Haklı Savaş Doktrininin Etik Temelleri

Murray Rothbard, Özgürlük Etiği‘nde, saldırgan savaşın her zaman ahlaka aykırı olduğunu ve ona her zaman karşı çıkılması gerektiğini savunmuştur. Haklı savaş doktrini, saldırgan savaşı meşrulaştırmak için kullanılabilecek ahlaki bir araç takımı olarak değil, tam tersine, temel savaş karşıtı ilkenin bir istisnası olarak anlaşılmalıdır. Bu, haklı savaş istisnasının hiçbir zaman savaş karşıtı kuraldan daha önemli hâle gelmemesi gerektiği anlamına gelir.

Ne yazık ki, günümüzde birçok kişi haklı savaş doktrinini, savaşı rasyonalize edecek bir “haklı neden” bulunabildiği sürece savaş başlatmanın ahlaken saygın olduğu yönünde bir varsayım olarak ele almaktadır. Hâkim savaş ideolojisi—geleneksel haklı savaş kriterlerini havada sallasa da—savaş karşıtı
standarttan uzaklaşmıştır. Yeni karine savaş yanlısıdır. Savaş yanlısı lobi, saldırgan savaşlarını meşrulaştırmak için tek ihtiyaç duydukları şeyin iyi bir
bahane, “haklı bir dava” olduğunu varsayarcasına hareket etmektedir.

Rothbard, “Haklı Savaş” başlıklı makalesinde, “1914’ten beri Milletler Cemiyeti ve Birleşmiş Milletler’in hâkim taraftarlarınca hâkim kılınan” uluslararası savaş hukukunun, “klasik uluslararası doğal hukukçular” tarafından ortaya konulan geleneksel ilkeleri nasıl baltaladığını açıklamıştır. Savaş çığırtkanları ahlaki üstünlük zeminine çadır kurmuşlardır:

.modern müdahaleciler ahlaki üstünlüğü ele geçirerek kazanmışlardır; onlarınki ahlaki ilkenin kozmik “insani” yoludur; Amerikan tarafsızlığından yana olan bizler artık “bencil”, “dar görüşlü” ve “ahlaksız” diye küçümseniyoruz. Oysa eski günlerde müdahaleciler, özel çıkar gruplarının sözcüleri ya da “ölüm
tacirlerinin” ajanları olmasalar bile, despotizmin, kitlesel katliamın ve sürekli savaşın propagandacıları olarak daha doğru biçimde görülürlerdi. Pek de
yüksek bir zemin sayılmaz.

Rothbardçı etikte, haklı savaş doktrininin başlangıç noktası her zaman saldırgan şiddete karşı kural olmalıdır. Özgürlük Etiği‘nde bireyler arasındaki
saldırganlığı yasaklamak üzere ortaya konulan ilkeler—Rothbard’ın örneğinde Smith ve Jones—devletler için de geçerlidir: “Smith ve Jones’un her birinin
kendi tarafında adamları varsa, yani ‘savaş’ patlak verirse, aynı kriterler geçerlidir.”

Smith ve Jones arasındaki şiddet yanlışsa, sırf Smith ve Jones savaşmalarına yardım etmek üzere daha fazla adam topladığı için şiddet ahlaken kabul edilebilir hâle gelmez. Rothbard, “masum insanların kişiliğine veya mülküne karşı şiddeti yasaklayan kuralın mutlak olduğunu; saldırganlığın öznel saikleri ne olursa olsun geçerli olduğunu” vurgulamıştır. Aynı kuralın devletlere uygulanmasındaki amaç, “Devletlerin bireyler üzerinde uyguladığı zorlama derecesini mümkün olduğunca azaltmaktır.”

Okurların da bildiği üzere, Rothbard’ın siyaset felsefesi doğal hukuk ve doğal haklara dayanır. “Haklı Savaş” başlıklı makalesinde, klasik doğal haklar uluslararası hukukunun savaşın her zaman haklı gösterilmesini gerektirmesinin nedeninin, savaşın baştan yanlış sayıldığı noktasını vurgulamak olduğunu belirtmiştir—“savaş, vahim bir öldürme eylemi olarak, haklı gösterilmeye ihtiyaç duyar.”

