G-2’nin Eksik Halkası
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin lideri Şi Cinping’in Mayıs ortasında Pekin’de yapacakları görüşme, dünyanın en önemli ilişkisini istikrara kavuşturma çabalarında bir sonraki adımı işaret edecektir. İki lider geçen yılın sonlarında Güney Kore’de yüz yüze görüştüklerinde, Trump bu görüşmeyi “G2 Zirvesi” olarak nitelendirmişti. Bu ifade sıradan bir tanımlama olabilirdi, ancak Washington ve Pekin’in bölgesel ve hatta küresel düzenin şartlarını birlikte belirleyecekleri yönündeki bu ima, bölgede yankı buldu. Avustralya ve Japonya gibi ABD müttefikleri, Washington’ın kendilerini terk edip Pekin’e daha fazla nüfuz tanıyıp tanımadığını hemen sorgulamaya başladılar.
Geçmişte ne Çin ne de ABD G-2 etiketini benimsemişti. ABD yetkilileri Çin’e sembolik bir eşitlik dahi tanımaya yanaşmazken, Pekin, Washington’ın Çin’i üstlenmek istemediği uluslararası yükümlülükleri kabul etmeye zorlamaya çalıştığından şüpheleniyordu. Ancak bu kez, kasıtlı olsun ya da olmasın, Trump’ın G-2 terimini kullanması rahatsız edici ama giderek kaçınılmaz hale gelen bir gerçeği ortaya koydu: Asya’da Çin ve ABD, sert bir rekabet içinde olsalar bile istikrar sağlamak için birlikte çalışmak zorunda. Pekin ve Washington, jeopolitik riskleri yönetme, ekonomik politikayı koordine etme ve Tayvan Boğazı gibi kritik noktalarda yanlış hesaplama ve iletişim kopukluğu olasılığını azaltma konusunda daha büyük sorumluluk paylaşmalıdır.
Ancak iki ülkenin de yardıma ihtiyacı var. İlişkileri çok istikrarsız ve bölgenin karşı karşıya olduğu zorlukların kapsamı çok geniş; bu nedenle Çin ve Amerika Birleşik Devletleri bölgesel barışı tek başlarına sağlayamazlar. Ortaya çıkmakta olan bir G-2, çatışmaları yatıştırmada hâlihazırda önemli rol oynayan bölgesel kurumları kabul etmek zorundadır. Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) ve onunla bağlantılı forumlar ve zirveler, uzun zamandır büyük güç siyasetinin keskin yönlerini yumuşatarak, etkiyi dağıtarak, diyalogu kurumsallaştırarak ve krizler sırasında taraflara itibar kurtarıcı çıkış yolları sunarak önemli katkılar sağlıyor. ASEAN gibi örgütler ve onların türevleri, bir G-2’nin sağlayamayacağı şeyleri sunar: bölgesel katılım, gerilimleri yönetmek için kapsayıcı bir çerçeve ve itidali daha kalıcı kılan diplomatik uygulamalar.
Asya’da kalıcı bir barışın sağlanmasının en iyi yolu, ABD-Çin ilişkilerinin ASEAN’ın diplomatik süreçleriyle birleştirilmesidir; buna “G2 Artı” denilebilir. Böyle bir düzenleme ne büyük güç rekabeti gerçeğini inkâr eder ne de bunun çözülebileceğini varsayar. Bunun yerine, rekabeti, diyalogu kolaylaştırmada ve çatışma ihtimalini azaltmada etkili olduğu kanıtlanmış mevcut çok taraflı kurumlara yönlendirir. Milliyetçiliğin yükseldiği ve jeopolitik gerilim noktalarının arttığı bir bölgede, böyle bir yaklaşım Doğu Asya’yı istikrarlı ve sakin tutacaktır.
Barışı Korumak
I.Dünya Savaşı sonrası dönemde Asya, dünyanın en tehlikeli yeriydi. II. Dünya Savaşı’nın sonundan 1979’a kadar, dünya genelindeki savaş dolayısıyla yaşanan ölümlerin yaklaşık yüzde 80’i bu bölgede gerçekleşti. Ancak 1979’dan bu yana bölge dikkate değer ölçüde barışçıl olmuştur. Artan askeri bütçelere ve Çin’in büyüyen etkisine rağmen devletlerarası büyük bir savaş yaşanmamıştır. Günümüzde Asya, devam eden savaşlarla sarsılan Avrupa ve Orta Doğu’dan çok daha barışçıldır.
