Gerçekleşmeyen Çin Çöküşü
Çin’in iç dinamiklerine dair rahatlatıcı anlatılar sadece yanlış değil, aynı zamanda tehlikelidir.
Gerçeklik rahatsız edici hâle geldiğinde Washington’un kendine anlattığı bir hikâye vardır: Çin çökmek üzere. Çin Halk Cumhuriyeti’nin (ÇHC), halk ayaklanmasının eşiğinde duran kırılgan ve gayrimeşru bir rejim olduğu konusunda bize güvence verilir. O düştüğünde ise dostane ve demokratik bir Çin ortaya çıkacak—ve Amerika’nın yönetici sınıfı, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana yaptıkları ya da düşündükleri hiçbir şeyi değiştirmek zorunda kalmayacaktır.
Bu da elitlerin bütün harcamalarını ve diğer tüm aşırılıklarını önemsiz kılıyor. Onlara göre Çin, hem Amerika’nın en büyük stratejik rakibi hem de en önemli ticaret ortaklarından biri olan bir ülke olarak, içten içe çökecek diyorlar. “Bir kart evi” derler.
Bunların hepsi temenniden ibaret. Çin çökebilir mi? Elbette. Her rejim çökebilir. Çin’deki sistem bir kart evi mi? Belki. Ancak Amerikan finansal ve siyasal düzeninin de bir kart evi olduğu—üstelik kartların zaten sallantıda bulunduğu—ileri sürülebilir; hatta muhtemelen sürülmelidir.
Son bir yıl boyunca kurumsal basın ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Çinli gurbetçi topluluğundaki yoldaşları, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ev hapsine alındığına dair tamamen doğrulanmamış haberler yaydılar. Çin Halk Kurtuluş Ordusu’ndaki (PLA) üst düzey generallerin ayaklandığına dair fısıltılar duyduk. Önde gelen bir jeopolitik analist, geçen temmuz ayında bana, Komünist Parti Merkez Komitesi’nin 2025 plenumuna gelindiğinde Xi’nin, kendisiyle rakipleri (Xi’den iktidarı devralmaya hazırlanan isimler) arasında yapılan gizli bir anlaşma kapsamında istifasını açıklayacağını söyledi.
Hiçbiri gerçekleşmedi.
Bu yetmezmiş gibi, Xi kısa süre önce Halk Kurtuluş Ordusu’nun (PLA) en üst düzey subaylarından oluşan ve başkanlığını bizzat kendisinin yürüttüğü güçlü bir komite olan Merkez Askerî Komisyon’daki (CMC) kıdemli askerî liderlere karşı kapsamlı bir tasfiye başlattığında, Wall Street Journal bunu parti içindeki düşmanlarına karşı yeniden güç kazanmış bir Xi tarafından yürütülen başarılı bir karşı-darbe olarak resmetti.
Oysa karşı-darbeyi gerektirecek herhangi bir darbeye dair hiçbir kanıt yoktu.
CIA gibi Batılı istihbarat servisleri de bu söyleme katılarak, Xi tarafından görevden alınan başlıca PLA yetkilisi General Zhang Youxia’nın gizlice CIA’nın maaş bordrosunda olduğunu ve Çin’in nükleer silah kapasitesine dair ayrıntılı dökümleri Amerikan istihbaratına büyük miktarlarda nakit para karşılığında sağladığını iddia etti.
Bu iddiadaki tek sorun, Zhang’ın olağanüstü zengin olmasıydı (tıpkı Xi’nin bu yılın başlarında tasfiye ettiği diğer PLA liderleri gibi). Zhang ve çevresi, Çin Komünist Partisi’nin zirvesinde yer alarak ve Xi Jinping’i koruyup destekleyerek zenginleşmişti. Mademki bu generallerin başına gelen tam da vatana ihanet suçunun cezasıydı, o hâlde neden Çin’in nükleer cephaneliğinin durumu ve konuşlandırılması hakkında ABD istihbaratına bilgi sızdırarak servetlerini ve statülerini—dolayısıyla geleceklerini—riske atsınlar?
