Hollywood ve Propagandanın Büyüsü

“Bir propaganda fikrini çoğu insanın zihnine yerleştirmenin en kolay yolu, onu bir eğlence filmi aracılığıyla yaymaktır.” – Savaş Bilgilendirme Ofisi (OWI) Başkanı Elmer Davis

 

Benzer şekilde, eğlence endüstrisinin de psikolojik ve propaganda operasyonlarıyla doğrudan bağlantılı bir geçmişi vardır ve bu da kendi başına bir tür sihir olarak kabul edilebilir. Geçmişte ezoteriklerin eğlence sektöründe de çalıştığı (örneğin Kenneth Anger gibi Crowley/Thelema takipçileri aracılığıyla) göz önüne alındığında, asa ve ekranın benzer şekillerde büyüleyici olabilmesi oldukça ilgi çekicidir.

Hollywood’un ve eğlence endüstrisinin istihbarat ve devlet kurumlarıyla birlikte psikolojik operasyonlara ve bilinçaltı mesajlaşmaya gönüllü olarak katıldığına dair somut kanıtlar vardır. İmparatorluğumuzun çöküşünde eğlence sektörünün rolünü incelemeye başlamak istiyorum (dikkat ederseniz Epstein dosyalarında da yer alıyorlar ve zaman zaman onlara atıfta bulunuyorum, bu da tam bir farkındalık oluşturuyor), ancak bunu yapabilmek için öncelikle hükümetlerin belirli fikir ve ideolojileri teşvik etmek için eğlence sektörüne müdahale edebileceğine ve ettiğine dair somut kanıtları açıklamam gerekiyor.

Bilmeyenler için bu geçmişe şunlar da dahildir: 1.Dünya Savaşı: Savaş Bilgilendirme Ofisi (OWI) aracılığıyla hükümet propagandasına doğrudan ortaklık

1942’de Başkan Roosevelt, savaş dönemi mesajlarını koordine etmek için OWI’yi (Office of War Information) ve onun “Sinema Filmleri Bürosu” (Bureau of Motion Pictures) birimini kurdu. BMP (Bureau of Motion Pictures) Hollywood ofisi çalışmalarını sürdürdü ve 1942-1945 arasında yaklaşık 1.652 senaryoyu inceledi. Savaş hedefleriyle uyumlu olmayan filmlerde değişiklikler önerdiler, revizyonlar yaptılar veya filmleri reddettiler ve Hollywood stüdyoları da gönüllü olarak iş birliği yaptı ve OWI’yi (Office of War Information) destekleyerek Frank Capra’nın “Why We Fight” belgesel serisi ve “Projections of America” gibi kısa filmlerin üretilmesine katkıda bulundu. OWI başkanı Elmer Davis’in ünlü sözü şöyledir: “Çoğu insanın zihnine propaganda fikrini yerleştirmenin en kolay yolu, insanların propaganda yapıldığının farkında olmadıkları bir eğlence filmi aracılığıyla bunu gerçekleştirmektir.”

Pearl Harbor’dan önce, izolasyoncu ABD senatörleri Hollywood’un hükümet mesajlarıyla açık biçimde uyumlu olduğunu fark ettiklerinden Hollywood’u “savaş kışkırtıcılığı propagandası” yaptığı gerekçesiyle soruşturdu. OSS/Office of Strategic Services (CIA’nın selefi) aynı zamanda Hollywood’dan da yetenekler devşirmişti; bu da o dönemdeki bazı yönetmenlerin, yazarların, yapımcıların ve hatta oyuncuların, gerçek ajan olmasalar bile CIA’ye çalıştıkları anlamına geliyordu. Yönetmen John Ford, OSS Direktörü Wild Bill Donovan’ın istihdam ettiği önemli isimlerden biriydi; aynı şekilde, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Fantasia ve 1979 yapımı, o dönemde Disney tarafından üretilen en pahalı film olan Black Hole filmlerindeki çalışmalarıyla ünlü Disney sanatçısı Bob Broughton da önemli isimler arasındaydı.

Hatırlayacağınız üzere, Disney bugün bile güvenilmezliğini koruyor. Epstein dosyalarının yayınlanması, Disney kruvaziyer şirketinin Epstein’in pedofili adasına uğradığını ortaya koydu.