Bu uzun barış, bölgenin üç temel istikrarsızlaştırıcı gücü kontrol altına alma kapasitesine dayanıyor: güç, yoksulluk ve güvensizlik. Uluslararası ilişkiler teorisindeki klasik realistlerin savunduğu gibi, devletlerin diğer devletler üzerinde hâkimiyet kurma eğilimi vardır. Asya’da ABD ittifak ağı ile yükselen Çin arasındaki güç dengesi bu eğilimi sınırlamış ve nispeten istikrarlı bir denge yaratmıştır. Aynı zamanda yoksulluk ve az gelişmişlik devlet kapasitesini zayıflatır, isyanları körükler ve mülteci akınları ile terörizm gibi yeni sınır ötesi gerilim kaynakları yaratır. Ancak Japonya’nın sanayi yükselişi 1970’lerden itibaren bölgesel büyümeyi desteklemiş, Çin’in hızlı ekonomik yükselişi ve Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında yaptığı altyapı yatırımları milyonlarca insanı yoksulluktan kurtarmış ve bölgeyi daha iyi bir şekilde birbirine bağlamıştır.
Buna karşılık güvensizliği yönetmek daha zordur. Uluslararası siyasetin anarşik doğası, yani hiçbir üst otoritenin ülkelerin güvenliğini garanti etmemesi, savunma amaçlı adımların bile saldırgan olarak yanlış yorumlanabileceği anlamına gelir. Bu durum, bir devletin güvenliğini artırma çabalarının diğerlerini daha güvensiz hissettirdiği ve herkes için tehlikeyi artıran tepkilere yol açtığı klasik güvenlik ikilemlerini besler. Asya bu dinamiklere karşı hassastır; özellikle Tayvan Boğazı ve Güney Çin Denizi’nde sinyaller sıklıkla caydırıcılık ile kışkırtma arasındaki çizgiyi bulanıklaştırıyor.
ASEAN merkezli çok taraflılık, bölgede güven inşa etmede sessiz ama kritik bir rol oynamıştır. ASEAN Bölgesel Forumu ve Doğu Asya Zirvesi gibi, Hint-Pasifik’in dört bir yanından liderleri düzenli olarak bir araya getiren kurumlar, artan ekonomik, siyasi ve güvenlik zorluklarını tartışmak için platformlar sunuyor. Bu kurumlar bir diyalog kültürü geliştirmiş ve güven artırıcı önlemleri bölgenin diplomatik rutinlerine yerleştirmiştir; bu da bölgenin en tehlikeli anlaşmazlıklarını tamamen çözmese de yönetmeye yardımcı olmuştur.
Eleştirmenler, birçok bölgesel çatışmayı çözemediği için ASEAN’ı sıklıkla etkisiz olarak küçümser. Örneğin Kamboçya ve Tayland yeniden ölümcül sınır çatışmalarına girmiştir. Ancak ASEAN’ın gerçek değeri, bölgesel diplomaside güven aşılaması ve gerilimlerin çatışmaya dönüşmesini engellemesidir. Kuruluşundan bu yana diyalog, istişare, sessiz diplomasi ve iç işlerine karışmama gibi unsurları içeren ASEAN tarzı, üye devletlerin bir zamanlar Güneydoğu Asya’ya “Asya’nın Balkanları” lakabını kazandıran derin güvensizliği aşmasına yardımcı olmuştur.
ASEAN’ın karar alma süreçlerinde uzlaşı gerektiren istişareye dayalı diplomatik kültürü, çoğu zaman fazla yavaş, temkinli ve katı olduğu gerekçesiyle eleştiriliyor. Ancak aynı kültür, siyasi koşullar anlamlı iş birliğini zorlaştırdığında bile diyalogu sürdürmesini sağlamıştır. Bu durum, birçok dış gücün çalışmakta isteksiz olduğu Myanmar’daki askeri cunta gibi rejimlerle iletişim kanallarını sürdürebilme yeteneğinde görülüyor. ASEAN’ın, afetlere nasıl yanıt verileceğini ve acil yardımın nasıl koordine edileceğini belirleyen bağlayıcı anlaşmaları da içeren afet yönetimi mekanizmaları, 2013’te Filipinler’i harap eden Haiyan Tayfunu gibi büyük insani krizlerden sonra ortak eylemi kolaylaştırmıştır. Bu tür iş birlikleri güven oluşturuyor, iyi niyet üretiyor ve bölgesel orduların birlikte hareket etmesine yardımcı oluyor.
