Gıda Güvenliğini Zayıflatan Gıda Sistemleri ve Politikaları
İkinci Dünya Savaşı sonrası gıda güvenliği
1.Dünya Savaşı’ndan bu yana, özellikle Asya ve Afrika’daki ülkelerin savaş zamanı gıda kıtlığı yaşadıktan sonra bağımsızlıklarını kazanmalarının ardından, Küresel Güney’deki gıda politikaları önemli ölçüde dönüştü.
İkinci Dünya Savaşı sonrası ve ardından sömürgecilik sonrası dönemlerin başlarında, özellikle savaş öncesinde, sırasında ve sonrasında yaşanan ciddi gıda kıtlıklarının ardından, gıda güvenliğine yeni bir önem verilmeye başlandı.
Milyonlarca insan akut yetersiz beslenme yaşarken, pek çok kişi açlıktan öldü. Hindistan’da II. Dünya Savaşı döneminde yaşanan Bengal kıtlığı (1943), Churchill’in Britanya İmparatorluğu’nun çıkarlarını ve askeri öncelikleri tercih etmesi nedeniyle üç milyondan fazla insanın hayatına mal oldu.
1.Dünya Savaşı’ndan sonra sömürgeci güçler, özellikle halkın anti-emperyalist direnişini bastırmak amacıyla, gıda arzını ayaklanmalara karşı ve nüfus kontrolü için bir silah olarak kullandı.
Ölenlerin çoğu askeri kayıp değil, bilinçli ayaklanma karşıtı tedbir olarak oluşturulan gıda yoksunluğunun kurbanlarıydı. Bu nedenle, gıda güvenliği çabalarının savaş sonrası dönemde popüler bir politika önceliği hâline gelmesi şaşırtıcı değildir.
Batı kontrolündeki araştırma kuruluşları, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) de dâhil olmak üzere, son derece etkili hale gelerek sömürgecilik sonrası gıda güvenliği politikalarının şekillenmesinde hatta geliştirilmesinde rol oynadılar.
Yeşil Devrim
Gelişmekte olan ülkelerde çoğu Uluslararası Tarımsal Araştırmalar Danışma Grubu (CGIAR) ile bağlantılı olan kamu araştırma kurumları kuruldu.
Yeşil Devrim başlangıçta buğday, mısır ve pirinç verimlerini artırmaya odaklandı. Bu çabalar, 1960’lar ve 1970’lerde tahıl üretimini eşitsiz biçimde artırdı.
Malthusçu mantığa göre, artan yaşam beklentisi, nüfus artışının sınırlı tarım arazisiyle kısıtlanan gıda arzındaki artışı geride bırakması anlamına geliyordu.
Zengin ülkelerden gelen devlet finansmanı azaldıkça, güçlü şirket çıkarları ve hayır kuruluşları daha da etkili hâle geldi. Bunlar da çoğu zaman çiftçilerin, tüketicilerin ve çevrenin zararına kendi çıkarlarını destekledi.
1970’lerde kurulan Uluslararası Tarım Kalkınma Fonu (IFAD), petrol gelirlerinden elde edilen beklenmedik kazançların küçük bir kısmını gıda ve tarımsal kalkınmaya yönlendirdi.
Kısa süre sonra ABD, Kamu Yasası (PL) 480 programını Dünya Gıda Programı’na (WFP) dönüştürdü. Böylece, FAO’nun bazı işlevleri, bağışçı ülkelerin kontrolündeki BM fonlarına ve Roma’da kurulan programlara devredildi.
Utanç verici şekilde, bir FAO raporu, “İslamcı” Eş-Şebab milisleri tarafından ele geçirilmesini önlemek amacıyla WFP’nin Somali’ye gıda tedarikini durdurduğunu ortaya çıkardı. Chatham House da bunun sonucunda iki yüz ila üç yüz bin ölüm yaşandığını tahmin etti.
Neoliberalizm
1980’lerde ulusal kalkınma çabalarına karşı gelişen karşı-devrim, hükümetlerin mali kapasitelerini, ithal ikameci sanayileşmeyi ve gıda güvenliği girişimlerini zayıflattı.
Ekonomik serbestleşmeyi içeren neoliberal yapısal uyum politikaları, özellikle Latin Amerika ve Sahra Altı Afrika’daki ağır borçlu gelişmekte olan ülkelere dayatıldı.
Küresel Kuzey, ticaretin serbestleştirilmesini teşvik ederek daha önce gıda ve sanayi üretimine sağlanan koruma ve desteği zayıflattı.