Soğuk Savaş: 1954 Yapımı Hayvan Çiftliği Uyarlamasına Doğrudan CIA Finansmanı ve Senaryo Değişikliği

George Orwell’in ölümünden sonra, CIA ajanları onun alegorik kısa romanı Animal Farm’ın film haklarını gizlice satın aldı. Daha sonra 1954 yılında John Halas ve Joy Batchelor tarafından yapılan film uyarlamasında perde arkasında sessiz bir ortak olarak çalıştılar.

Böylece CIA görevlileri senaryoyu ve finali değiştirdi. Birçoğunuzun ilkokulda zorunlu okuma olarak hatırlayabileceği gibi, Animal Farm komünizm hakkında bir hayvan masalıdır; ancak tamamen “anti-komünist” değildir. Aslında komünizm ve kapitalizmin eşit derecede baskıcı olma potansiyeline sahip ideolojiler olduğunu savunur. Ancak CIA’in müdahalesiyle anti-kapitalist temalar geri plana itildi. Final değiştirilerek hayvanların komünist domuzları devirmesi sağlandı; bu olay kitapta gerçekleşmez. Roman, komünistler ve kapitalistler arasında karşılaştırmalar yaparak her ikisini de sıradan hayvanların acı çekmesine izin verdikleri için kınayarak daha kasvetli bir sonu tasvir ediyor. Halas ve Batchelor’ın filmi dünya çapında dağıtıldı ve ABD Enformasyon Ajansı aracılığıyla ABD’deki okullara ve kütüphanelere ücretsiz kopyaları gönderildi.

1950’lerden bu yana CIA’nın film sektörüne müdahalesine dair diğer örnekler arasında, örneğin Paramount’un ömür boyu yöneticisi olan Luigi Luraschi’nin durumu da yer almaktadır. Kanıtlar, onun büyük olasılıkla CIA ajanı olduğunu ve 1994 yılına kadar çalıştığını gösteriyor. Psikolojik Strateji Kurulu ile yakın çalıştı ve mektupları, Kızıl Korku propagandasını teşvik etmek ve Amerika’yı ahlaki açıdan üstün, ırksal olarak uyumlu bir yer olarak göstermek için çaba gösterdiğini ortaya koymaktadır.

1990’lar: CIA ve Pentagon “Eğlence İrtibat” Ofisleri – Erişim Yoluyla Etki

CIA, 1990’ların ortasında resmi bir Eğlence Endüstrisi İrtibat Ofisi kurdu; bu görev 1996’da Chase Brandon ile başladı. 2012 yapımı Argo filminin (ki bu film de başlı başına CIA ile ilgili bir filmdi) yönetmeni olan oyuncu/yönetmen Ben Affleck, “Muhtemelen Hollywood CIA ajanlarıyla dolu… sadece biz bunun farkında değiliz” itirafında bulundu. CIA’nın kendisi de bunu doğrulayarak, The Recruit (Brandon orijinal senaryo taslağını birlikte yazdı), Argo, Zero Dark Thirty, The Sum of All Fears, Salt, Homeland ve 24 gibi çeşitli film ve televizyon dizileri için senaryo notları, uzman toplantıları, mekânlar ve gizli bilgiler sağladıklarını kabul etti. CIA’in açıklamasına göre bu rol büyük ölçüde danışmanlık niteliğindeydi.

Pentagon/Savunma Bakanlığı (DoD/Department of Defence, şimdi DoW/Department of War olarak anılıyor) ise eğlence sektörüne müdahalesi konusunda daha da iyi bilinir. Senaryo onayı ve değişiklikleri karşılığında milyonlarca dolar değerinde jetler, gemiler, üsler, askerler ve ekipman sağlarlar. Binlerce yapım bundan etkilenmiştir ve Amerikan ordusunu konu alan filmlerde genellikle olumsuz unsurlar kaldırılır ya da yumuşatılır. Bu kapsamda etkilenen filmler arasında Top Gun, Iron Man, Transformers ve Black Hawk Down gibi yapımlar bulunur.

