Güçlü Yen En Çok Endonezya’yı Vuracak
Japonya Merkez Bankası’nın (BOJ) gösterge faiz oranını 30 yılın en yüksek seviyesine çıkarması, Endonezya’nın uzun zamandır korktuğu ancak geciktirmeyi umduğu bir sarsıntı oldu. BOJ Başkanı Kazuo Ueda, kısa vadeli faiz oranını %0,75’e çıkararak sadece yenin istikrarını sağlamakla kalmadı aynı zamanda Endonezya ekonomisinin çekim gücünü de etkili bir şekilde değiştirdi.
Bir nesil boyunca, Endonezya’nın hızlı sanayileşmesi ve mali istikrarı, sessizce “yen taşıma ticareti” (düşük faiz ortamından yüksek faiz ortamına akan finans yatırımı) adı verilen, Endonezya devlet tahvillerine ve kurumsal yatırımlara akan, Japonya kaynaklı adeta sınırsız ucuz likidite kaynağıyla desteklendi.
Bu rezerv azalmaya başlarken Cakarta sert bir gerçekle yüzleşmek zorunda: Japon sübvansiyonu dönemi sona erdi ve Endonezya’nın iddialı “Altın 2045” vizyonunun maliyeti önemli ölçüde yeniden fiyatlandı.
Küresel finansın dalgalı sularında ustalıkla yol alarak yatırım yapılabilir kredi notuna ulaşmış bir ülke için BOJ’un bu sert yön değişikliği tam anlamıyla sistemik bir şoktur. Bu durum, ülkenin sermaye hesabının kalbine darbe indirerek rupinin istikrarını tehdit ediyor ve Endonezya Merkez Bankası’nı savunma pozisyonuna itiyor.
Küresel borç piyasalarının sessiz devleri olan Japon kurumsal yatırımcıları, Tokyo’da yükselen getirilerin peşinden sermayelerini geri çekmeye başladıkça, Endonezya tahvil piyasasında oluşan boşluk; zaten devasa altyapı harcamalarına ve şişkin bir sosyal güvenlik ağına bağlı olan hükümet için borçlanma maliyetlerini yukarı itme tehdidi taşıyor.
Ön Cephedeki Rupi
Endonezya finans sistemi için en acil tehlike, iç piyasadaki yen kaynaklı pozisyonların “şiddetli bir şekilde çözülmesi”dir. Yıllar boyunca BOJ’un sıfıra yakın faizleri ile Endonezya Merkez Bankası’nın görece yüksek getirileri arasındaki fark, rupiyi faiz kazancı peşinden koşan yatırımcıların gözdesi haline getirmişti.
Bu “sıcak para” akışı Endonezya’nın döviz rezervlerini güçlendirdi ve ABD Merkez Bankası’nın sıkılaştığı dönemlerde bile rupinin istikrarlı kalmasına yardımcı oldu. Ancak BOJ’un halihazırda agresif bir normalleşmeye gitmesiyle bu işlem hızla zehirli bir hale gelebilir. Daralan faiz getirisi farkı, 2013’te ABD’nin hazine tahvillerinin getirisini arttırması sonucu oluşan “varlık alımı krizi”nden bu yana görülmemiş ölçekte bir portföy çıkışını tetikleyerek rupi üzerinde yoğun satış baskısı yaratacaktır.
Yeni kur oynaklığı yalnızca Endonezya Merkez Bankası için bir baş ağrısı olmayacak aynı zamanda ülkenin kurumsal sektörü için doğrudan bir tehdit oluşturacaktır. Endonezya’nın en büyük holdinglerinin birçoğu, özellikle enerji ve imalat sektörlerinde faaliyet gösterenler, yabancı para cinsinden önemli miktarda borç yüküne sahiptir.
Borcun merkezi döviz cinsi çoğunlukla ABD doları olsa da, güçlenen yen, uzun vadeli endüstriyel ekipman finansmanı için sıklıkla kullanılan yen cinsinden borçların geri ödeme maliyetini önemli ölçüde artıracaktır. Sulawesi’deki bir madencilik şirketi ya da Batı Cava’daki bir tekstil firması için BOJ’un bu hamlesi, doğrudan daha az kâr marjı ve yeniden yatırıma ayrılabilecek kapasitenin azalması anlamına gelecektir.
Dahası, Endonezya Merkez Bankası şu anda “şahin bir tuzağa” düşmüş durumda. Ülkenin ekonomisi bir duraklamaya girecek olsa bile rupinin felaket boyutunda değer kaybetmesini önlemek için, merkez bankası, kendi faiz oranlarını artırmak zorunda kalabilir. %7 büyüme hedefleyen bir hükümet için bu savunmacı parasal sıkılaşma yutması acı verecek bir hap olacaktır.
Yurtiçi faiz oranlarındaki artış, hızla büyüyen orta sınıf için daha pahalı konut kredileri ve Endonezya ekonomisinin omurgasını oluşturan küçük ve orta ölçekli işletmeler (KOBİ’ler) için daha yüksek kredi maliyetleri anlamına gelecektir.
Cakarta, yen şokuna karşı para birimini savunmaya çalışırken, salgın sonrası toparlanmasının temel motoru olan iç tüketimi daraltma riskiyle karşı karşıya kalacaktır.
