İnkâr Avrupa’nın Gerçek Acil Durumudur
Avrupa genelinde, Avrupa’nın, Aralık 2025’te yayımlanan resmî Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin “medeniyetin silinmesi” olarak tanımladığı şeyle karşı karşıya olduğu yönündeki acı gerçeği kabul etme ve onunla yüzleşme konusunda hâlâ derin bir isteksizlik var gibi görünüyor; bu ifade ve kavram, taşıdığı vahamet itibarıyla ürperticidir. Bu meseleyi ciddi biçimde ele almaya yönelik herhangi bir girişimde genellikle öne çıkarılan iki politika alanı, göç ve kıtanın iklim değişikliğiyle aşırı meşguliyetinin sonuçlarıdır.
Avrupalı siyasi liderlere, Orta Doğu ve Afrika’dan Avrupa’ya akın eden çok sayıdaki yoksul kaçağın göçmen olarak kabul edilemeyeceğini anlatmanın son derece zor olduğu görülmüştür. Yasadışı biçimde orada bulunmaları bir yana, bunlar daha çok, milliyet bilinci olmayan, vardıkları yerlere asimile olma yönünde hiçbir hedef taşımayan ve yalnızca daha müreffeh bir yaşam elde etmeye, kendi kültürlerini korumaya ve bunları yeni ev sahiplerine dayatmaya odaklanmış umutsuz insan sürülerine benzemektedir. Daha çok, MS beşinci ve altıncı yüzyıllarda daha vahşi barbarların önünden kaçarak batıya, Batı Avrupa’ya doğru ilerleyen ve Roma İmparatorluğu’na katılmayı hiç düşünmeyen kitlelere benzemektedirler.
Avrupa Birliği’ne sızan yasadışı göçmenlerin sayısı artık nihayet kontrol altına alınmaktadır; ancak aralarında yeni milliyetlerine yönelik herhangi bir ciddi bağlılık duygusu geliştirme görevinin olağanüstü derecede zor olduğu görülmüştür. Avrupa Sınır ve Sahil Güvenlik Ajansı Frontex, 2025 yılında AB’nin dış sınırlarında yaklaşık 178.000 düzensiz geçiş kaydetmiştir; bu, bir önceki yıla göre yüzde 26’lık bir düşüş ve 2021’den bu yana kaydedilen en düşük yıllık toplamdır. En azından barbarlar, beraberlerinde öylesine ilkel dinler getirmişlerdi ki Hristiyanlığı hızla benimsediler; bu da yerli halkla yakın ilişki kurmalarına ve zamanla Avrupa’nın büyük uluslarına dönüşmelerine büyük ölçüde yardımcı oldu. Günümüzdeki göçmen dalgaları büyük ölçüde Müslümandır, son derece mezhepçidir ve ev sahibi toplumlara asimile olmaktansa ayrışmış ve çoğu zaman düşmanca bir durumda irinleşip çoğalmaya çok daha büyük bir eğilim göstermektedir.
Avrupa’nın küresel ısınma alarmistlerinin aşırı argümanlarına acınası biçimde teslim olmasının sonuçları ekonomik büyümeyi felce uğratmış, kıtayı beklenmedik göçe karşı iki kat savunmasız hâle getirmiş ve ekonomik durgunluğun ağır boyunduruğuyla bütün kıtanın moralini bozmuştur.
Avrupa, 50 yılı aşkın süredir ekonomik olarak Amerika Birleşik Devletleri’nin istikrarlı biçimde gerisinde kalmaktadır. 1980’de Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun dokuz ülkesi dünya gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYH) yüzde 27’sine sahipken, Amerika Birleşik Devletleri’nin payı yüzde 25’ti. Bugün aynı dokuz ülke ile Doğu Almanya’nın toplam payı yüzde 15,5 iken, Amerika Birleşik Devletleri’nin payı yüzde 26’dır. Başlıca yeni unsur elbette Çin’dir; ancak o da artık Amerika Birleşik Devletleri karşısında ilerleme kaydetmeyi bırakmıştır; Amerika Birleşik Devletleri ise hızla ilerlemeyi sürdürmekte ve Çin’in, tarihte herhangi bir azgelişmiş ekonominin yaşadığı en büyük ekonomik büyüme atağıyla geçen 40 yılına rağmen, 27 ülkeli genişletilmiş Avrupa Birliği ve Çin Halk Cumhuriyeti’nden ekonomik olarak hâlâ yüzde 70 daha büyüktür. Büyük Avrupa projesinin başlatılmasına eşlik eden tüm o güzel iyimserlik, Avrupa’nın dünyanın geri kalanına bakarken sergilediği bir ölçüde yozlaşmış kibirle lekelenmiş olsa da yerini öz bilinçli bir içe bakışa bırakmıştır.