Haklı savaş kriterleri, tasarlanan bir savaşı kriterlere zorla uydurabildiğiniz takdirde bunun size savaşı cezasız biçimde yürütmek için yeşil ışık yakacağı anlamında bir tür şablon olarak tasarlanmamıştı. Dünyanın herhangi bir yerinde her zaman bir adaletsizliğin bulunması kaçınılmaz olduğundan, devletlerin sürekli bir savaş hâlinde bulunmaları için her zaman sözde bir neden vardır—ya “insani” amaçlar uğruna ya da insan haklarını ve demokrasiyi yaymak için. Rothbard, böylesi sonsuz bir savaşın, kendisini sürekli bir “yürüyüş hâlindeki ordu” olarak yapılandırmış herhangi bir devlet için son derece cazip olduğu konusunda uyarmıştır:

Dolayısıyla savaşta Devlet, kendileri için savaştığı bahanesiyle, halkı başka bir Devlete karşı kendisi adına savaşmak üzere çılgınca seferber eder. Toplum askerileşir ve devletleşir, bir sürü hâline gelir; sözde düşmanlarını öldürmeye çalışır, resmî savaş çabasına yönelik her türlü muhalefeti kökünden söküp bastırır, sözde kamu yararı uğruna gerçeğe seve seve ihanet eder. Toplum, değerleri ve moraliyle—Albert Jay Nock’un bir zamanlar ifade ettiği gibi, bir “yürüyüş hâlindeki ordunun” değerleri ve moraliyle—silahlı bir kampa dönüşür.

Özgürlük Etiği devrimci savaş durumunu da ele almıştır: “Devletler arası tüm savaşlara karşı çıkmak, Liberteryen’in coğrafi sınırların değiştirilmesine asla göz yumamayacağı—dünyayı adaletsiz toprak düzenlerinin dondurulmasına mahkûm ettiği—anlamına mı gelir? Kesinlikle hayır.”

Uygulanabilir ilke, gönüllü birlik ya da rızaya dayalı uluslar ilkesidir. Haklı savaş doktrini, uluslar bağlamında meşru müdafaanın ilkesel temelini oluşturur. Rothbard, Özgürlük Etiği‘nde, saldırgan bir devlet olan Walldavia’nın komşu devlet Ruritania’nın Batı bölgesini haksız yere ilhak etmesi örneğini vermiştir. İlhak edilen bölgedeki Ruritanialılar artık haksız yere Walldavia vatandaşı olmaya zorlanmaktadır. Rothbard, bu adaletsizlik karşısında bile, “Ruritania Devleti’nin Walldavia’ya karşı savaş başlatmasının gayrimeşruluğunu yine de savunmalıyız” demiştir. Bunun dışındaki herhangi bir kural, Walldavia vatandaşlarını, devletlerini yöneten savaş çığırtkanlarının aldığı saldırgan bir karar yüzünden şiddete maruz kalma riskiyle karşı karşıya bırakacaktır.

Bu, kuşatma altındaki Ruritanialıların baskı altında sonsuza dek acı çekmek zorunda oldukları anlamına gelmez. İsyan etme hakları vardır.

Coğrafi değişime giden meşru yollar şunlardır: (1) baskı altındaki Batı Ruritania halkının devrimci ayaklanmaları ve (2) özel Ruritania gruplarının (ya da bu bakımdan, diğer ülkelerdeki Ruritania davasının dostlarının) Batılı isyancılara teçhizat veya gönüllü personel şeklinde yardım etmesi.

