Güney’in, Sol’un ve Komünizmin Epistemolojileri
Tarihin bu kavşağında insanlığın durumu öylesine istikrarsızdır ki, bu dönüm noktasının ötesinde bizi bekleyen her ne varsa, büyüklüğü itibarıyla bizi korkutmakta ve felç etmektedir. Hayal dahi edilemeyecek boyutlarda ve sonuçlarda üçüncü bir dünya savaşına ve ekolojik bir çöküşe doğru uyurgezerler gibi ilerliyoruz. Servetin küçük bir plütokrat grubunun elinde yoğunlaşması, insanlığın bir ölçüde umut bağladığı kavramları ve çözümleri acımasız karikatürlere, sapkın mutasyonlara ya da yalnızca sevgiyle anılan hatıraların harabelerine dönüştürmektedir. İlerleme, demokrasi, barış, egemenlik, diplomasi, bilim, hukuk ve insan hakları gibi kavramlar ve çözümler için de durum böyledir. Yıkıcı girdap ve onun sahip olduğu güç, iktidardaki siyasal elitlerin genel olarak, insanı savunmasız bırakan bir sıradanlık ile küstah bir saldırganlık arasında gidip gelmeleri ve böylece insanlığı bekleyen felaketin yalnızca bir başka boyutunu oluşturmaları nedeniyle daha da ezici bir hâl almaktadır. Uzun süre boyunca, Derin Devlet (Deep State) kavramı — demokratik meşruiyete sahip olmaksızın başlıca ulusal siyasal kararları denetleyen fiilî güçlerin yürüttüğü yeraltı hükümeti — komplo teorilerinden doğmuş bir kuruntu olarak damgalandı. Bugün ise, komplo teorilerine kapılma riskine girmeden, Derin Devlet ile aynı özelliklere sahip, ancak artık küresel ölçekte işleyen bir Küresel Derin Hükümet (Global Deep Government)ten söz etmek mümkündür. Yarı gizli Bilderberg Grubu hakkında çıkan son haberler bu gerçekliğin açık bir göstergesidir. [1]
İnsanlık bir bütün olarak insani yardıma muhtaçtır; her ne kadar onun bazı kesimleri bu yardıma diğerlerinden çok daha acil biçimde ihtiyaç duyuyor olsa da.
Ara Dönem ve Trajik İyimserlik
Antonio Gramsci’den esinlenerek, tarihin eğrisindeki bu anı bir Ara Dönem (Interregnum) olarak nitelendirdim; ancak pek çok insanın — özellikle de gençlerin — içinde bulunduğumuz anı bir ara dönemden ziyade bir son olarak gördüğünü kabul ediyorum. Nihayetinde aşırı sağın günümüzdeki yükselişini besleyen şey, işte bu son fikridir. Yeni bir başlangıç öneriyormuş görüntüsü altında, yalnızca sonun sonunu hızlandırmaktadır. Bunun ötesinde yoğun bir sis uzanmaktadır.
Ara dönem fikrine sıkı sıkıya bağlı kalıyorum; bu da benim için, eğrinin ötesinde ya bir uçurumun ya da daha fazla sığınak sunan, daha az kayalık bir yolun bulunabileceği anlamına geliyor. Trajik iyimserliğimin özü budur. Ancak bu ara dönemin Gramsci’ninkiyle pek az ilgisi vardır. Gramsci’ye göre, yavaş yavaş ölmekte olan eski düzen, yine yavaş yavaş doğmakta olan yeni düzenden etik, toplumsal ve siyasal bakımdan daha aşağı ve daha kötüydü. Bunun gerçekleşmesi için mücadele etmek gerekiyordu, ancak mücadele etmeye değerdi; uğruna mücadele edilecek hedefler ve bunlara ulaşmanın araçları biliniyordu.