Soğuk Savaş’ın sonunda yenilgiye uğramış uluslararası Sol, öngörülemeyen bir doğaçlama hamlesiyle, esas olarak Avrupa’da çevre korumacılığı furyasına atlamış, onun kontrolünü ele geçirmiş ve onu çevrenin tahrip edilmesine karşı iyi niyetli ama tuhaf bir koalisyon olmaktan çıkarıp gezegeni kurtarma adına kapitalizme karşı bir koçbaşına dönüştürmüştür. Bu Don Kişotvari çılgınlığın sonucunda sanayi boğulmuş, gaz ve elektrik üretimi kısıtlanmış ve yenilenebilir enerji çılgınlığı zorlayıcı biçimde benimsenmiştir. Eski Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi tarafından 2024’te hazırlanan rekabetçilik raporuna göre bunun sonucunda Avrupa’da doğal gaz Amerika Birleşik Devletleri’ndekinden üç ila beş kat daha pahalı, elektrik ise ABD’dekinden iki ila üç kat daha pahalıdır. Avrupa’daki uluslararası yatırımlar azalmıştır ve dünyanın en büyük 10 yüksek teknoloji şirketinden dokuzu Amerikan, diğeri ise Tayvanlıdır. AB’de devletin vergi gelirleri toplam GSYH’nin yaklaşık yüzde 40’ına karşılık gelirken, Amerika Birleşik Devletleri’nde bu oran yüzde 25’tir.
2003 yılında sıcak hava dalgaları Avrupa’da 70.000’den fazla kişinin ölümüne yol açmış olmasına rağmen, klima aşırı enerji tükettiği gerekçesiyle hâlâ caydırılıyordu; AFP tarafından derlenen geçici ulusal sayımlara göre, bu yaz benzer şiddetteki sıcak hava dalgaları da 30.000’den fazla Avrupalının ölümüne yol açmıştır. Doğum oranları çökmüş, Müslümanlar çoğalmakta ve İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa medeniyetine yönelik en büyük meydan okumanın yaşandığı bu dönemde, bu medeniyeti savunan siyasi partiler ve hareketler, uydurulmuş beyaz suçluluk duygusunun ölümcül sarhoş edicisiyle yarı yarıya boğulmuş elitler tarafından hor görülmektedir.
Orta ve Batı Avrupa’nın istila edilme tehlikesi yoktur ve tamamen içeriden çökmeleri nihayetinde düşünülemez. Avrupa tarihi boyunca zaman zaman yeniden doğuş mucizeleri yaşanmıştır. Bir diğerine ihtiyaç vardır ve bunun gerçekleşmesi pekâlâ mümkündür. Buna inanmak bir iman eylemidir ve bunu ancak Avrupa’nın Thatcher ve Kohl döneminden bu yana görmediği türden kararlı bir liderlik ortaya çıkaracaktır. Ancak komünist yönetimin yaşayanların hafızasında tatsız biçimde varlığını koruduğu Polonya ve Macaristan’ın başını çektiği bu ülkeler, nispeten kararlıdır. İtalya, geçmişte sağ kökenli siyasi partilere duyulan hoşnutsuzluğu aşarak bu partileri etkili bir hükümet konumuna yükseltmede öncülük ediyor gibi görünmektedir. Almanya ve Fransa’da ise daha önce ev terbiyesi almamış sayılan sağ partiler artık anketlerde önde gitmekte ve dünün dışlanmışları yakında eski kıtanın en etkili uluslarını kurtarmaya çağrılabilir.
Kaynak: https://brusselssignal.eu/2026/08/denial-is-europes-real-emergency/