Dünya Haritası Kimin? Kartografya, Sömürgeci Güç ve Coğrafyanın Stratejik Siyaseti

4 Eylül’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, ülkelerin birbirlerine kıyasla gerçek boyutlarını gösteren yeni bir dünya haritasına ilişkin Afrika kaynaklı bir öneriyi kabul etti. Bu öneri, 16. Yüzyılda Flaman kartograf Gerardus Mercator tarafından oluşturulan Mercator Projeksiyonu’na dayanan ve yaygın olarak kullanılan dünya haritasının şekillendirdiği dünya görünümünü düzeltmeyi amaçlıyor. Mercator Haritası ile ilgili sorun yeterince bilinmektedir; örneğin, Afrika kıtası Grönland’ın 14 katı büyüklüğünde olmasına rağmen, bu harita Grönland adasını Afrika kıtasıyla aynı büyüklükte gösteriyor! Basitçe ifade etmek gerekirse, Mercator haritaları küresel kuzeyi, ABD ve Avrupa’yı büyük ölçüde abartırken Afrika’yı ve Asya’nın büyük bölümünü küçültüyor. Güney Yarımküre’nin geri kalanına da pek adil davranmıyor. Avrupa’nın neredeyse üç katı büyüklüğünde olan Güney Amerika, tipik bir Mercator haritasında Avrupa ile karşılaştırılabilir büyüklükte görünüyor.

Güney Yarımküre’nin Kuzey Yarımküre’den daha küçük olmasını gerektiren coğrafi bir neden bulunmamasına rağmen 40. paralelin ötesinde çok az kara parçası bulunması ve bu alanın harita dışında bırakılması nedeniyle haritacılar onu belirgin ölçüde daha küçük çizmişlerdir. Bu durum, Batılı haritacıların Güney Yarımküre’nin büyük bir kısmını kırpıp çıkarmaları nedeniyle, çoğu Mercator haritasında Ekvator’un önemli ölçüde aşağıya kaydırıldığı anlamına geliyordu. Afrika’nın büyük bölümünün bulunduğu ekvator bölgelerinin sıkıştırılması ve ekvatorun aşağıya kaydırılmasının çifte etkisi, küresel kuzeyin, özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika’nın, gerçekte olduklarından çok daha büyük görünmesine yol açtı. Genellikle çoğu Mercator haritasında Kuzey Yarımküre, iki yarımkürenin de büyüklüğü aynı olmasına rağmen, Güney Yarımküre’nin iki katı büyüklüğünde görünüyor.

İster Mercator projeksiyonu olsun isterse de başka herhangi bir projeksiyon olsun, herhangi bir haritanın ya sadece büyüklüğe ya da sadece şekle sadık kalabilme ve her iki özelliğe birden sadık kalamama sorunu bulunmaktadır. Kaçınılmaz olan bu sorun, üç boyutlu bir yüzeyin iki boyutlu bir kâğıt parçasına aktarılmasının temel bir sonucudur. Bunu hiçbir bozulma olmadan yapmanın bir yolu yoktur. Üç boyutlu Dünya’yı aslına sadık bir şekilde yalnızca bir küre gerçekten yansıtabilir. Peki, kitap veya makalelerdeki okurlarımız için coğrafi ayrıntıları aktarmak istediğimizde ne yapıyoruz?

Mercator projeksiyonundaki bariz çarpıtmalar ve Avrupa-merkezci yaklaşımı, özellikle geniş sol veya ilerici kesimler arasındaki kartograflar tarafından olmak üzere, çeşitli alternatiflerin ortaya çıkmasına yol açtı. Özellikle ABD ve Avrupa’dakiler olmak üzere diğer bazıları ise boyutun önemli olmadığını ve gerçekte olduklarından çok daha büyük gösterilmekten rahatsızlık duymadıklarını savunarak buna karşı çıktı. Ancak birçok kişi buna itiraz etti ve alternatif projeksiyonlar geliştirmeye çalıştı. Willy Brandt’ın Alman sosyal demokrat hükümeti tarafından desteklenen Gall-Peterson projeksiyonu bu tür projeksiyonlardan biridir. Küresel ortak mülkiyette bulunan, yani herkesin telif ücreti ödemeden kullanabileceği Hobo Dyer projeksiyonu da bir diğeridir. Sonunda Birleşmiş Milletler, eşit alanlı haritaların kullanılması yönünde Afrika ülkeleri tarafından sunulan önergenin ezici bir zafer kazanmasıyla harita savaşlarına son verdi. Oylamada önergeye 164 lehte oy verilirken, ABD tek ret oyunu kullanan taraf oldu.