Bizim durumumuz çok daha karmaşıktır ve dolayısıyla bu ara dönemde yol almanın gereklilikleri çok daha ağırdır. Belirli bir kesinlikle bilebileceğimiz şey, şu anda var olandır; şu anda var olan ise maddi koşullar ile bu koşullara ilişkin algı ve fikirlerin kavranamaz bir karışımıdır. Ve hiçbir şey, var olmayanla ilişkisi dışında var olmadığından, bugünümüzün göreliliği artık yaşamadığımız geçmişten ve asla yaşamayacağımız gelecekten oluşur. On altıncı yüzyıldan bu yana kapitalizm, dünya nüfusunun büyük çoğunluğunun maddi koşulları üzerinde egemenlik kurmuştur. Gramsci’nin döneminde kapitalizm, bu koşullara ilişkin algı ve fikirler üzerinde henüz tam anlamıyla egemenlik kurmamıştı; aksine, hâlâ elinde bulundurduğu egemenliği yitiriyordu. Devrimci kopuş olasılığı, maddi tahakküm ile ideolojik ve algısal tahakküm arasındaki bu ayrışmada yatıyordu.
Kapitalizm son kırk yılda maddi tahakkümü ideolojik ve algısal tahakkümle “dengelemeye”, her ikisini de güçlendirmeye ve onları birbiriyle kaynaşacak ölçüde bulanıklaştırmaya çalışmıştır. Bu amaçla, ideolojik ve algısal tahakkümü artırmak üzere beş temel alana odaklanmıştır: medya, eğitim, bilim, kültür ve eğlence ile din. Günümüzde dünya nüfusunun çoğunluğu, eskinin kötü olduğuna — kötü olduğuna ya da kötü olmuş olduğuna — ancak yeninin daha da kötü olabileceğine inanmaktadır. Beklentilerin bu aşağı yönlü sarmalı, kabullenişe ve muhafazakâr bir siyasal tutuma yol açmaktadır. Dünya nüfusu belki de hiçbir zaman bugün olduğu kadar muhafazakâr olmamıştır.
Aşırı sağ, bu huzursuzluk duygusunu körüklemek ve bir kopuşu kışkırtmak için istismar eder — devrimci değil, gerici bir kopuşu. Aşırı sağ muhafazakâr değildir; aksine, yakın geçmişle kurduğu kopuşta radikaldir. Ancak bu kopuş, daha uzak bir geçmişe — Fransız Devrimi öncesindeki bir geçmişe — dönüşü meşrulaştırmak amacıyla yakın geçmişten kopmayı hedefler; bu geçmiş daha da eşitsiz, daha sömürgeci ve daha ataerkildi. Bu nedenle bazı eleştirmenler aşırı sağcı kopuşu, belirgin biçimde Avrupamerkezci bir nitelemeyle, feodalizmin yeni bir biçimine dönüş olarak tanımlamaktadır.
Aşırı sağın görünmez liderleri, kapitalizmin mevcut plütokratik biçiminin temsilcileridir. Bu biçim, demokrasiyle ve geçmişteki hem demokratik hem de devrimci mücadelelerle kazanılmış toplumsal haklarla bağdaşmaz. Dolayısıyla önerilen kopuş aynı anda hem gerçek hem de sahtedir. Gerçektir, çünkü olumsuzluk tacirlerinin istismar ettiği, yaygın biçimde paylaşılan bir huzursuzluk duygusuna yaslanır; sahtedir, çünkü daha iyi bir gelecek vaadi bir aldatmacadır. Bu vaat ne bu dünyada — seküler bir aldatmaca olarak — ne de öteki dünyada — dinsel bir aldatmaca olarak — gerçekleşecektir. Gerçek şu ki aşırı sağ iktidara geldiğinde, nüfusun ezici çoğunluğunun hoşnutsuzluğunu hızla artırır. Demokratik yollarla seçilen faşist liderler, genel olarak, popülerliklerini en hızlı kaybedenlerdir; daha fazla kaybetmiyorlarsa bunun nedeni, toplumun bu arada daha iyi bir alternatif tasavvur etme olanağından yoksun bırakılmış olmasıdır. Bu nedenle önceki bir metnimde, kısa vadede solda olmanın, demokrasiyi ve yakın geçmişteki reformist ve devrimci değişimlerin sağlamış olduğu mütevazı refah düzeyini savunmak anlamına geldiğini ileri sürüyorum.
Ancak az önce yaptığım çözümlemeden, bu çözümün daha önce sözünü ettiğim acil insani yardımdan başka bir şey olmadığı açıkça ortaya çıkmaktadır. İnsanlığın karşı karşıya olduğu sorunları çözme kapasitesinden yoksundur. Orta vadeyi düşünme gereği de buradan doğmaktadır.
