Filistin’in Nelson Mandela’sı: Mervan Barguti
İsrail’in yayılan cezaevi sisteminin gölgesinde, 2026 yılının başı itibarıyla 10.000’den fazla Filistinli—kadın, erkek ve çocuk—işgale direndikleri için “güvenlik tehdidi” damgasıyla gözaltında çürümeye terk edilmiş durumda. Amnesty International, Addameer ve B’Tselem gibi insan hakları örgütlerine göre bu sayı, Ekim 2023’ten bu yana iki katına çıktı. Binlercesi idari gözaltı altında tutuluyor—suçlama yok, yargılama yok, süresiz olarak yenilenebiliyor. Bu insanların arasında yaklaşık 350 çocuk ve düzinelerce kadın bulunuyor; hepsi işkenceye, açlığa, tıbbi ihmal ve rutin dayağa maruz bırakılıyor. Bunlar yalnızca istatistik değil; bunlar siyasi mahkûmlar, direnişi bastırmak ve apartheid rejimini sürdürmek üzere kurulmuş bir sistemin rehineleri.
Bu adaletsizliğin tam merkezinde, Filistin direnişinin en belirgin ve kalıcı sembolü olan Mervan Barguti yer alıyor. 2002’den bu yana hapiste olan ve İkinci İntifada’daki rolü nedeniyle beş müebbet artı 40 yıl hapis cezasına çarptırılan Barguti, bu hükmü kabul etmiyor ve yargılanma sürecinin uluslararası standartlara aykırı olduğunu savunuyor. Barguti, Filistin halkının en popüler lideri olmayı sürdürüyor. Anketlerde birleşik bir Filistin’in başına geçmesi için tercih edilen isim olarak, Mahmud Abbas ya da Hamas figürlerinin çok önünde yer alıyor. Ancak İsrail, onun serbest bırakılmasını ısrarla reddediyor. Ateşkes ve rehine müzakerelerinde Hamas’ın başlıca taleplerinden biri onun serbest bırakılmasıydı, fakat İsrailli yetkililer onun birleştirici gücünden duydukları korkuyla bu talebi veto etti.
Sıkça “Filistinli Mandela” olarak anılan Barguti, 27 yıl hapis yattıktan sonra apartheid rejimini sona erdirip uzlaşma sürecini başlatan Güney Afrikalı ikonu çağrıştırıyor. Mandela gibi Barguti de parmaklıklar ardında, birliğin ve pragmatik barışın sesi haline geldi. 2006 yılında, Fetih, Hamas, İslami Cihat, FKHC ve DFH liderlerinin imzaladığı Ulusal Uzlaşma Belgesi’nin eşyazarı oldu. Bu belge, 1967 sınırlarına dayalı iki devletli çözümü destekliyor ve direnişi işgal altındaki topraklarla sınırlıyordu. Barguti, gerektiğinde silahlı direnişi dışlamaksızın, şiddet içermeyen mücadeleye verdiği desteği defalarca dile getirdi; ancak cezaevinden kaleme aldığı yazılarda kurtuluşun yolu olarak ulusal uzlaşmayı vurguladı. “Önce birlik, sonra özgürlük,” diye ısrarla belirtmiştir.
Son aylarda onun özgürlüğüne yönelik çağrılar yoğunlaştı. 2025’in sonlarında, Margaret Atwood, Javier Bardem ve Sting’in de aralarında bulunduğu 200’den fazla küresel kültür figürü, Barguti’ye uygulanan “şiddetli kötü muameleyi” kınayan ve Birleşmiş Milletler’e müdahale çağrısı yapan açık bir mektuba imza attı. Eski dünya liderlerinden oluşan The Elders grubu da bu çağrıyı 2025 Ekim’inde yineleyerek, ona yönelik işkenceyi ve tecrit hapsini kınadı; serbest bırakılmasının “hem İsrailliler hem de Filistinliler için barış, onur ve güvenlik” getireceğini vurguladı. Eski Mossad başkanı Efraim Halevy gibi pragmatik İsrailli sesler dahi, onu Filistinlileri uzlaşmaya taşıyabilecek “muhtemelen en aklı başında ve en yetkin kişi” olarak nitelendirdi.