Bu yaşlı generallerin görevden alınmasının hemen ardından, sosyal medyadaki çok sayıda “açık kaynak istihbarat” (OSINT) hesabı, CMC’deki tasfiyenin ardından Pekin sokaklarında askerlerin göründüğüne dair temelsiz iddialar yaymaya başladı. İma edilen şuydu: Her an bir iç savaş patlak verebilirdi. Ancak bu hesaplar çoğu zaman Batı’daki daha geniş çaplı propaganda hamleleriyle bağlantılıdır; bu yüzden sosyal medyada ne iddia ettiklerini belirtmek önemlidir (ve özellikle X platformunda bu hesapların devasa takipçi kitleleri vardır).
Merak ediyorsanız: Xi’nin büyük tasfiyelerinden bu yana herhangi bir iç savaş yaşanmadı.
Ne var ki bu tür anlatılar Batı medyasına nüfuz etmiş, Batı’daki iktidar koridorlarında söylemi domine etmiş ve Batılı liderlerin algılarını şekillendirmiştir. (Çin’i sürekli yanlış değerlendirmemizin nedeni de budur.)
Xi’nin iktidarının sona erdiği iddiaları Batı genelinde dolaşıma girerken, New York Times, Pentagon’un en son Overmatch Brief raporunun, Tayvan üzerine bir savaş çıkması hâlinde Çin ordusunun ABD ordusunu görece kısa sürede kesin biçimde mağlup edeceği sonucuna vardığını ortaya koyan bir haber yayımladı.
Açıktır ki Çin aynı anda hem çöküş sürecinde olup hem de bugün Birinci Ada Zinciri (Kamçatka Yarımadası’ndan Tayvan üzerinden Filipinler’e uzanan bölge) üzerinde çıkacak bir çatışmada ABD ordusunu hızla yenebilecek konvansiyonel bir askerî güce sahip olamaz. Açık konuşmak gerekirse, Çin analizinde hayal âlemine dalan basiretsiz siyasi ve medya elitlerimizin uçuşlarından ziyade bu konuda Pentagon’un değerlendirmesini tercih ederim.
Amerikan elitleri, özünde Çinlilerin kritik alanlarda ABD’yi yakaladığını—hatta bazı alanlarda geçtiğini—anladıkları için bir tür stratejik başa çıkma mekanizmasına sarılmış durumdalar. Çin’in bunu başarabilmesinin tek nedeni, 1970’lerden bu yana Amerikan elitlerinin Çin’e yönelik cömert ticaret politikaları ve stratejik muğlaklığıdır. Başka bir deyişle, Çin’in bugün askerî ve ekonomik olarak bizi tehdit edebilecek bir konuma gelmiş olmasının sorumlusu Amerikan müesses nizamıdır.
Batı elitlerinin Çin’in yükselişi karşısında benimsediği bu yorucu stratejik başa çıkma mekanizması, yeni bir Amerikan altın çağının bitmek bilmeyen müjdelenmesine rağmen, Çin ekonomisinin bizimkinden daha iyi durumda olduğu gerçeğini dahi gizleyemedi. Financial Times bu yılın başlarında, Başkan Trump’ın Çin’i yıpratıcı bir ticaret savaşına tabi tutmasına rağmen, 2025’in son çeyreğinde Çin’in ticaret fazlasının şaşırtıcı bir şekilde 1,2 trilyon dolara ulaştığını kabul etmek zorunda kaldı.