Güçlü gıda şirketleri, ithalat dostu gıda güvenliği göstergelerini destekleyip teşvik ederek, FAO ve diğer sivil toplum kuruluşlarının araştırma ve müdafaa çabalarını baltaladılar.
Sivil toplum örgütlerinin, ağırlıklı olarak gıda egemenliğine odaklanan kendi göstergeleriyle karşı koymaya çalıştığı bir dönemde, neredeyse hiç gıda üretmeyen ülkeler üst sıralarda gösterildi.
Trump 2.0
Donald Trump’ın yeniden ABD başkanı seçilmesiyle yeni bir dönem başladı.
Trump 2.0’ın ekonomik politikaları ve anlaşmaları, gıda arzı da dâhil olmak üzere, bir silah hâline getirmesi; bir ölçüde bağımsızlık göstermeye çalışan ülkeler için uğursuz sonuçlar doğuruyor.
Ekonomik ve askeri tehditler, ekonomik, siyasi ve diğer ‘stratejik’ hedefler de dahil olmak üzere çeşitli amaçlar için kullanılmaktadır. Yüksek gümrük vergileri ve yaptırımlar artık bu amaçlarla kullanılan geniş bir silah cephaneliğinin parçası hâline geldi.
Hükümetler, kişisel nedenlerle bile yüksek gümrük vergileri ve yaptırımlarla tehdit edildi. Trump, son başkanlık seçimlerini kaybettikten sonra başarısız bir darbe girişiminde bulunan eski Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro’nun serbest bırakılmasını talep etti.
Bu tür ekonomik silahların kullanılması, Trump’ın çeşitli ekonomik ve askeri politika tehditlerinin daraltıcı ve enflasyonist baskıları şiddetlendirmesiyle, dünya çapında derinleşen ekonomik durgunluğu daha da kötüleştirdi.
ABD kontrolündeki WFP uzun süredir seçici biçimde gıda yardımı sağlamak için kullanılıyordu. Ancak Washington’da artık diğer ülkelerin gıda güvenliği endişelerine pek sempati kalmadı.
Trump, ABD dünyanın en büyük gıda ihracatçısı olmaya devam ederken federal hükümet harcamalarını azaltmak için, gıda yardımı da dâhil olmak üzere resmî kalkınma ve insani yardımları sona erdirdi.
Bununla birlikte Trump, Kasım ayındaki ara seçimler öncesinde seçim desteğini yeniden kazanmak için çiftçilerin gelirlerini artırmaya yönelik beklenmedik yeni adımlar atabilir.
Gıda yardımının silah hâline getirilmesi, İsrail’in Gazze kuşatması sırasında, seçici etnik temizliği mümkün kılacak şekilde gıda erişiminin ayarlanmasıyla uğursuz bir boyut kazandı.
Gazze İnsani Yardım Vakfı, açlık çeken insanları gıda merkezlerine çekti ve bu durum, çaresizce yiyecek arayan aç ailelerin yiyecek ararken vurulmasına yol açtı.
Yoksulluk öncelikle gıdaya yetersiz erişimle tanımlanırken, FAO geliri gıda güvensizliğinin temel belirleyicisi olarak görüyor.
Dünya Bankası’nın yoksulluk ölçümleri genel olarak düşmeye devam etmiş olsa da, FAO göstergeleri son on yılda gıda güvenliği alanındaki önceki ilerlemenin tersine döndüğünü gösteriyor.
Bu çelişkili eğilimler, yoksulluk ve gıda güvenliğinin tahmin edilmesi ve anlaşılmasındaki sorunları yansıtmakla kalmayıp, ortaya çıkan politikaların daha da kötü olmasa bile, yetersiz bilgiye dayalı olduğunu da göstermektedir.
*Prof. Felice Noelle Rodriguez, Filipinler’deki Universidad de Zamboanga Yerel Tarih ve Kültür Merkezi’nin direktörüdür.
*Jomo Kwame Sandaram, hâlen Khazanah Araştırma Enstitüsü’nde araştırma danışmanı, Columbia Üniversitesi Politika Diyaloğu Girişimi’nde misafir araştırmacı ve Uluslararası İslam Üniversitesi Malezya’da (IIUM) misafir öğretim görevlisi olarak çalışan Malezyalı bir ekonomisttir.
Kaynak: https://www.ipsnews.net/2026/05/food-systems-and-policies-undermining-food-security
Tercüme: Ali karakuş