Bu seslerin birçoğu, 21 Ocak 2026’da Roma’da, Avrupa Parlamentosu ofislerinin Sala De Gasperi salonunda düzenlenen etkileyici bir etkinlikte bir araya geldi. Mervan Barguti’nin eşi, avukatı ve yorulmak bilmeyen savunucusu Fadwa Barguti’nin yönettiği sunum, Luisa Morgantini’nin liderliğindeki Assopace Palestina ile işbirliği içinde gerçekleşti. Morgantini’nin Filistin’in özgürlüğü için onlarca yıla yayılan özverili mücadelesi, bu buluşmayı mümkün kılan temel unsurdu. Etkinlik, göçmenlerle dayanışma çalışmalarıyla tanınan ve şu anda Avrupa Parlamentosu üyesi olan Riace’nin zor durumdaki belediye başkanı Domenico “Mimmo” Lucano ile diğer AB temsilcilerinin desteğiyle hayata geçirildi. Bu toplantıyla birlikte “Mervan Barguti ve Tüm Filistinli Mahkûmları Serbest Bırakın” başlıklı uluslararası kampanya başlatıldı ve genişletildi.
Fadwa, eşinin durumuna ilişkin çarpıcı bir tanıklık sundu: Kaburgaları kırılacak kadar şiddetli şekilde dövülmüş, bilincini kaybetmiş, 7 Ekim 2023’ten bu yana uzun süreli hücre hapsine maruz kalmış, aile ziyaretlerinden mahrum bırakılmış ve Kızıl Haç’ın ziyareti engellenmişti. Fadwa, Avrupa’nın acilen müdahale etmesini talep etti. 2014 yılında Palermo’da Barguti’ye onursal vatandaşlık veren ilk ve tek İtalyan belediye başkanı olan Leoluca Orlando, bu tarihi jesti adalet adına yeniden teyit etti. Cecilia Strada, özgürlük ve hesap verebilirlik çağrısına Avrupa boyutunu katarken, Roma Filistin Topluluğu Başkanı Yousef Salman ile Filistinli akademisyen ve insan hakları savunucusu Mohamed Allaham’ın katkıları tartışmayı daha da derinleştirdi.
Fadwa Barguti, işgal altındaki Filistinlilerin karşı karşıya olduğu acı gerçeği açık bir dille ortaya koydu: “Uluslararası hukuk bağlamında Filistinliler sayılmıyor. Filistinlilere hayatta kalma hakkı bile zar zor tanınıyor — Batı Şeria’daki durum korkunç ve her geçen gün daha da kötüye gidiyor.” Ayrıca Filistinlilerin siyasi özne olarak sistematik biçimde reddedilmesini kınayarak şöyle dedi: “Filistinliler her gün egemenliklerinin aşındırılmasına ve alaya alınmasına maruz kalıyor.”
En ürpertici anlardan birinde Fadwa, eşi ile İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir arasında geçen doğrudan karşılaşmayı anlattı: “Mervan, 7 Ekim’den bu yana tek kişilik hücrede tutuluyor. Ben-Gvir hücresini ziyaret ettiğinde ona bir elektrikli sandalye resmi gösterdi ve ‘dünyanın gözleri önünde burada idam edileceksin’ diyerek tehdit etti. Mervan ise Gvir’in saçlarının tamamen grileştiğini söyledi ve ona, ‘yaşına uygun bir siyasetçi olarak ne zaman olgunlaşacaksın?’ diye yanıt verdi. ‘Nehirle deniz arasında hâlâ 8 milyon Filistinli yaşıyor; adil ve kalıcı bir barış için ciddi biçimde müzakere etmenin zamanı gelmedi mi?’
