İmparatorluğun Gölgeleri: Afrika ve Orta Doğu’nun Yabancı Baskısına Karşı Mücadelesi

Pan-Afrikanist ve Bağımsız Liderlerin Devrilmesi

Afrika’daki yeni sömürgeciliğin en açık örneklerinden biri, Batı’nın ekonomik tahakkümüne karşı çıkan milliyetçi ve Pan-Afrikanist liderlerin sistematik şekilde ortadan kaldırılmasıdır. Ülkeleri için bağımsız bir rota çizmeye çalışan birçok Afrikalı lider ya suikasta uğradı ya da dış destekli darbelerle görevinden alındı.

Patrice Lumumba (Kongo, 1961)

Afrika’daki yeni sömürgeci müdahalenin belki de en trajik örneği, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin ilk Başbakanı Patrice Lumumba’dır. Lumumba’nın Batılı güçlerin gözündeki “suçu”, gerçek Kongolu bağımsızlığına olan ısrarıydı; özellikle de ülkenin devasa maden kaynaklarını millileştirme çabası. Batı’nın ekonomik sömürüsüne karşı koymak amacıyla Sovyetler Birliği’nden yardım talep etti ve bu da onun sonunu hazırladı. CIA ve Belçika istihbaratı, onu devirmek ve 1961 yılında öldürmek için yerel rakipleriyle iş birliği yaptı. Bu suikast, Kongo’nun Batılı madencilik çıkarlarının bir kuklası olarak kalmasını ve onlarca yıl sürecek bir istikrarsızlık dönemine girmesini sağladı.

Thomas Sankara (Burkina Faso, 1987)

Yeni sömürgeciliğin bir diğer kurbanı, Burkina Faso’nun devrimci lideri Thomas Sankara’ydı. Sankara, dış yardımı reddeden; tarım reformu, kadın hakları ve anti-emperyalizmi savunan, öz-yeterliliğe kendini adamış bir liderdi. Ancak Fransız ekonomik çıkarlarına boyun eğmeyi reddetmesi onu hedef haline getirdi. 1987 yılında, Fransa’nın desteğini alan yakın müttefiki Blaise Compaoré’nin liderliğindeki bir darbeyle öldürüldü. Burkina Faso, bu olayın ardından tekrar Fransa yanlısı bir ekonomik modele döndü.

Muammer Kaddafi (Libya, 2011)

Kaddafi’nin devrilmesi, insani yardım bahanesiyle gerçekleştirilen yabancı askeri müdahalenin en çarpıcı örneklerinden biriydi. 2011 yılında Libya, NATO güçleri tarafından bombalanarak teslim alındı; bu süreç Kaddafi’nin devrilmesine ve öldürülmesine yol açtı. Kaddafi’nin asıl suçu diktatörlük değildi — zira Orta Doğu’daki birçok otoriter rejim Batı tarafından desteklenmektedir — onun esas “suçu”, Batı’nın Afrika’daki ekonomik hâkimiyetine meydan okuma girişimleriydi. Kaddafi şu projeleri hayata geçirmeye çalışıyordu:

  • Batı finans kurumlarına olan bağımlılığı azaltacak altın destekli bir Afrika para birimi,
  • Yabancı müdahaleye olan ihtiyacı azaltacak birleşik bir Afrika ordusu,
  • Avrupa telekomünikasyon ağlarına olan pahalı bağımlılığı azaltacak bağımsız bir Afrika uydu sistemi.

Kaddafi’nin devrilmesi, Libya’yı Afrika’nın en gelişmiş ülkelerinden biri olmaktan çıkararak; milislerin yönettiği, insan kaçakçılığı ve aşırıcılığın kol gezdiği bir çökmüş devlete dönüştürdü.

Dış Destekli Darbeler ve Demokrasinin Yıkımı

Batı’nın Afrika ve Orta Doğu’ya müdahalesi yalnızca suikastlar ve askeri operasyonlarla sınırlı kalmamıştır. Demokratik süreçlerin manipülasyonu da kontrolü sürdürmenin bir aracı olarak kullanılmıştır.

1966 Nijerya Darbesi ve Tafawa Balewa ile Ahmadu Bello’nun Öldürülmesi

Nijerya’da 1966 yılında gerçekleştirilen ilk askeri darbe, Başbakan Abubakar Tafawa Balewa ve Bölge Başbakanı Ahmadu Bello’nun öldürülmesiyle sonuçlandı. Darbe esasen iç etnik ve siyasi gerilimlerden kaynaklansa da, sonrasında yaşanan gelişmeler Batı’nın çıkarlarına büyük fayda sağladı.

Tafawa Balewa, Nijerya’yı ekonomik milliyetçilik doğrultusunda yönlendiriyordu; bu da Batı’nın ekonomik kontrolünü zayıflatabilirdi.

Ahmadu Bello ise özellikle İngiltere başta olmak üzere, Nijerya’nın içişlerine yönelik aşırı yabancı müdahalelere kesin bir biçimde karşı çıkıyordu.

Bu iki liderin ölümü, Batı’nın ekonomik çıkarlarına — özellikle petrol sektöründe — hizmet eden bir dizi askeri rejimin yolunu açtı. Biafra Savaşı (1967–1970) sırasında, İngiltere ve Batılı petrol şirketleri, Nijerya’nın geniş petrol rezervlerinin kendi kontrollerinde kalmasını sağlamakta kilit rol oynadı.