Güney’in, Sol’un ve Komünizmin Epistemolojileri
Olduğumuz şeyin ötesini bilemeyiz. Varoluşsal durumumuz epistemik durumumuzla iç içe geçmiştir. Orta vadeyi düşünmek için henüz düşünülmemiş olanı düşünmek yeterli değildir; egemen epistemolojinin ışığında düşünülemez olanı düşünmek gerekir. Epistemolojik bir kopuş, ontolojik bir kopuşu gerektirir. Başka bir deyişle, düşünülemez olanı düşünmek ve buna uygun biçimde hareket etmek için kendimizi insan olarak yeniden icat etmeliyiz. Bu kopuşların hiçbiri hızla gerçekleşmeyecektir. Birbirlerini besleyerek birkaç kuşak boyunca gelişeceklerdir. Bunların yeni bir Büyük Savaş’tan önce mi, savaş sırasında mı yoksa sonrasında mı gerçekleşeceğini kimse bilemez. Bu iki kopuş birlikte paradigmatik devrimi oluşturur.
Paradigmatik bir devrimin zaman ölçeği uzun vadedir. Orta vadede temel kavram geçiştir. Epistemolojik açıdan geçiş, düşünülemez olanın bugünün Harabe-Tohumlarının araştırılması yoluyla kademeli olarak kendini açığa çıkarması anlamına gelir; başka bir deyişle, yıkımın hedefi olmuş, harabe hâlinde varlığını sürdüren ve harabe hâlindeyken dahi statükonun bekçilerini tedirgin eden düşünme araçları ve aktörler aracılığıyla açığa çıkmasıdır. Onları tedirgin ederek, yalnızca harabe olmaktan çıkar ve aynı zamanda tohuma dönüşürler. “Harabe-Tohumlar” kavramı da buradan doğar.[2]
Kapitalizm, sömürgecilik ve ataerkillik olmak üzere üç temel tahakküm biçiminden oluşan modern tahakküm sistemi, daha önce var olan ve kendisine karşı çıkan düşünce ve eylem dünyasını yok ederek küreselleşmiştir. Bu yıkım hem sistemin merkezinde — Avrupa ve Avrupamerkezci dünyada — hem de Avrupa dışı ve Avrupamerkezci olmayan dünyada gerçekleşmiştir. Harabe-Tohumları kazıp çıkarmamız gereken yer bu iki dünyadır. Bunların paradigmatik geçişin araçları olduğunu, yani orta vadede bize yol göstereceklerini tekrar ediyorum. Uzun vadede neyin var olacağına, hele buna ne ad verileceğine ilişkin hiçbir fikrimiz yoktur.
Ben üç Harabe-Tohum belirliyorum, ancak kuşkusuz daha fazlası da vardır. Onları birleştiren şey, egemen sınıfları ve egemen düşünceyi tedirgin etmeyi sürdürmeleridir. Bu tedirginlik çelişkili biçimlerde kendini gösterir. Bir yandan, geçmişte var olmuşlarsa artık var olmadıkları; hâlâ varlarsa da önemsiz ve kolayca göz ardı edilebilir oldukları ısrarla ileri sürülür. Bunlar, benim Yoklukların Sosyolojisi (Sociology of Absences) adını verdiğim şeyin konusudur. Öte yandan, onları savunanlar sanki tehlikeliymiş, statükoya yönelik varoluşsal bir tehdit oluşturuyormuş gibi saldırıya uğrar. Kısacası, istikrarı bozucu bir Ortaya Çıkışların Sosyolojisinin (Sociology of Emergences) habercileri ya da işaretleri olabileceklerinden korkulmaktadır.