Fadwa ayrıca son bir gelişmeyi de paylaştı: İtalya’ya gitmeden hemen önce, bir İsrailli avukat nihayet Mervan ile görüşebildi. Bu, 7 Ekim 2023’ten bu yana gerçekleşen nadir ziyaretlerden biriydi çünkü aile üyeleri ya da diğer Filistinliler dışında onu sadece aynı hapishanede bulunan mahkûmlar görebiliyordu. Avukat, tüm yaşadıklarına rağmen Mervan’ın gösterdiği güç ve cesaretten çok etkilendiğini aktardı. Ona hapishane koşulları ya da yemeklerle (yaklaşık 12 kilo verdiği için) ilgili şikâyette bulunmak isteyip istemediği sorulduğunda Mervan, tüm mahkûmların ortak bir dilekçeyle başvurması gerektiğini, bireysel şikâyetlerin yeterli olmadığını belirtti. Kendi kişisel şikâyetinin, yalnızca üç İbrahimî dine ait kutsal kitaplara erişim izni verilmesi nedeniyle kitaplara erişimle ilgili olduğunu söyledi. Mervan, ayda ortalama sekiz kitap okuyan, İngilizce, Fransızca ve Arapça dillerinde okuma yapan; kültür, tarih ve siyasal analiz açısından zengin bir entelektüel.
Roma Filistin Topluluğu Başkanı Yousef Salman, bu mücadelenin ardındaki evrensel talebi dokunaklı biçimde dile getirdi: “Filistinliler hiçbir zaman imkânsızı talep etmedi, biz yalnızca uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler Şartı çerçevesinde insan olarak saygı görmeyi talep ettik.” Bu saygı ise hiçbir zaman gösterilmedi.
Fadwa Barguti, derin etkiler bırakan bir mesajla konuşmasını sonlandırdı: “Eğer Filistinliler hak ettikleri adalete ve insan onuruna kavuşursa, bu yalnızca Filistinliler için değil, dünya çapında onur, özgürlük, adalet ve saygı için mücadele eden tüm insanlar için olacaktır. Bu, tüm insanlık için bir zafer anlamına gelecektir.” Onun sözleri, “Hepimiz Filistinliyiz” ifadesine yeni ve derin bir anlam kazandırdı.
Fadwa’nın tanıklığı, salonda sık sık şaşkınlık ve sessizlik yarattı; birçok kişinin Filistin’in gelecekteki lideri olarak gördüğü bir insana yöneltilen açık tehditleri ve soykırım söylemlerini gözler önüne serdi. Mimmo Lucano ve Luisa Morgantini, bu silinmeye karşı Avrupa’nın kararlı biçimde harekete geçmesi gerektiğini ve adalet ile uzlaşma yolunda bir adım olarak Barguti’nin serbest bırakılmasının savunulması gerektiğini vurgulayarak çağrıyı güçlendirdi. Cecilia Strada da, Avrupa’nın İsrail’in suçlarına ortak olmaya son vermesi çağrısına katılarak, uluslararası hukuk bağlamında Avrupa’daki ikiyüzlülüğe son vermek için mücadeleye devam edeceğini söyledi.
21 Ocak 2026’da İtalya’daki sol muhalefet partilerinin tüm liderleri – Yeşil Sol İttifakı, 5 Yıldız Hareketi ve Demokratik Parti – Filistin’in birleşmesi ve adaletin bir sembolü olarak Mervan Barguti’nin özgürlüğünü talep etmek için bir araya geldi. Ancak sağcı medya tarafından bu tutum, “teröristlerle birlikte durmak” şeklinde sunularak itibarsızlaştırılmaya çalışıldı. Bu, Filistin’le dayanışmayı gayrimeşrulaştırmaya yönelik tanıdık ve sürekli bir karalama taktiği; Siyonist projenin kökleşmiş stratejisidir.