Paradoksal olarak, ASEAN’ın görünen zayıflığı aynı zamanda güçlü yanlarından biri olabilir. Ne Pekin ne de Washington için bir tehdit oluşturmadığı için ASEAN, ikili ilişkilerin gergin olduğu dönemlerde etkileşim için siyasi açıdan kabul edilebilir bir alan sunuyor. Değeri, büyük güçler arasındaki güvensizliği çözmekte değil, bu güvensizliğin diplomatik felce dönüşmesini engellemekte yatıyor. Özellikle doğrudan etkileşimin siyasi olarak maliyetli hale geldiği anlarda iletişim kanallarını açık tutarak ASEAN, rekabetin çatışmaya dönüşmemesini sağlamaya yardımcı oluyor.
Sadece İkimiz Olmaz
Doğu Asya’yı yarım yüzyıldır barış içinde tutan güçler ciddi bir baskı altındadır. Çin ile Amerika Birleşik Devletleri arasında yaklaşan silahlanma yarışı, bölgesel güç dengesini sarsma tehdidi taşıyor. ABD’nin yarı iletken ihracatına getirdiği kontroller ve Çin’in kritik minerallere yönelik karşı önlemleri, tedarik zincirlerini şimdiden bölerek bölgesel istikrarın temelini oluşturan karşılıklı bağımlılığı zayıflatıyor. Ayrıca Avustralya, Birleşik Krallık ve ABD arasındaki üçlü anlaşma (AUKUS) ile Avustralya, Hindistan, Japonya ve ABD’den oluşan yeniden canlandırılmış Quad gibi yeni güvenlik oluşumları bazı ABD müttefiklerini ve ortaklarını rahatlatmış olsa da diğerlerini özellikle de Güneydoğu Asya’daki daha küçük devletleri dışlama riski taşıyor. Bu ülkeler, giderek daha fazla, büyük güçlerin kendileri üzerinde anlaşmalar yapmasına katlanmak zorunda kalacaklarından endişe ediyor.
G-2’yi ASEAN öncülüğündeki süreçlere entegre etmek, karar alma gücünü yalnızca Çin ve ABD’ye bırakmaktan ya da esas olarak AUKUS veya Quad gibi ABD merkezli yeni oluşumlara dayanmaktan daha uygulanabilir bir alternatif sunuyor. Başka denge unsurları olmayan bir G-2, büyük güç pazarlıklarından çekinen ABD müttefikleri ve ortaklarının direncini tetikleyebilir; oysa ASEAN ile birlikte çalışmak, Çin ve ABD öncülük etse bile daha küçük devletlere de rol oynayabilecekleri güvencesini verir. Böyle bir düzenleme aynı zamanda hem Pekin hem de Washington için diplomatik bir örtü sağlar; koordinasyonu büyük güçlerin ortak yönetimi gibi değil, bölgeyi istikrara kavuşturmayı amaçlayan kapsayıcı bir mekanizma gibi gösterir.
G-2 Artı; kriz yönetimi, ekonomik koordinasyon ve çok taraflı istişare için, sürekli ABD-Çin etkileşimi ve ASEAN’ın diplomatik süreçlerine dayanan bir çerçeve anlamına gelir. Bunun mantığı basittir. Çin ve ABD, tırmanmayı kontrol etme ve büyük bölgesel sorunları ele alma kapasitesini sağlarken, ASEAN ise bölgesel meşruiyet ve Pekin ile Washington’u stratejik itidal göstermeye teşvik eden baskıyı sağlar. İki büyük güç düzenli olarak çok taraflı ortamlarda bir araya gelirse, birbirlerine ve bölgeye göndermek istedikleri sinyaller netleşir, kontrolden çıkabilecek yanlış yorumlama ihtimalleri azalır ve gerilimleri düşürmek için öngörülebilir yollar oluşur. ASEAN’ın kapsayıcı süreçleri, istişare ve geniş bölgesel katılım gerektirdiğinden, tek taraflı adımları daha geniş bir bölgesel denetime tabi tutarak tırmanmanın siyasi maliyetini artırır ve taraflardan herhangi birinin daha geniş bölgeyi yabancılaştırmadan hareket etmesini zorlaştırır.