Bu üç Harabe-Tohum, Güney’in Epistemolojileri, Sol ve komünizmdir. Birincisi Avrupamerkezci olmayan dünyada, ikincisi Avrupamerkezci dünyada kök salmıştır; üçüncüsünün kökenleri ise farklı biçimlerde de olsa her iki dünyaya uzanır. Söylediğim gibi, ortak oldukları tek nokta tahakküm sistemine meydan okumalarıdır. Böyle bir sistem açısından Güney’in Epistemolojilerini önermek karanlıkçılığı savunmak, ilerlemenin düşmanı olmak demektir; solcu olmak sonuçsuz bir ütopyacı ya da tehlikeli bir yıkıcı olmak demektir; komünist olmak ise geçmişin fosilleşmiş bir kalıntısı ya da son derece tehlikeli bir yıkıcı olmak demektir.
Güney’in Epistemolojileri
Güney’in Epistemolojileri, modern bilimsel bilginin geçerliliğini sorgulamaz; yalnızca onun tek geçerli bilgi sistemi olmadığında ısrar eder. Kapitalizm, sömürgecilik ve ataerkilliğe karşı verilen mücadelelerden doğan bilginin geçerliliğini savunurlar; bu mücadeleler, söz konusu üç temel tahakküm biçiminin yol açtığı ve açmaya devam ettiği toplumsal adaletsizlikten, baskıdan ve yıkımdan en fazla zarar görmüş nüfuslar, sınıflar, halklar ya da gruplar tarafından yürütülmüştür. Egemen epistemolojiler açısından bu bilgi geçerli değildir. Geçmişte geçerliyse bile, modern bilimin ortaya çıkışıyla birlikte geçerliliğini yitirmiştir; her hâlükârda, onu kullanmak tehlikeli olacaktır. Yapay zekâ bu bilgiyi kesin olarak ortadan kaldırabilecek gibi görünmektedir. Yapay zekâ onu ham madde olarak kullanabilir, ancak algoritmaların mekanik akıl yürütmesiyle üretilen standartlaştırılmış bilgiyle rekabet eden bir bilgi olarak asla kullanamaz.
Sol
Sol, 1789 Devrimi’nin ardından Fransız Ulusal Meclisi’ndeki oturma düzenindeki bir konum olarak ortaya çıktı. Zamanla, daha adil ve daha kapsayıcı bir toplum olasılığı adına, adaletsiz ve dışlayıcı olduğu düşünülen bir statükoya karşı çıkan her türlü düşünceyi ya da eylemi ifade eder hâle geldi. O zamandan bu yana solda olmak ya da solcu olmak, egemen sınıfları rahatsız etti ve etmeye de devam ediyor. Daha önce belirttiğim gibi, benim için sol, tahakkümün farklı sınıfları, halkları, grupları ve kültürleri farklı biçimlerde ve farklı yoğunluklarda etkilemesi nedeniyle bir sollar takımyıldızıdır. Bu, daha sonra söz edeceğim kurtuluş görevlerini tanımlamak için kullanılabilecek olası terimlerden biridir.
Son yüz yıl boyunca sol içinde birçok bölünme yaşandı; bunların başında ılımlı/demokratik/sosyal demokrat sol ile aşırı sol/devrimci/komünist/anarşist sol arasındaki ayrım gelir. İkincisi bugün yalnızca bir anı ya da bir Harabe-Tohum olarak varlığını sürdürmektedir. Birincisi ise, önceki metnimde belirttiğim gibi, kısa vadede demokrasiden geriye kalanları kurtarmak açısından önemlidir; ancak orta vadede yaşayabilirliği yoktur. Sağın aşırı sağ tarafından yutulacağı gibi, o da giderek sağ tarafından yutulacaktır. Bir süre daha ılımlı sağ olarak varlığını sürdürebilir, ancak artık sol olarak değil. Ilımlı sol, yakın geleceğin ılımlı sağıdır.
Geçiş sürecinde yararlı bir araç olabilmesi için sol, bir Harabe-Tohum olarak kavranmalıdır; yani kurtuluş görevlerini tanımlamak için kullanılabilecek olası bir terim olarak. Kuşkusuz, hem demokratik hem de devrimci Avrupamerkezci bileşenleri, Avrupamerkezci olmayan direniş bileşenleriyle birleştirecektir. Solun mücadeleci niteliğini vurgulamak için solculuktan söz etmek tercih edilebilir.