Mercator haritasının amacı, artık üzerinde seyir yapamadığımız açık denizlerde gemilerin seyrüseferini sağlamak ve çeşitli topolojik özellikleri, nehirleri, tepeleri, köyleri, kasabaları vb. tanımaktı. Açık denizde, bir Mercator haritası üzerinde bulunduğumuz yeri ve ulaşmak istediğimiz hedefi belirlersek, haritada gösterildiği gibi düz bir hat boyunca ilerleyebiliriz. Yönü korur, yani bir Mercator haritası üzerinde bir rota çizersek, rotamızı buna göre ayarlayabiliriz. Okyanuslarda sefer yapan ülkelerin, nerede olduklarını varış noktalarına göre belirlemek için pusula ve sekstantın ötesinde çok az araç-gereçlerinin bulunduğu dönemlerde seyrüsefer için Mercator projeksiyonlarını kullanmalarının nedeni budur.

Haritada gösterilen rotanın, başlangıç ​​noktanız ile varış noktanız arasındaki en kısa yol olmadığını belirtmek önemlidir. Dünya yüzeyindeki iki nokta arasındaki en kısa yol, bulunduğunuz yerden varış noktanıza uzanan büyük çember yayıdır. İki boyutlu bir harita üzerindeki düz bir çizgi en kısa mesafe gibi görünebilir ancak Dünya’nın eğriliğini hesaba katmadığı için aslında öyle değildir. Basitçe ifade etmek gerekirse, kavisli bir yüzeyi düz ve iki boyutlu bir yüzeye dönüştürmenin bedeli, yüzeyin şeklini bozmamızdır. Bazı bölgeleri gerer, diğerlerini küçültürüz. Bazı bölgeleri esnetir, diğerlerini ise daraltırız. Düz bir dünyada en kısa mesafe pusulanızın gösterdiği yol olurdu ancak bir küre üzerinde durum böyle değildir.

Eskiden gemiler, bulundukları yeri ve gitmeleri gereken yönü kestirmek için yıldızlardan ve öğle vakti güneşinden yararlanıyorlardı. Bir Mercator haritası ve pusula kullanarak varış noktasına doğru bir rota belirlemek hiçbir yer işaretinin bulunmadığı uçsuz bucaksız bir okyanusta nerede olduğunuzu tahmin etmeye çalışmaktan ve daha kısa bir yol izlemek adına rotayı sürekli değiştirmekten çok daha kolaydı. Haritadaki sabit çizgiye sabit kerteriz hattı (rhumb line) adı veriliyordu ve bu hattı takip etmek, denizcilere büyük ölçüde yardımcı oluyordu. Araplar dışında okyanus aşırı seferler yapan başlıca uluslar; Avrupa özellikle de Batı Avrupa halkları olduğu için Mercator haritaları popülerdi.

Araplar özellikle Hint Okyanusu’nda ticarete odaklanırken, Batı Avrupalılar yalnızca balıkçılığa değil, sezon dışında korsanlığa, diğer uluslara baskın düzenlemeye ve yağmalamaya da odaklanıyordu. Hollywood’da önemli romantik figürler olarak yer bulan Vikingler, yağmacılığı köle ticaretiyle birleştirerek bilhassa acımasız bir tutum sergiliyorlardı. Elbette, tıpkı tüm korsanlar gibi güç kazandığınızda bu deniz gücünü fetihlere dönüştürebiliyordunuz. Kuzeyli adamlar ya da diğer adıyla Kuzeyliler (Norsemen), Fransa’yı ve daha sonra İngiltere’yi fethettiler; günümüzde ise Normanlar olarak biliniyorlar. Yaptıkları şey aslında ticaret ve korsanlıkla başlayıp daha sonra sömürge imparatorlukları kuran Hollanda ve İngiliz Doğu Hindistan Şirketleri’nden pek de farklı değil.

Şaşırtıcı olmayan bir şekilde savaşmanın yanı sıra gıda amaçlı balıkçılık ve yağ ile deri elde etmek için fok, mors ve benzeri hayvanların avlanmasının başlıca zenginlik kaynaklarını oluşturduğu Batı Avrupa’nın denizci krallıkları, çok daha büyük ölçüde denizciliğe ve gemi yapımına odaklanmışlardır. Bu durum, pusula, usturlap, astronomik haritalar ve diğer denizcilik aletlerinin tamamı Asya’dan gelmiş olsa da, daha zorlu koşullara sahip Atlantik Okyanusu için inşa edilen gemilerin Arap ve Hint gemilerinde bulunmayan birtakım gelişmiş özelliklere sahip olduğu anlamına geliyordu.

