Hâlâ Trump Doktrini’ni Beklerken

Washington’ın bir Trump dış politika doktrini arayışında, bir kez daha, hem iç karartıcı hem de gülünç bir yan var.

Trump’ın ikinci döneminin başlamasının üzerinden bir yıldan çok daha uzun bir süre geçmişken, bu uğraş 2017’de ona yön veren aynı yersiz özgüvenle yeniden başladı: Köşe yazarları, altta yatan “büyük stratejiyi” bulmak için Venezuela’nın işgalini, İran’ın nükleer tesislerine yönelik bir dizi saldırıyı, rekor düzeydeki tarife duvarını ve tıkanmış Ukrayna müzakerelerini didik didik ediyor; sanki basın toplantıları ile Truth Social paylaşımlarının enkazı altında bir yerlerde tutarlı bir mimari gizleniyormuş ve onu adlandıracak kadar zeki biri tarafından gün yüzüne çıkarılmayı bekliyormuş gibi.

Orada değil. Hiçbir zaman da orada olmadı. Ve bu kadar çok ciddi insanın onu aramaya devam etmesi, başkandan çok dış politika müesses nizamının analitik alışkanlıkları hakkında bir şeyler söylüyor.

Analistlerin bu yıl üzerinde çalıştığı ham malzemeyi düşünün. Washington, Latin Amerikalı bir güçlü adamı iktidardan uzaklaştırdı ve şimdi bir zamanlar ona ait olan ülkeyi “yöneteceğini” söylüyor; ancak yönetimde hiç kimse Venezuela’yı yönetmenin uygulamada gerçekte ne anlama geldiğini açıklamadı.

Amerikan uçakları İran’ın nükleer tesislerini vurdu; bu eylem, destekçileri tarafından kararlı caydırıcılık, eleştirmenleri tarafından ise kısıtlama yanlılarının yirmi yıl boyunca karşı uyarıda bulunduğu türden bir önleyici saldırı olarak tanımlandı. NATO hükümetleri %5’lik bir savunma harcaması taahhüdünde bulunmaları için baskı altına alındı; bu, Trump’ın ilk döneminden bu yana savunduğu yük paylaşımı argümanı açısından gerçek bir kazanımdı.

Tarifeler, Yüksek Mahkeme müdahale edip bunların birçoğunun uygulandığı hukuki dayanağı karmaşıklaştırana kadar, son yüzyılın en yüksek seviyelerine çıktı. Grönland, savaş sonrası dönemdeki herhangi bir Amerikan başkanından gelmesi düşünülemez olan zorlayıcı toprak söylemine konu oldu.

Ve kırılgan bir Gazze barış çerçevesi, Ukrayna’da hâlâ çözüme kavuşmamış bir savaşın yanında duruyor; Mar-a-Lago ile Kiev arasındaki gidip gelen diplomasi zirveler ve fotoğraf fırsatları doğurdu, ancak henüz bir çözüm sağlamadı.

Bunlardan tek bir doktrin oluşturmaya çalışın. Kısıtlama yanlıları, Venezuela operasyonunun ve Grönland’a yönelik tehditlerin, “America First”ın herhangi bir tutarlı versiyonuyla bağdaşmayan çıplak emperyalizm olduğunu söyleyecektir. Şahinler ise sloganlar neyi ima ederse etsin, İran saldırılarını Trump’ın izolasyonist olmadığının kanıtı olarak gösterecektir.

Serbest ticaret yanlıları, aynı anda hem müttefikleri hem de hasımları hedef alan bir tarife rejiminin Çin’e ya da başka herhangi birine yönelik bir strateji olmadığını — bunun bir ruh hâli olduğunu — belirtecektir. Yönetimin kendi yılına ilişkin açıklaması bile, aynı anda bir ülkeyi işgal edip bir diğerini bombalarken bir sözcünün “sekiz savaşı sona erdirme” yönündeki konuşma notları aracılığıyla sunulan bu açıklama, doktrinden çok, olup biten her neyse ona uyacak şekilde sonradan birbirine dikilmiş bir pazarlama metni gibi okunuyor.