Bu sırada, Itamar Ben-Gvir gibi isimlerin başını çektiği İsrail’in aşırı sağcı hükümeti baskıyı daha da artırdı. Mervan Barguti, Eylül 2025’teki bir hapishane nakli sırasında olduğu gibi, ağır şekilde dövülmeye ve uzun süreli hücre hapsine maruz kaldı. Aile ziyaretleri ve Kızıl Haç’ın erişimi engellendi; bu da onun yaşamı hakkında ciddi endişelere yol açtı. Ben-Gvir, cezaevi koşullarının kötüleşmesiyle övünürken, Netanyahu’nun ofisi, Barguti’nin olası takaslara dahil edilmesi yönündeki iç lobi faaliyetlerini engelledi. Son haftalarda Ben-Gvir, Filistinli mahkûmların idam edilmesi—hatta asılarak infaz edilmesi—çağrılarını doğrudan dillendirecek kadar ileri gitti. Kendi partisi Otzma Yehudit tarafından sunulan ve Ocak 2026’da Knesset’te ikinci ve üçüncü okumaya geçen bir yasa tasarısı, askeri hukuk kapsamında mahkûm edilenlere açıkça idam cezası, özellikle de asılarak infazı öngörüyor. Ben-Gvir, bu süreci kutlamak için tatlı dağıttı ve altın renkli bir ilmek rozeti taktı. Bu öneriler, uluslararası insan hakları örgütleri tarafından soykırım kışkırtıcılığı olarak kınanırken, aynı zamanda Ben-Gvir’in gözetiminde 2023’ten bu yana işkence ve kötü muamele sonucu yaşamını yitiren 110’dan fazla mahkûmla ilgili raporlarla örtüşüyor.
İsrail devletinin bu inatçı reddi, daha derin bir gerçeği açığa çıkarıyor: Barguti, herhangi bir militan figürden çok daha fazla, mevcut statükoya tehdit oluşturuyor. Farklı fraksiyonlar arasında güvenilirliği olan sadık bir Fetih mensubu olarak, Gazze ile Batı Şeria arasında köprü kurabilir, aşırılıkçıları etkisizleştirebilir ve gerçek meşruiyet zemininden müzakere yürütebilir. Onun serbest bırakılması, İsrail’i, işgali diplomasi yoluyla sona erdirebilecek bir Filistinli muhatapla yüzleşmeye zorlayacak ve dünyayı da sömürgeci ve soykırımcı geçmişiyle ciddi biçimde yüzleşmeye itecektir. Ancak mevcut rejim, bölünmeye sıkı sıkıya sarılıyor; birleşik bir düşman yerine parçalanmış bir düşmanı tercih ediyor ve dünya genelinde muhalefeti kriminalize etmeye çalışıyor.
İtalya’da da bu baskı, son birkaç ay içinde Filistin yanlısı dayanışmaya yönelik devlet müdahalelerinin keskin biçimde artmasıyla kendini gösterdi. Aralık 2025’te İtalyan yetkililer, hayır kurumları aracılığıyla Hamas’a finansman sağladıkları şüphesiyle dokuz kişiyi — aralarında İtalya’daki Filistin Derneği Başkanı ve önde gelen Filistinli aktivist Mohammad Hannoun’un da bulunduğu — tutukladı, milyonlarca avroya denk gelen mal varlıklarına el koydu ve Milano’da başlayan protestolarda bu operasyon, daha geniş bir “baskı ve suç sayma kampanyasının” parçası olarak kınandı. Öncesinde, Kasım 2025’te Torino’daki Mısırlı imam Mohamed Shahin, mitinglerde Gazze’yi açıkça savunduğu için tutuklanma ve sınır dışı edilme tehdidiyle karşı karşıya kaldı; bu da Torino, Milano, Cenova, Floransa ve Napoli gibi şehirlerde geniş çaplı gösterilere yol açtı.
Kitlesel protestolar sırasında polis şiddeti yoğunlaştı; Milano, Bologna ve Roma’da göz yaşartıcı gaz, tazyikli su ve tutuklamalarla sonuçlanan çatışmalar yaşandı. Meloni hükümetinin güvenlik kararnameleri, yol barikatlarını ve aktivizmi hedef alarak muhalefeti daha da kriminalize etti; sınır dışı kararları ve vize kısıtlamaları ise Filistin’le dayanışma gösteren göçmenleri ve organizatörleri vurdu. Avrupa genelindeki daha geniş bir eğilimin parçası olan bu önlemler, adalet talep eden sesleri susturmayı amaçlıyor. Ancak buna rağmen, genel grevlerden Roma, Milano, Bologna ve ötesindeki sokak eylemlerine kadar daha büyük toplumsal mobilizasyonlara yol açtı.