Çinli ve Amerikalı yetkililer, kriz koordinasyonu için ASEAN öncülüğündeki zirveleri ve bakan toplantılarını sürekli platformlar olarak kullanabilirler. ASEAN bu işlevi yerine getirebileceğini zaten göstermiştir. Örneğin 2025’te ABD-Çin ticaret savaşının zirvesinde, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi arasındaki ilk yüz yüze görüşme, ASEAN öncülüğünde düzenlenen bir toplantının kulisinde gerçekleşmiştir. Singapur ve diğer ASEAN başkentleri de, artan rekabet ortamında taraflardan hiçbiri diğerinin sahasına giriyormuş gibi görünmek istemediği için, çok sayıda ABD-Çin Track 1.5 ve Track 2 diyaloguna ev sahipliği yapmıştır.
ASEAN’ın sürece dâhil edilmesi, daha fazla destek kaynağını bir araya getirecek ve afet yardımları ile tedarik zinciri aksaklıklarını azaltmaya yönelik ekonomik koordinasyon gibi bölgesel kamusal malların sağlanmasında ortak sorumluluğu teşvik edecektir. Bunlar sembolik jestler değillerdir. Aksine, ABD-Çin rekabetini kurallar, rutinler ve beklentiler çerçevesinde sabitleyerek, daha sürdürülebilir bir kısıtlama sağlamanın pratik yollarıdır.
Soğuk Rekabet
Çin ile ABD arasındaki rekabet tercihten değil, yapısal nedenlerden kaynaklanmaktadır. Bu rekabet; değişen güç dengesi, çelişen stratejik çıkarlar ve hiçbir liderin basitçe ortadan kaldıramayacağı karşılıklı şüphelerden doğuyor. Ancak yapısal rekabet, kaçınılmaz olarak bir tarafın kazanıp diğerinin kaybetmesi anlamına gelmez. Örneğin ABD Soğuk Savaş’ta Sovyetler Birliği’ni geride bırakmıştır, ancak Rusya onlarca yıl sonra bile hâlâ büyük bir güç olarak varlığını sürdürmektedir. ABD-Çin rekabetini yönetmek yerine doğrudan kazanmayı hedeflemek, askeri çatışma olasılığını artırabilir.
Bir G-2 Artı düzenlemesi hem Çin’e hem de ABD’ye fayda sağlar. Washington, müttefiklerini tedirgin etmeden veya bölgeyi büyük güç pazarlıklarına terk ediyormuş gibi görünmeden Çin ile rekabet edebilir; Pekin ise komşularını bölgesel liderlik peşinde olduğuna, hegemonya aramadığına ikna etmek zorunda kalmadan daha büyük bir istikrar sağlayıcı rol üstlenmeye teşvik edilir. Ayrıca G-2 Artı, ASEAN’ın kendisini de güçlendirebilir. Büyük güç koordinasyonu için ASEAN öncülüğündeki forumları siyasi zemin haline getirmek, örgütün merkezi rolünü pekiştirir, diplomatik önemini artırır ve krizlere bölgesel yanıtın şekillendirilmesinde ona daha büyük bir pay verir. Uzun vadede bu durum olumlu bir döngü yaratabilir: ASEAN, bölgenin en güçlü iki devleti kendi başlarına çözemeyecekleri gerilimleri yönetmek için onu platform olarak kullanmaya devam ettikçe daha değerli hale gelir.
Çin ve ABD’nin ortak olması gerekmez, ancak birbirlerini bölgeyi de aşağı çekecek şekilde düşman haline getirmekten kaçınmaları gerekir. Amaç rekabeti sona erdirmek değil, onu sıkı bir şekilde yöneterek askeri çatışmaya dönüşmesini önlemektir. Bölgesel denetim ve siyasi sınırlandırmalar, rekabetin yalnızca silahlanma yarışları, zorlayıcı sinyaller ve dışlayıcı bloklar üzerinden yürütülmesini engelleyebilir. ASEAN’ın mevcut güçlü yönlerinden yararlanmak bunun için en iyi başlangıç noktası olacaktır.
*Kai He, Griffith Üniversitesi İdari ve Uluslararası İlişkiler Okulu’nda Uluslararası İlişkiler Profesörü ve Toda Barış Enstitüsü’nde kıdemli araştırmacıdır.
*Huiyun Feng, Griffith Üniversitesi İdari ve Uluslararası İlişkiler Okulu’nda Uluslararası İlişkiler Profesörüdür.
Kaynak: https://www.foreignaffairs.com/united-states/g-2s-missing-link
Tercüme: Ali Karakuş