Bana kalırsa, bakılması gereken yer burası değil. Bir “Trump Doktrini”nin peşinden giden akademisyenler ve gazeteciler hâlâ, Amerikan başkanlarının dış politikayı uluslararası ilişkiler seminerlerinde öğretildiği şekilde yönettiğine dair savaş sonrası varsayımla hareket ediyor: Çevreleme, ardından yumuşama, ardından demokrasiyi teşvik, ardından “Asya’ya yöneliş”; her birinin kendi tutum belgeleri ve belirli yazarlarıyla.

Trump bu şekilde çalışmaz ve hiçbir zaman da çalışmadı. Bir anlaşma yapıcının çalıştığı gibi çalışır — vakadan vakaya, pazarlık gücünden pazarlık gücüne, kişilikten kişiliğe — ve dış politikasının bir ders izlencesi beklemeye alışmış insanlara tutarsız, Trump’ın kendisine ise tamamen tutarlı görünmesinin nedeni tam olarak budur: Her karar aynı kişi tarafından, aynı içgüdüler kullanılarak, aynı o anki amaç doğrultusunda alınmaktadır. Bu, hiçbir şey değildir denemez. Sadece Foreign Affairs editörlerinin bu sözcüğü kullandıklarında kastettikleri anlamda bir doktrin değildir.

Bunların hiçbiri, içgüdülerin kendilerinin yanlış olduğu yönünde bir argüman değildir. Kaosun altında gömülü, gerçek ve savunulabilir bir eleştiri vardır: Avrupa’nın onlarca yıldır Amerikan güvenlik garantilerinden yararlandığı, tek kutuplu dönemin önlediğinden daha fazla savaş ürettiği, Washington’ın dış politika sınıfının kurumsal yerleşikliği strateji sandığı yönünde.

Trump’ın başlangıçtaki dürtüleri — NATO’daki bedavacılara yönelik kuşkuculuğu, bitmeyen savaşlara karşı ihtiyatı, uzak harekât sahaları yerine Batı Yarımküre’ye odaklanması — 1991 sonrası uzlaşıya yönelik gerçek bir realist eleştiriye, eleştirmenlerinin genellikle kabul ettiğinden daha yakındı.

Bu ikinci dönemin trajedisi, bu isabetli içgüdülerin öylesine disiplinsiz bir uygulamayla birleşmiş olmasıdır ki artık kendine özgü bir aşırılık — bombalama harekâtları, rejim değişikliği ve NATO’yla bağlantılı küçük bir müttefike yönelik toprak tehditleri — üretmektedir; gerçekten kısıtlı bir dış politikanın daha en başta kaçınacağı türden bir aşırılık.

Disiplinli bir uygulama olmaksızın isabetli içgüdüler bir strateji oluşturmaz. Ortaya çıkan, iyi niyetli bir kaostur; bazen de o niyetler bile yoktur.

Dolayısıyla, düşünce kuruluşu panellerinin bir sonraki turu Trump 2.0’ın sonunda doktrinini açığa çıkarıp çıkarmadığını sormak üzere toplandığında, dürüst cevap kimsenin televizyonda vermek üzere davet edilmediği cevaptır: Hayır; asıl hikâye arayışın kendisidir. Her yönetimin üzerine eninde sonunda, derli toplu bir bölüm başlığına ihtiyaç duyan tarihçiler tarafından geriye dönük olarak bir doktrin etiketi yapıştırılır.

Trump’ınki de muhtemelen bir gün böyle bir etiket alacaktır; bu etiket, kararları gerçek zamanlı olarak almamış ve kayıtların hiçbir zaman sahip olmadığı bir düzeni kayıtlara dayatacak kişiler tarafından konacaktır.

O zamana kadar daha yararlı soru, “Trump Doktrini nedir?” değil — 2017’de bir doktrin aramak için sekiz ay harcayan aynı başkentin neden hâlâ sormayı bırakmayı öğrenemediğidir.

Kaynak: https://leonhadar.substack.com/p/still-waiting-for-the-trump-doctrine?r=8sxbji&utm_campaign=post-expanded-share&utm_medium=web