Buradaki nokta, Ruritania topraklarının ilhakı tartışmasız biçimde adaletsiz olsa da bundan Ruritania devletinin Walldavia’ya karşı savaş başlatmakta haklı olduğu sonucunun çıkmamasıdır. Barışçıl çözüm her zaman tercih edilmelidir. Dünyada adaletsizliğin bol olması, devletlerin bu adaletsizlikleri düzeltmek için savaş başlatmakta haklı olacakları anlamına gelmez.

Dahası, savaşın haklı olduğu durumlarda bile, haklı davayı ilerletmek için yapılan her şeyin kabul edilebilir olduğu sonucu çıkmaz. Rothbard, “Haklı Savaş” başlıklı makalesinde klasik teoriden iki ilkeyi öne çıkarmıştır—birincisi, “her şeyden önce sivilleri hedef almayın”; ikincisi ise müdahil olmamayı tercih eden “tarafsız devletlerin ve ulusların haklarını koruyun.”

Klasik uluslararası doğal hukuktan yararlanmak, evrensellik gibi belirgin bir avantaj sunar. Bu hukukun ilkeleri herhangi bir belirli savaşı veya tarihsel dönemi aşarak tüm insanları her zaman ve her durumda bağlar. Saldırgan savaş yürütmeye başkalarından daha fazla hakkı olan özel kişiler için “özel kurallar” yoktur.

Ne var ki, tam da bu evrensellik kayda değer bir dezavantaj taşır—“evrensel” terimi, herhangi bir devletin dünyanın herhangi bir yerindeki haklı bir davayı desteklemek üzere müdahale etme konusunda ahlaki bir yükümlülük taşıdığı ve bir kesimin şikâyetlerini tüm insanlığın şikâyetleri olarak gördüğü anlamına gelecek şekilde sıklıkla yorumlanır. Ruritania ilhak edildiğinde, “artık hepimiz Ruritanialıyız” diyerek ve sembolik olarak Ruritania bayrağını dalgalandırarak dayanışmamızı göstermeye alışkınız.

Rothbard, bu tür siyasi “ezilenlerle dayanışmayı” savaş gerekçesi olarak reddeder. Özgürlük etiğinin evrenselliğinin herhangi bir savaşa müdahale etme yükümlülüğü anlamına gelmediğini açıklığa kavuşturur. “Haklı Savaş”ta şöyle açıklar:

Arkadaşlarımın ve meslektaşlarımın birçoğu, bu hakları hayata geçirmeye çalışmak için Amerikan müdahalesini ya da dünya çapında bir müdahaleyi desteklemek zorunda kalabilecekleri korkusuyla evrensel doğal hakların varlığını kabul etmekte tereddüt ediyor. Ancak klasik doğal hukuk geleneğindeki uluslararası hukukçular açısından böyle bir sonuç kesinlikle çıkmıyordu. . . . Bu tutumu bir sloganla özetleyebiliriz: “Haklar evrensel olabilir, ancak bunların uygulanması yerel olmalıdır” ya da İrlandalı isyancıların sloganını benimsersek: Sinn Fein, “yalnızca kendimiz.” Bir grup insan haklara sahip olabilir, ancak bu hakları savunmak veya korumak onların sorumluluğudur ve yalnızca onların sorumluluğudur.

Bağımsızlık arayışını desteklemek isteyenler, elbette, bunu şahsi sıfatlarıyla yapmakta özgürdür. Ünlü New England şairi Robert Lee Frost’un babası William Prescott Frost Jr. bunun harika bir örneğidir. 1862’de küçük bir çocukken, Kuzey Virginia Ordusu’na katılmak üzere Güney’e doğru yola çıktı. Ne yazık ki, durdurulup Massachusetts’teki evine geri gönderilmeden önce ancak Philadelphia’ya kadar gidebildi. Ancak Lincoln’ün Savaşı’na karşı çıkan Barış Demokratlarını desteklemeye kendi başına karar vermesiyle, son derece Rothbardçı bir etik ilkeyi örneklemiş oldu.

Kaynak: https://mises.org/mises-wire/ethical-foundations-just-war-doctrine