Güncel Durum

2026 başı itibarıyla CIA’in mevcut Eğlence Endüstrisi İrtibat Ofisi, tüm medya, halkla ilişkiler, iletişim, basın ve eğlence taleplerini yöneten Halkla İlişkiler Ofisi (OPA) içinde faaliyet göstermektedir. Artık Chase Brandon (1996-2007) veya Paul Barry (2000’lerin sonu-2010’ların başı) gibi kamuoyunda öne çıkan tek bir isim bulunmamaktadır. Chris White gibi isimler kamu kayıtlarında ve gizliliği kaldırılmış FOIA (Bilgi Edinme Özgürlüğü Yasası) belgelerinde geçiyor ancak hiçbir irtibat görevlisinin adı belirtilmiyor. Bununla birlikte, 2019 CIA FOIA belgesine (C06810310) göre, CIA açıkça şunu belirtiyor: “Ajans, OPA’da Eğlence Sektörü İrtibat Görevlisi olarak görev yapan deneyimli bir memuru (GS-14 veya GS-15) sıklıkla görevlendirmiştir.” GS-14 ve GS-15 memurları, kıdemli, altı haneli maaş alan kariyer memurlarını ifade eder, dolayısıyla bunlar alt kademe memurlar değildir.

OPA’nın genel yönetimi şu anda Direktör Liz Lyons tarafından yürütülmektedir. Kendisi dönemin CIA Direktörü John Ratcliffe tarafından atanmış ve mevcut faaliyetleri denetlemektedir.

Pentagon/DoW’un (Savaş Bakanlığı) hâlâ filmlere dâhil olduğuna dair kanıtlar da vardır. Örneğin, Top Gun’ın devam filmi Top Gun: Maverick (2022) için senaryo revizyonları ve “önemli diyalog noktalarının” eklenmesi karşılığında F/A-18 jetleri, uçak gemileri, pilotlar ve üsler sağladılar. Tom Secker aracılığıyla elde edilen FOIA belgeleri, 2012-2018 yılları arasında yapılan ve Savaş Bakanlığı’na denetim hakları veren Üretim Yardımı Anlaşmaları (Production Assistance Agreements) kapsamındaki toplantılar da bu uygulamanın hala cari olduğunu göstermektedir.

Ayrıca belirli politikaların savunulması gerektiğinde bazı ünlülerin zaman zaman otorite figürü olarak devreye sokulduğunu da görebilirsiniz. Örneğin aktör Joseph Gordon-Levitt, çevrim içi platformların kullanıcılarının oluşturduğu içeriklerden hukuki olarak sorumlu tutulmamasını sağlayan Amerikan yasası Section 230’un kaldırılmasını savunmuştur. Bu, platformların söz konusu içeriğin yayıncısı olarak sorumlu görülmeden içeriği denetlemelerine olanak tanımaktadır; bu da internetin ve bilgi özgürlüğünün gelişimi için hayati önemde olmuştur. The Zionist Anti-Defamation League (Siyonist İtibar Zedeleme Karşıtı Lig), insanların İsrail’in ne kadar kötü olduğunu herkese anlatmayı bırakmaları için bu yasanın yürürlükten kaldırılmasını istiyor. Gordon-Levitt’in, internetteki “aşırıcılık”, “bölünme” ve “komplo teorileri” nedeniyle sansürün son derece gerekli olduğunu tutkuyla savunduğu konuşmayı izleyin. Harika performans, Joe!

Medya çalışmaları alanında bu teknik çeşitli şekillerde tanımlanır. Halkla ilişkilerde buna “Üçüncü Taraf Tekniği” denir; bir propaganda mesajının tarafsız, bağımsız bir kaynaktan geliyormuş gibi görünmesini sağlama girişimidir. Noam Chomsky (evet, o da Epstein dosyalarında yer alıyor) Manufacturing Consent adlı eserinde, güçlü kişilerin bazen aynı politikayı destekleyen “uzmanları” medyada yoğun biçimde konuşturduğunu yazar. Tekrarlama bir beyin yıkama tekniği olduğundan, bu durum politikayı var olan tek mantıklı seçenek gibi gösterir ve böylece insanlar normalde desteklemeyecekleri politikaları desteklemeye yönlendirilirler. Bunu, bir kişinin argümanının gerçekten daha iyi olup olmadığına veya sadece o kişinin doktora derecesi veya benzeri bir unvanı olduğu için daha iyi bir argüman gibi görünüp görünmediğine dikkat ederek anlayabilirsiniz. Sadece “akıllı kelimeler” kullanıldığı için akıllıca görünen dile aldanmayın. Argümana bakın. Doktora derecesi veya ünlü olmak, bir kişinin yolsuzluk sistemlerine katılmayacağı anlamına gelmez.

 

*Eleanor M. Owens, Siyonizm ve küreselcilik karşıtı Kanadalı bir bülten yazarıdır.

 

Kaynak: https://eleanormowens.substack.com/p/hollywood-and-the-enchantment-of

Tercüme: Ali Karakuş