Karşı argüman hazırdır: “Çin rakamları hakkında yalan söylüyor!” Elbette. Başkaları da Çin’den gelen verilerin başka nedenlerle güvenilmez olduğunu iddia edecektir. Ancak FT’deki isimler bunun farkında. Haberleri bu gerçeklikleri hesaba katıyor. Financial Times’ın Çin’in ticaret fazlası rakamlarını kullanmasının nedeni de bu. Pekin, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Ticaret Örgütü (WTO) gibi kuruluşların teşvik ettiği uluslararası istatistik çerçevelerine katılıyor. Bu kurumların verileri—özellikle ticaret fazlalarının belirlenmesinde hayati öneme sahip olan gümrük ticaret verileri—genel kabul görmüş tanım ve raporlama uygulamalarına dayanıyor. Dışarıdan ekonomistler bu küresel veri setlerini denetleyip karşılaştırabiliyor (ve ediyorlar da); Çin’in ticaret fazlasının bu denli büyük olduğu sonucuna da bu şekilde vardılar.
Batı elitleri son bir yıldır bize, Xi’nin yakında iktidardan uzaklaştırılacağı için Çin konusunda endişelenmememiz gerektiğini söylüyordu. Bu gerçekleşmeyince, Xi’nin CMC’de gerçekleştirdiği tasfiyelerin Çin’in güçlendiğini değil, zayıfladığını gösterdiğini savundular (oysa Xi, CMC’de iktidarını engelleyebilecek tüm potansiyel unsurları ortadan kaldırmıştı). Bu arada aynı çevreler Çin ekonomisinin çöktüğünü iddia ediyor—geçen yıl ticaret fazlası stratosferik seviyelere fırlamış olmasına rağmen.
Asia Times’taki eski editörüm David P. Goldman’ın bana sürekli hatırlattığı gibi: “Çin’in neyi yanlış yaptığına odaklanma. Doğru yaptığı şeylere odaklan.”
Pekin, 1970’lerde geri kalmış, tarıma dayalı, Kuzey Kore tarzı bir kişilik kültünden, amansız bir hızla dinamik ve canlı bir devlet kapitalist topluma dönüştü. Sadece 50 yıl içinde, küresel ekonomide önemsiz bir aktör olmaktan, nominal GSYİH bakımından dünyanın ikinci büyük ekonomisine ve çoğu ekonomistin geleneksel nominal GSYİH’ye kıyasla ekonomik gücün daha üstün bir ölçütü olarak gördüğü Satın Alma Gücü Paritesi (PPP) açısından dünyanın en büyük ekonomisine yükseldi.
Dahası, Çin bugün Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) üzerine kurulduğu Marksist ideolojiyle hareket etmiyor. Partinin temel meşruiyet anlatısı ulusal yeniden diriliş ve Çinli liderlerin “Aşağılanma Yüzyılı” olarak adlandırdığı dönemin tersine çevrilmesidir. Pek çok Batılı Xi’nin Mao’dan bu yana Mao’ya en yakın lider olduğunu söylese de, Xi bir Marksist ideologdan ziyade bir medeniyet milliyetçisi gibi yönetiyor görünmektedir.
Otoriter sistemlerde tasfiyeler nadiren çöküşün işaretidir. Aksine, liderin harekete geçecek kadar güçlü olduğuna inandığını gösterir. Xi’nin bu PLA generallerini görevden almasıyla tam da buna tanıklık ediyoruz. Çeşitli alanlarda Amerikalı rakiplerinin baskısı altındayken gücünü pekiştiriyor ve genişletiyor. Bu koşullar altında, “Çin sadece ABD kadar yıldızlı-bayraklı muhteşem olmadığı için çöküyor” anlatısının aksine, Xi Jinping ve Çin daha az değil, daha güçlü ve daha saldırgan hâle gelmeye hazırlanıyor.
Elbette Çin yenilmez değil. Postmodern, yüksek tüketim odaklı bir ekonomik modele geçişte zorlanıyor. Sonuç olarak ekonomi şu anda bir durgunluk yaşıyor. 2022’deki konut krizinden kalan bir yük var. Gelecekteki refahı tehdit eden gerçek bir demografik gerileme söz konusu. Medyada duymayacak olsanız da, ciddi bir genç işsizlik krizi mevcut.