Batı Avrupalıların ​​gemilerinde pruva ve kıç tarafına yerleştirilen topların aksine, gemi bordasından yani birden fazla topun aynı anda ateşlenmesiyle atış yapmaya olanak tanıyan, güverteye monte edilmiş toplar bulunuyordu. Bu, bir avuç Batı Avrupa ülkesinin okyanusları kullanarak önce deniz ticaretini ele geçirmesinin ve daha sonra sömürge imparatorluklarını kurmasının başlıca nedenlerinden biridir. Sabit kalelerin aksine gemiler yüzen kaleler işlevi görüyor ve Avrupalılara, sabit kara tahkimatlarının sahip olmadığı bir deniz savaşı hareketliliği sağlıyordu.

Needham’ın Çin bilimi ve teknolojisi üzerine yaptığı anıtsal çalışmanın gösterdiği gibi gemi yapımı ve denizcilikteki birçok ilerleme Çin’den gelmişti. Zheng He’nin gemilerinin 15. yüzyıldaki yedi seferi (1405’ten 1443’e kadar), Çin’den Güneydoğu Asya’ya, Hindistan’a ve Arap kıyıları boyunca Afrika’ya kadar uzanarak, Çinlilerin devasa gemiler ve güçlü bir donanma inşa etmiş olduklarını gösterdi. O dönemde hem gemi yapımında hem de savaş gemilerinde Avrupa’nın ve Arapların çok ilerisindeydiler. Toprak sahibi aristokrasi ile donanma komutanları arasındaki iç anlaşmazlıklar, donanmanın yok edilmesine ve açık denizlere elverişli gemilerin inşasının yasaklanmasına yol açtı.

Hindistan, gemi yapımı için gerekli keresteyi Araplara sağlamış ve bir zamanlar güçlü bir donanmaya sahip olmuş olsa da, okyanus aşırı ticareti Arap tüccarlara bırakmıştı. Ne Çin ne Hindistan ne de Araplar, donanmayı askeri açıdan önemli görmemiştir. Bir Babür imparatorunun da ifade ettiği gibi;  okyanuslar tüccarlar içindir; biz savaşçılar için değil. Hindistan’daki kast ayrımları, bir noktada üst kastların okyanus yolculuklarına çıkmasının yasaklanmasına da yol açtı. Brahmanlar tarafından her zaman yasaklanmış olan Kala Pani’yi (kara sularının ötesine geçerek denizaşırı yolculuk yapma yasağı) aşma yasağına ise her zaman sıkı sıkıya uyulmuyordu. Budist dönemde Hindistan, savaş yoluyla değil ticaret ve inancı yaymaya çalışan Budist keşişler aracılığıyla büyük bir denizcilik genişlemesi yaşadı. Güney’de Hinduizmin yeniden canlanmasının ardından, üst kast mensuplarının okyanus aşırı seyahat etmesine yönelik yasak daha sıkı bir şekilde uygulandı ve okyanuslar tüccarlar ile paralı askerlere bırakıldı. Örneğin, ister Samundri ya da Zamorin olarak da bilinen Kalikut Kralı olsun isterse Shivaji; Hint krallarının büyük filoları, çoğu Araplar tarafından komuta edilen gemilere ve paralı asker statüsündeki deniz komutanlarına dayanıyordu.

Tarihin gösterdiği gibi; haritalar, okyanus ticareti ve savaş birbirleriyle yakından bağlantılıdır. Okyanus yolculukları ve deniz savaşları, haritaları stratejik açıdan önemli hâle getiriyor. Önemli olan yalnızca her ülkenin sınırlarının nerede olduğu değil, aynı zamanda dünyaya stratejik olarak nasıl baktığıdır. Bunun şu anda Babülmendep’te ve Basra Körfezi’nde gerçekleştiğini görebiliyoruz. Haritaya şöyle bir bakmak bile, tıpkı Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı’na giden geçiş yolunda Husilerin sahip olduğu gibi, İran’ın da Hürmüz Boğazı’nda açık bir stratejik üstünlüğe sahip olduğu konusunda ABD liderlerini ikna etmeye yeterdi.  Okyanusları ihmal etmek, Asya’nın farklı bir çağda yaptığı hataları tekrarlamak anlamına gelir; Asya bu hatalarından ders çıkarmıştır. Bunu bugün de aklımızda tutmamız gerekiyor.

 

*Prabir Purkayastha bir mühendis ve bilim aktivisti, All India Peoples Science Network’ün kurucu üyesi ve Free Software Movement’ın başkanıdır. Halen dijital medya sitesi Newsclick.in’in editörlüğünü yapmaktadır.

 

Source: https://www.savageminds.co/p/who-owns-the-world-map

Tercüme: Ali Karakuş