir bağı bulunmayan figürlerden oluşması kuşkusuz hem Amerika Birleşik Devletleri hem de Irak halkı için önemli bir kazanım olurdu. Ancak bu kırmızı çizgi, özellikle Maliki yönetimi altında, kilit bakanlıklar ve ekonomik alanlardaki kökleşmiş İran yanlısı aktörlerin etkisini ortadan kaldırmaya yetmeyecektir.
Koordinasyon Çerçevesi’nin zaten İran’ın doğrudan desteğine sahip olması, Tahran’ın tercih ettiği milis liderleri ve siyasetçilerin her önemli karar sürecinde masada yer alacağı anlamına geliyor. Bu durum, Washington’un Irak’ta silahsızlanma ve normalleşme yönündeki beklentileriyle örtüşmeyen bir siyasi zemin yaratıyor.
Ayrıca, Koordinasyon Çerçevesi İran destekli milis liderlerinin dışlanması yönündeki Amerikan çağrılarına karşı ciddi bir direniş sergilememektedir. Çerçevenin liderlik toplantılarına ait neredeyse her fotoğrafta, Asaib Ahl el-Hak’ın lideri Kays el-Hazali’nin, zaman zaman dönemin başbakanının hemen yanında oturduğu görülmektedir. Bu grup, 2003 yılındaki ABD işgalinden bu yana Amerikan ve koalisyon güçlerine karşı binlerce saldırı düzenlediğini iddia etmektedir. Beyaz sarığıyla kolayca ayırt edilen Hazali, ABD tarafından terörist olarak tanımlanmış bir isimdir ve siyasi kimlik edinme girişiminden önce, el-Duleymi’nin de karıştığı 2007 Kerbela saldırısını bizzat emrettiği gerekçesiyle tutuklanmıştır. Hazali, bu yıl söz konusu terör saldırısıyla hâlâ gurur duyduğunu açıkça dile getirmiştir.
Toplantılarda sık sık ön sırada ve tam ortada oturan bir diğer önde gelen isim, tecrübeli bir milis lideri ve Bedir Örgütü’nün genel sekreteri olan Hadi el-Amiri’dir. İran’ın İslam Devrim Muhafızları, Bedir’i 1980’li yılların başında kurmuştur ve o tarihten bu yana örgüt, İran’ın çıkarlarını hem askerî araçlarla hem de devlet yapısına sızarak sistematik biçimde ilerletmiştir. Amiri, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’i “yalnızca İranlıların değil, tüm İslam ümmetinin de lideri” olarak nitelendirmiştir.
Koordinasyon Çerçevesi’nin lider kadrosundaki kaygı verici figürler yalnızca bunlarla sınırlı değildir. İran destekli ve ABD tarafından terör örgütü olarak tanımlanmış olan Irak’taki en saldırgan gruplardan biri olan Kataib Hizbullah’ın siyasi kanadı da bu blok içerisinde yer almaktadır. Aynı şekilde, Şii yapı içerisindeki pek çok diğer lider de İran destekli örgütlerle doğrudan ya da dolaylı ilişkilere sahiptir.
Iraklılar, Trump’ın uyarısını dikkate alıp Maliki’yi seçmeseler bile, bu aktörler ya doğrudan Maliki hükümeti altında ya da Koordinasyon Çerçevesi’nin onaylayacağı başka bir başbakan yönetiminde karar alma süreçlerinde etkili olmaya devam edeceklerdir.
Trump yönetimi, Şii liderliğin öne süreceği her adayı —görevden bağımsız olarak— büyük bir dikkat ve temkinle değerlendirmelidir. Batı ile gerçek ve istikrarlı bir ortaklık inşa edilecekse, İran’ın Irak’taki güçlü müttefikleri yalnızca hükümet pozisyonlarından değil, Şii siyasi karar organı olan Koordinasyon Çerçevesi’nden de sistemli biçimde dışlanmalıdır.
Bu, ne Amerika Birleşik Devletleri’nin ne de ülkelerinin İran müdahalesinden bıkmış Iraklıların kısa vadede çözebileceği bir sorun değildir. Bu nedenle, İran’ın ülkedeki hâkimiyetini adım adım gerileten ve milislerin siyasi etkisini aşındıran küçük ama stratejik kazanımlar elde etmek büyük önem taşır. Örneğin, İran’a en yakın isimlerin güçlü hükümet görevlerine getirilmesini sistematik biçimde engellemek gibi.
* Bridget Toomey, Demokrasileri Savunma Vakfı’nda (FDD) araştırma analisti olarak görev yapmaktadır; çalışmaları özellikle İran’ın vekil aktörlerine, başta Irak’taki milis gruplar ve Husiler olmak üzere odaklanmaktadır. FDD’ye katılmadan önce İsrail’de Fulbright bursiyeri olarak bulunmuş ve Tel Aviv Üniversitesi’nde güvenlik ve diplomasi alanında yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. Lisans öğrenimi sırasında Amerikan Girişim Enstitüsü’nün Kritik Tehditler Projesi ile ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi’nde staj yapmıştır. Harvard Üniversitesi’nden hükümet alanında lisans, modern Orta Doğu çalışmaları alanında ise yan dal derecesiyle mezun olmuştur. Bridget’i X’te takip edebilirsiniz: @BridgetKToomey.