Peki Amerika Birleşik Devletleri kaç ekonomik durgunluk atlattı? Benzer koşullar altında neden Çin rejiminin bir durgunluk sırasında çökeceğini, Amerikan rejimininse çökmeyeceğini varsayalım?
Özellikle de Çin bugün değer bazında küresel imalat kapasitesinin yaklaşık yüzde 30’una sahipken. Nadir toprak elementlerinin rafinasyonu, batarya tedarik zincirleri ve sanayi girdilerindeki hakimiyeti, Pekin’in Washington’a (ve dünyaya) şartları dayatmasını zaten mümkün kılmış durumda.
Nitekim Çin, dünyanın elektronik ürünlerini, elektrikli araç bataryalarını, güneş panellerini, endüstriyel kimyasallarını ve takım tezgâhlarını üretiyor. Amerika Birleşik Devletleri ise esas olarak finansal varlık alıp satıyor. Yirmi birinci yüzyılda imalat gücü stratejik hâkimiyettir.
Çin gibi her şeyi üreten bir ülke nadiren aniden çöker. Amerikan imparatorluğu gibi finansal imparatorluklar tarihsel olarak sanayi imparatorluklarından daha hızlı çöker. 19. yüzyılın ortalarından itibaren aşırı finansallaşmayı tercih ederek yerli sanayisini fiilen terk eden ve 1960’lara gelindiğinde Britanya ekonomik gücünün kaçınılmaz çöküşüne yol açan İngilizlere sormak yeterlidir.
Bu koşullar altında Çin’de Japonya tarzı bir durgunluk mümkündür. Sovyet tarzı bir içten çöküş ise son derece düşük ihtimaldir.
Çin’in zayıflığını abartmaya çalışmamalı ve Çin’in direncini küçümsemeyi bırakmalıyız. Bu tür fanteziler üzerine inşa edilen bir dış politika Irak Savaşı’na yol açar. Gerçekçi değerlendirmelere dayanan bir dış politika ise Soğuk Savaş’ta deneyimlediğimiz türden stratejik fırsatlar ve görece kansız zaferler üretir.
Çin’in çöküşü kaçınılmaz değildir. Amerika’nın süregelen gerilemesi de geri döndürülemez değildir. Amerikan elitleri bu iki sonuçtan yalnızca birini ciddiye almaktadır. Yanılmak, Amerika’nın gerilemesini kaçınılmaz hâle getirir—ve Çin’in yükselişini, ne kadar inişli çıkışlı olursa olsun, durdurulamaz kılar.
* Brandon J. Weichert, The National Interest dergisinde kıdemli ulusal güvenlik editörüdür. Weichert kısa süre önce America Outloud News ve iHeartRadio’da yayımlanan The National Security Hour programının sunuculuğunu üstlenmiş olup, her Çarşamba Doğu Saati ile 20.00’de ulusal güvenlik politikası üzerine değerlendirmelerde bulunmaktadır. Ayrıca Popular Mechanics’e katkıda bulunmakta ve jeopolitik meseleler konusunda çeşitli devlet kurumları ile özel kuruluşlara düzenli olarak danışmanlık yapmaktadır. Weichert’in yazıları Washington Times, National Review, The American Spectator, MSN, Asia Times ve daha pek çok yayında yayımlanmıştır. Kitapları arasında Winning Space: How America Remains a Superpower, Biohacked: China’s Race to Control Life ve The Shadow War: Iran’s Quest for Supremacy bulunmaktadır. En son kitabı A Disaster of Our Own Making: How the West Lost Ukraine, kitap satılan her yerde temin edilebilir. Twitter’da @WeTheBrandon hesabından takip edilebilir.
Kaynak: https://www.theamericanconservative.com/the-china-collapse-that-wasnt/