Dünyanın dört bir yanındaki Filistinliler, İtalya sokaklarında ve dünya genelinde milyonlarca insanın soykırımı durdurmak ve adil bir barış yaratmak için aşağıdan yükselen çığlığından ilham aldı ve büyük umutla doldu. Fadwa’nın yinelediği gibi: “Bu insanlık ve sevgi hareketi bize umut ve yenilenmiş bir güç veriyor.”
İtalya genelinde dayanışma etkinlikleri artmaya devam ediyor; bu durum, soykırım sürdükçe hareketin yeniden sokaklara dökülmeye hazır olduğunu gösteriyor. 19 Ocak 2026’da Napoli’deki tarihi Teatro Bellini, kuşatma altındaki halkla dayanışma için düzenlenen etkileyici Life For Gaza etkinliğine ev sahipliği yaptı ve salon tamamen doldu. Yüzlerce kişi tanıklıkları, şiirleri, sanatsal sunumları ve müziği dinlemek ve izlemek için bir araya geldi. 20 Ocak’ta Roma’daki tarihi Adriano sineması da Fadwa Barguti’nin katılımıyla gerçekleşen bir belgesel gösterimi için tamamen doldu. Bu kültürel ve politik buluşmalar — dolup taşan tiyatrolardan spontane sokak gösterilerine kadar — Filistinlilerin yılmaz sumudunu (kararlılığını) ve İtalyan halkının süregiden katliamı kabullenmeyi reddedişini yansıtıyor.
Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nin uluslararası hukuku uygulamadaki derin ikiyüzlülüğü ise tüm çıplaklığıyla ortada. Batılı başkentler Grönland ve Ukrayna söz konusu olduğunda hesap verebilirlik ve insan hakları vaazları verirken, İsrail’i silahlandırıyor, Birleşmiş Milletler kararlarını veto ediyor ve Gazze’de her gün gerçekleşen katliamlara — özellikle de adı var, kendisi olmayan ateşkese rağmen — sessiz kalıyor. Filistinliler neredeyse her gün öldürülmeye devam ediyor; 21 Ocak’ta İsrail’in kasıtlı bir saldırısında üç gazeteci hedef alınarak öldürüldü. Donald Trump’ın gülünç “Barış Kurulu” — milyarder bağışçılar ve katı Siyonistlerden oluşan bir topluluk — diplomatik bir atılım gibi sunulsa da, Filistinlileri tamamen dışlıyor, adalet sunmuyor, işgali sona erdirmiyor ve savaş suçları için hiçbir hesap sorumluluğu içermiyor. Bu bir tiyatro, barış değil.
Barguti ve onun gibi binlercesinin — keyfi biçimde gözaltına alınan, işkence gören ve adil yargılamadan mahrum bırakılanların — yaşadığı trajedi, işgal altındaki Filistinlilerin daha geniş çaptaki durumunun bir yansıması. Onların direnci, yıkılmaz sumudlarında vücut buluyor ve küresel dayanışmaya ilham vermeyi sürdürüyor. Fadwa Barguti’nin Roma’daki sunumu ve Napoli’de biletleri tükenen tiyatro etkinliği gibi örneklerin de gösterdiği üzere, talepler açık: her şeyden önce, soykırımı durdurun; uluslararası hukuku uygulayın ve tutukluları, Mervan Barguti’den başlayarak serbest bırakın. Onun özgürlüğü yalnızca bir ailenin acısını dindirmekle kalmayacak, gerçek bir barışa giden kapıyı da aralayabilir.
Mervan Barguti’yi serbest bırakın. Hepsini serbest bırakın. Nehirden denize kadar, Filistin özgür olacak.
*Michael Leonardi, İtalya’da yaşıyor ve kendisine [email protected] adresinden ulaşılabilir.