Jeo-ekonomik eksen
Japonya’nın bu hamlesinin altında, anlık finansal çalkantının ötesinde, potansiyel olarak daha derin bir jeoekonomik değişim yatıyor. Japonya, tarihsel olarak Endonezya’nın “tercih edilen ortağı”, Çin’e karşı hayati bir denge unsuru olarak hareket eden yüksek kaliteli yatırımların kaynağı olmuştur.
Japon sermayesi, Cakarta metrosundan dev Patimban Limanı’na kadar, büyük güç rekabeti ortamında Endonezya’nın stratejik özerkliğini pekiştirdi. Ancak yen cinsinden kredinin maliyeti arttıkça, Japon yatırımlarının rekabet üstünlüğü körelmeye başlayacaktır. Japonya’nın “kaliteli altyapısı”, borç konusunda daha temkinli hale gelen bir Cakarta’nın artık bedelini ödeyemeyeceği bir lüks haline gelebilir.
Bu değişimin en kritik alanı, Endonezya’nın iddialı nikelden elektrikli araç (EV) bataryasına uzanan tedarik zinciri olacaktır. Bu sektör, Endonezya’yı küresel ekonomilerin en üst sıralarına taşımayı hedefleyen Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto’nun sanayi politikasının en değerli parçasıdır.
Japonya’nın otomotiv devleri Toyota, Honda ve Mitsubishi uzun zamandır Endonezya pazarında hakim konumdalar, ancak hepsi elektrikli araçlara geçişte yavaş davranırken, Çin pazara hakim olmaya başladı. Şimdi, kendi ülkeleri Japonya’daki daha yüksek sermaye maliyetleriyle yük altına girecek olan bu şirketlerin Endonezya’da büyük ölçekli ve geç kalınmış bir dönüşümü finanse etme kabiliyeti ciddi biçimde zayıflayacaktır.
BOJ’un politika faizine eklediği her baz puan, Endonezya’nın önde gelen sanayi ve üretim merkezi Karawang’daki her bir Japon fabrikasının maliyetine eklenen bir baz puan anlamına geliyor. Bu durum, BYD ve CATL gibi Çinli alternatifleri daha da maliyet avantajlı hale getirecektir.
Japonya’nın bu hamlesi; Pekin’in muhtemelen “sabırlı sermaye” ve BOJ’un hamlelerinden büyük ölçüde etkilenmeyen devlet destekli finansmanla dolduracağı bir boşluk yaratacaktır. Japon yatırımları daha seçici ve pahalı hale geldikçe, Endonezya’nın “yeşil dönüşüm” için Çin’e olan bağımlılığı kayda değer düzeyden neredeyse tam bağımlılığa doğru ilerleyecektir.
Bu gelişme, Çin’e olan bağımlılığı derinleştikçe Endonezya’nın “özgür ve aktif” ekonomik dış politikasının sonunun başlangıcına işaret edebilir. Japonya, bölgesel etkisini ayakta tutan ucuz krediyi artık sağlayamaz hale gelirse, Cakarta’nın çekim merkezi kaçınılmaz olarak Pekin’in inşa ettiği yuan merkezli finansal mimariye doğru kayacaktır.
2026’ya doğru bakıldığında, Endonezya’nın finansal haritası Çin ile bu “zorunlu entegrasyon” tarafından şekillendirilecektir. Yen güçlenirken ve Japon doğrudan yabancı yatırımları (FDI) geri çekilirken, yuan cinsinden ticaret ve yatırımlarda bir patlama görülmesi beklenmelidir.
Endonezya için “yen sonrası” gerçeklik, Cakarta–Pekin ekseninin artık bir tercih değil, finansal bir zorunluluk haline gelmesidir. BOJ, hızla değer kaybeden yeni kurtarmak için faizleri yükseltmiş olabilir; ancak bunun istenmeyen sonucu, Japonya’nın Endonezya takımadaları genelindeki etkisini hızla yitirmesi olacaktır.
Özetle, Japonya Merkez Bankası’nın faiz artırımı, Cakarta’nın çeşitli hedeflerini finanse etmek için sürekli olarak ucuz yen finansmanına güvenebildiği kolay büyüme döneminin sonunu işaret ediyor.
Güçlü ve sürdürülebilir ekonomik büyüme için ulusun yüzüncü yıl vizyonu olan “Endonezya Altın 2045”e giden yol hâlâ açık, ancak bu yol artık daha yüksek maliyetler, daha büyük oynaklık ve Pekin’e çok daha derin bir bağımlılıkla dolu olacak.
Endonezya’nın en öncelikli finansal yüklenicisi olan Japonya döneminin “Yükselen Güneş”i, takımadaları (Endonezya) daha pahalı ve daha bağımlı bir çözüm yolu bulma mecburiyetinde bırakarak, batıyor.
*Ronny P Sasmita, Endonezya Stratejik ve Ekonomik Eylem Enstitüsü’nde kıdemli analisttir.
Kaynak: https://asiatimes.com/2025/12/indonesia-among-big-losers-of-the-end-of-cheap-yen/
Tercüme: Ali Karakuş