Komünizm
Son olarak, bir Harabe-Tohum olarak komünizmin hem Avrupamerkezci hem de Avrupamerkezci olmayan kökenleri vardır. Avrupamerkezci dünyada komünizm, modern kapitalist, sömürgeci ve ataerkil tahakküme karşı solun sunduğu en güçlü direnişi ve en tutarlı alternatifi ifade eder hâle gelmiştir. Max Weber’in ideal tip kavramından hareketle, komünizmi insanların diğer insanlar tarafından sömürülmesinden (emek gücünden potansiyel olarak sınırsız değer çekip çıkarılması) ve doğanın insanlar tarafından sömürülmesinden (doğal kaynaklardan potansiyel olarak sınırsız değer çekip çıkarılması) arınmış bir toplum projesi olarak tanımlıyorum. Küresel Güney’in Epistemolojileri açısından komünizm, uçurum sonrası (post-abyssal) bir toplumu ifade eder; yani insanları tam anlamıyla insan muamelesi görenler ile insan altı muamelesi görenler olarak ayırmayan ve doğayı sahip olduğumuz ya da bize ait olan bir şey olarak değil, bizatihi olduğumuz ve kendisine ait olduğumuz bir şey olarak gören bir toplumu. Burada kendilerini komünist olarak tanımlamış somut toplumsal deneylerden söz etmiyorum. Bazıları ideal tipe yaklaştı; bazıları ise onu etik ve siyasal bakımdan tiksindirici bir biçimde çarpıttı.
Avrupamerkezci olmayan dünyada ise komünizm, modern öncesi ortaklaşa kolektif yaşam biçimlerini ifade ediyordu. Aslında komünizmin gerçekten var olan biçimi, modern öncesi Avrupamerkezci olmayan dünyada ortaya çıkmış ve bu nedenle Batı modernitesi tarafından ilkel komünizm olarak etiketlenmiştir. Komünizmi ilkelcilik ya da sapkınlık çağrışımı uyandırmadan bir Harabe-Tohum olarak tanımlamak için neo-komünizmden söz etmek tercih edilebilir.
Paradigmatik Geçişin Yol Gösterici Kurtuluşları
Üç Harabe-Tohum — Güney’in Epistemolojileri, Sol ve komünizm — paradigmatik geçişin temel mekanizmalarıdır. Bu geçiş bir gün sona ererse, ortaya çıkan her ne olursa olsun kendisini adlandırmaya tümüyle hakkı olacaktır. Paradigmatik geçiş, zincire vurulmuş ya da baskı altına alınmış potentia‘nın özgürleştirilmesini amaçlar. Bu görevin kapsamı bugün, Gramsci’nin hayal edebileceği her şeyin çok ötesine geçmektedir. Zincire vurulmuş potentia’nın kurtuluşlarına verilen adlar zorunlu olarak yetersizdir; çünkü bu adlar tahakkümün farklı boyutlarından türemektedir. Potentia‘nın özgürleştiğinde hangi adları alacağını tasavvur edemeyiz. Bulunduğumuz noktadan bakıldığında ufukta göründükleri biçimiyle başlıca kurtuluşlar şunlardır: doğayı özgürleştirmek, ortak varlıkları özgürleştirmek, insan altı muamelesi görenleri özgürleştirmek, bilgiyi özgürleştirmek, demokrasiyi özgürleştirmek, eğitim ile kültürü özgürleştirmek ve ilahi olanı özgürleştirmek. Bu özgürleştirmelerin her biri diğerlerini önvarsayar.
Kurtuluş mücadeleleri olmadan kurtuluş olmayacaktır. Mücadele etmeye ve bunun gerektirdiği riskleri üstlenmeye istekli kimse olmadığı sürece mücadele de olmayacaktır. İzleyen metinlerde, Harabe-Tohumların bizi sabırsızlıkla bekleyen muazzam kurtuluş görevlerinde bize nasıl yardımcı olabileceğini göstereceğim.
(DEVAM EDECEK)
[1] Carole Cadwalladr, “You’re obsessing over the wrong Peter Thiel conference,” https://broligarchy.substack.com/p/youre-obsessing-over-the-wrong-peter
[2] The End of the Cognitive Empire: The Coming of Age of the Epistemologies of the South. Duke University Press, 2018.
Kaynak: https://znetwork.org/znetarticle/epistemologies-of-the-south-the-left-and-communism/