Muhammed Mursi (Mısır, 2013)

Mısır’ın demokratik yollarla seçilmiş ilk cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, 2013 yılında General Abdülfettah el-Sisi’nin liderliğinde gerçekleştirilen bir askeri darbeyle görevden alındı. Başkanlığı döneminde iç muhalefetle karşı karşıya kalsa da, görevden alınması büyük ölçüde Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve Körfez ülkeleri (Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri) tarafından desteklendi. Bu yabancı güçler, Mursi’yi şu çabaları nedeniyle bir tehdit olarak görüyorlardı:

  • Türkiye ve İran’la ilişkileri geliştirerek Mısır’ın Batılı müttefiklere olan bağımlılığını azaltmak,
  • İsrail’in bölgedeki kontrolünü tehdit eden Gazze’deki Filistin direnişini desteklemek,
  • Uzun süredir Batı’yla ittifak içinde olan askeri elitlerin gücüne meydan okumak.

Mursi’nin görevden alınmasının ardından Mısır, Sisi yönetiminde tekrar askeri yönetime geçti ve ABD ile Körfez monarşileriyle yakın ilişkilerini yeniden tesis etti. Milyarlarca dolarlık dış yardım, Mısır’ın Batı etkisi altında kalmasını sağlamaya devam etti.

Yeni Sömürgeciliğin Ekonomik Zincirleri

Askeri müdahalelerin olmadığı durumlarda dahi, Afrika ve Orta Doğu yabancı güçlerin ekonomik çıkarlarına bağlı kalmaya devam etmektedir. Yeni sömürgecilik; borç bağımlılığı, doğal kaynakların kontrolü ve Batı ekonomilerini destekleyen ticaret politikaları aracılığıyla işlemektedir.

CFA Frangı Sistemi

Ekonomik yeni sömürgeciliğin en açık örneklerinden biri, 14 Afrika ülkesi tarafından kullanılan ancak Fransız Hazinesi tarafından kontrol edilen CFA Frangı’dır. Bu para birimi, Fransa’nın eski sömürgeler üzerindeki ekonomik etkisini sürdürmesini; para politikalarını yönlendirmesini ve döviz rezervlerini denetlemesini sağlamaktadır. Mali’nin lideri Assimi Goïta ve Nijer’deki askeri cunta gibi bazı yöneticiler, son zamanlarda bu sisteme karşı çıkmaya başlamışlardır. Ancak bu sistemi ortadan kaldırma çabaları Paris tarafından güçlü bir dirençle karşılanmaktadır.

Kaynakların Yabancı Kontrolü

Birçok Afrika ve Orta Doğu ülkesi muazzam doğal zenginliklere sahip olmasına rağmen, yabancı denetim nedeniyle hâlâ yoksulluk içinde yaşamaktadır. Önemli bir uranyum tedarikçisi olan Nijer, Fransa’ya enerji sağlarken, kendi halkı elektriğe erişimden yoksundur. Benzer şekilde, Nijerya’nın petrol zenginliği tarihsel olarak vatandaşlarından çok, çok uluslu şirketlere fayda sağlamıştır. Gelirlerin kötü yönetimi, Batı destekli siyasi elitler tarafından desteklenmiş ve sürdürülebilir hâle getirilmiştir.

Orta Doğu’da Emperyalizmin Gölgesi

Orta Doğu da benzer bir kaderi paylaşmış; dış müdahaleler, bölgenin siyaseti, ekonomisi ve çatışmalarını derinden şekillendirmiştir.

Musaddık’ın Devrilmesi (İran, 1953)

1953 yılında, İran Başbakanı Muhammed Musaddık, ülkenin daha önce İngiltere tarafından kontrol edilen petrol endüstrisini millileştirdikten sonra CIA ve MI6 tarafından devrildi. Bu darbe, 1979 İran Devrimi’ne kadar iktidarda kalacak Batı yanlısı monarşist Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin başa getirilmesini sağladı. Bu olay, Batı’nın ekonomik egemenliğine meydan okuyan her girişimin rejim değişikliğiyle cezalandırılacağını ortaya koydu.

Irak’ın İşgali (2003) ve Saddam Hüseyin’in Düşüşü

Saddam Hüseyin her ne kadar bir diktatör olsa da, onun devrilmesi demokrasiyle değil, Irak’ın büyük petrol rezervlerinin kontrolüyle ilgiliydi. 2003 yılında ABD öncülüğünde gerçekleştirilen işgal, Irak’ı harabeye çevirdi; ülkeyi başarısız bir devlete dönüştürdü, mezhepsel şiddeti körükledi ve IŞİD’in yükselişine zemin hazırladı. Amerikan şirketleri, Irak’ın petrolünü denetim altına alarak savaşın asıl amacını gerçekleştirmiş oldu.

Sonuç: Gerçek Bağımsızlık İçin Sürekli Bir Mücadele

Patrice Lumumba’nın suikastından Libya’nın NATO destekli yıkımına kadar Afrika ve Orta Doğu, hâlâ yabancı egemenliğin pençesinde kalmaya devam ediyor. Bu ister askeri müdahale, ister ekonomik manipülasyon, isterse siyasi müdahale yoluyla olsun; imparatorluk hâlâ bu bölgelerin kaderini gölgesi altında şekillendirmeye devam etmektedir. Gerçek bağımsızlık, yalnızca siyasi egemenlik değil; aynı zamanda ekonomik bağımsızlık, bölgesel dayanışma ve dışarıdan empoze edilen liderliğe karşı çıkmayı da gerektirir.

Afrika ve Orta Doğu, imparatorluğun gölgesinden kurtulmak istiyorsa; kaynakları üzerindeki egemenliğini yeniden kazanmalı, yabancı sömürüye karşı birleşmeli ve geleceklerini belirlemeye devam eden modern emperyalizm biçimlerine direnmelidir.

 

Kaynak: https://www.counterpunch.org/2025/04/01/shadows-of-empire-africa-and-the-middle-easts-struggle-against-foreign-oppression/