İnsan Hayatı Gereğinden Çok Daha Zor
İnsan hayatını kendimiz için gereğinden çok daha zor hale getiriyoruz.
Sanki acı çekmek, hastalanmak, yıpranmak ve ölmek zorunda olan ölümlü bedenlere doğmak tek başına yeterince zor değilmiş gibi. Bu bile başlı başına başa çıkmak için fazlasıyla yeterli olurdu. Sonra tüm bunların üzerine, kafamızda, gerçek bile olmayan bir sürü başka nedenden dolayı bizi mutsuz eden bu psikolojik ego yapılarını yaratıyoruz.
Yani, bu dünyaya fırlatılıyoruz ve neler olup bittiğine dair hiçbir fikrimiz olmuyor; önceki nesillerden miras kalan nevrozlar ve sanrılarla dolu, kaotik ve öngörülemez devlerle çevrili durumdayız; inanç sistemlerini, utancı, kendinden nefreti ve düşmanlığı kullanarak kendimizi nasıl mutsuz edeceğimiz bize çok hızlı bir şekilde öğretiliyor; birkaç yıl boyunca sendeleyip duruyoruz, belki bir ya da iki çocuk dünyaya getirip onlara da bizim kadar deli olmayı öğretiyoruz, sonra yere yığılıyoruz ve bizi bir çukura atıyorlar. Ve sonra her şey bitiyor.
Bu çok tuhaf, dostum.
Birbirimize sahip çıkabilir ve mezara doğru hızla ilerlerken birbirimizin elini tutabiliriz. Birisi bu tuhaf ve gizemli dünyaya doğduğunda, yeni gelene sadece şöyle diyebiliriz: “Hoş geldin, burada yalnızca kısa bir süre kalacağız, ama seni seviyoruz ve bu gezegendeki kısa zamanımızı birlikte yaşarken senin için buradayız.” Sonra da, en iyi bilim insanlarımızın bile anlayamadığı bir evrende yol alırken, gece çökene kadar sarılabilir, öpebilir, ağlayabilir ve birbirimize sokulabiliriz.
Bunu yapabilirdik, ama yapmıyoruz. Ölüme neredeyse hiç dikkat etmiyoruz. Her şeyin gizemli olduğu, hayatın büyük sorularının tamamen cevapsız kaldığı ve bilimin gerçekte neler olup bittiğinin %0,0001’ini bile açıklayamadığı gerçeğine neredeyse hiç dikkat etmiyoruz.
Bunun yerine, kafamızda bize sıkıntı ve hoşnutsuzluk veren hikâyeler uyduruyoruz. Yetersiz olduğumuza ya da sevilmeye layık olmadığımıza dair hikâyeler. Diğer insan gruplarının kötü olduğuna dair hikâyeler. Çevremizdeki insanların doğru olanı yapmadığına dair hikâyeler. Bir kariyer başarısı daha elde edip bir yaşam hedefine daha ulaşırsak kendimizi iyi hissedebileceğimize dair hikâyeler. Kafalarındaki doğru düşüncelere inanmazlarsa öldüklerinde sonsuza dek işkence göreceklerine dair hikâyeler. Her türden hikâye. Tüm gücümüzle inandığımız, durmaksızın süren zihinsel gevezelik.
Ve bunların hiçbiri gerçek değil. Kafataslarımızın içinde durmaksızın süren bu zihinsel monologlarla oyalanarak kendimizi fazlasıyla strese sokuyoruz ve bütün bu gösteriyi biz uydurduk. Hepsini. Tüm kusurları ve değersizlikleri. Tüm düşmanları ve çatışmaları. Tüm yanlış yapmalar ve yanılmalar. Hepsi uydurma.
Çoğu insan, kaygılı, korkmuş, düşmanca ve utanç içinde hissetmek için her türlü nedeni sunan, gerçek olduklarına inanılan zihinsel kurgulardan oluşan bu hayali dünyada yaşıyor. Sonra da zeki manipülatörler bu duyguları kullanarak bizi savaşlara, adaletsizliklere ve bugün karşımızda gördüğümüz tüm o kendine zarar veren insan davranışlarına rıza göstermeye yönlendiriyor. Ve her şeyin bu kadar berbat olmasının nedeni de bu.
Gerçekte var olan dünya, düşüncelerimizin tarif ettiği dünyadan olabileceği kadar farklıdır. Berrak bir şekilde deneyimlenen hayat, düşünce süzgecinden geçirilerek deneyimlenen hayattan, iki şeyin birbirinden olabileceği kadar farklıdır.
İnsan organizması, durmaksızın süren zihinsel gevezelik olmadan da gayet iyi işleyebilir. Düşünce, ihtiyaç duyulduğunda eline alınan ve ihtiyaç duyulmadığında bir kenara bırakılan yararlı bir araçtan başka bir şey olmak zorunda değildir; böylece dikkat, gün boyunca uydurulmuş saçmalıklar hakkında zihinsel gevezelik etmek yerine, duyuların derin ve hayranlık uyandırıcı mucizeliğinde dinlenebilir.
Tüm içsel işlev bozukluklarını çözmek ve bu açıklık düzeyine ulaşmak biraz çaba gerektirebilir, ancak bu, deliliğimizin çarklarını sürekli döndürmek ve kafamızın içinde tüm bu kurgusal dünyaları sürdürmek için hâlihazırda harcadığımız çabanın yanında çok küçük kalır. İçsel süreçlerimize açıklık getirmek ve gerçekliğe uyanmak aslında kolay olan yoldur. Sadece çok daha huzurlu ve keyiflidir.
Ve sonra sadece gerçeklikle birlikte olabiliriz. Bu yolculuğun içinde, onu olduğu haliyle deneyimleyebiliriz.Tüm güzellik. Tüm sevgi. Tüm acı. Tüm ölüm. Bunların hepsiyle birlikte olabiliriz. Her şeyle. Sonuna kadar.
Kaynak: https://www.caitlinjohnst.one/p/human-life-is-so-much-harder-than