Dostluk Kazansın
Kolay kolay hatırlamak istemeyeceğimiz ama hafızalarımızı diri tutmamız açısından hatırımızdan kolay kolay da çıkarmamamız gereken 99 Marmara Depremi’nde büyük hasar alan illerimizden biriydi Kocaeli. Deprem her ne kadar sezon ortasına değil de sezon başına tesadüf etmiş olsa da ligimizde Marmara Bölgesi’nden yer edinmiş olan “üç büyükler” dışında İstanbulspor, Kocaelispor, Bursaspor gibi takımları zorlu bir süreç bekliyordu. Ligin ikinci haftasının oynanmasından sonrasına rastlayan büyük deprem sonrası, ligler üç hafta ertelenmiş ve fikstür kaydırılarak sezona devam edilmişti. Elbette bu süreci sivrisinek ısırığı gibi atlatacak olan “üç büyükler” dışındaki diğer üç Marmara takımını kâbus gibi günler bekliyordu. Yerle yeksan olmuş şehirlerde doğru düzgün antrenman yapacak tesis bulamamak bir kenara maddi yokluklar, kısıtlı imkânlar ve moral motivasyon eksikliği ile başlanan bir sezonda futbol oynamak, oynayabilmek ikinci planda kalıyordu desek yeridir. Bu zorlu süreçte Antalya, şehir olarak Kocaelili vatandaşlara kucak açmanın bir adım ötesine giderek, Kocaelispor ile bir gönül bağı tesis etmişti. Ziyadesiyle taraftar gruplarının öncülüğünde başlayan dostlukta yaşananlar belki de bir sinema ya da roman konusu olacak cinsten desek abartmış olur muyuz bilmiyorum. Kocaelisporlu taraftarlar o sezon maddi yetersizlik sebebiyle Denizlispor deplasmanına gidecek bir organizasyon yapamayınca, Antalyaspor taraftar grubu kendi aralarında bir organizasyon yaparak Denizli deplasmanına gitmiş, Kocaeli tribünlerinde Kocaelispor’a destek tezahüratlarında bulunmuştu. Bir sezon sonra Antalyaspor’un tarihinde ilk defa Türkiye Kupası finali oynayacağı Diyarbakır’daki Antalyaspor – Galatasaray müsabakasında ise bu kez Kocaelisporlu taraftarlar zaten sayı olarak azınlıkta olan Antalyasporlu taraftarlara destek olmak için ellerinde Antalyaspor bayraklarıyla tribünde yerlerini almışlardı. Bu sezon itibariyle 27. Yılına giren dostluk, hatta dostluğu da aşan bu birliktelik, Kocaelispor Store’de satışa sunulan ve iki takımın formalarının birleşiminden oluşan özel formayla da taçlandırıldı.
Futbol da hayat gibi tesadüfleri sever. 2025-2026 sezonunun son haftasında Antalyaspor ile Kocaelispor’un karşılaşacak olmalarının önemi, iki takımın dostluğundan ziyade Antalyaspor’un puan cetvelindeki yeri ile ilintili. Antalyaspor’un ligde kalması için mutlak galibiyet parolasına sarılacak olması, Kocaelispor’u ister istemez potansiyel bir “gevşek oyun” konumuna itiyor. Muhtemel bir Antalyaspor galibiyetinde kimse, özellikle de ligden düşecek olan üçüncü takım, Kocaelispor’un “rahat” konumuyla ligi kafasında çoktan bitirdiğiyle ve son on maçlık kötü performansıyla değil yukarıda anlattığım “dostluk” kavramıyla hemhal olacak nispeten. Kocaelispor’u bu töhmetten kurtaracak olan tek şeyin Antalyaspor’a sadece galibiyetin yetmeyeceği, diğer üç rakibinin maçlarının skorlarının da önemli olduğunu söylemek yine de zihinlerde oluşan algıyı kırmaya yetmeyecektir.
Türkiye’de futbol takımları arasındaki münasebetler genellikle dostluk üzerine kurulmaz. Bunda sporun yarışmacı özelliğinin dayattığı sosyolojik zemin önemli iken, münferit birtakım güzelliklerin yaşanması sonucu ortaya çıkan, vefa parantezine dahil edilebilen birliktelikler birer istisna olarak yer edinebilir. Futboldaki bu dostluk ve küskünlüklerin öyle aman aman bir hikâyesinin olmasını beklemek de beyhude olabilir. Bir taraftar grubunun lideri ya da amigosu bir deplasman şehrinde yaşadığı tatsız olay üzerine, mesela bir esnaf kavgası üzerine bile karşı takımı “düşman” ilan edebilir. Nihayetinde taraftar dediğimiz grup o bir kişinin yönetimindedir. Farzımuhal taraftar grubu lideri deplasman dönüşünden önce bir market çalışanı ile nahoş bir tartışma yaşasa ve otobüse dönünce bundan sonra bu takım bizim “düşmanımız” dese kimse sorgulamadan o takımı kara listeye alabilecektir. Ya da tam tersi… Market çalışanı misafir takım taraftar liderine bir çikolata uzatsa ve taraftar lideri bu takım bundan sonra dostumuz dese yine kimse sorgulamadan itaat edecektir. Ve şehre döndüklerinde “hasımlık” da “dostluk” da dalga dalga yayılarak bütün tribünlere sirayet edebilecektir. Dolayısıyla özellikle Türkiye’de takımlar arasındaki bu soğuk ve sıcak rüzgârlar taraftar eliyle estirildiği için kullanım süresi hakkında kimsenin emin olamadığı ve bir tasarrufta bulunamadığı şeyler aslında. Bu bağlamda Antalyaspor’un Bursaspor ile “hasımlığı” nerede, ne zaman, nasıl başladı bilmediğim gibi, Bursaspor ile birdenbire biten “hasımlığın” Konyaspor’la nerede, ne zaman, nasıl başladığını da bilmiyorum tabii. Antalyaspor-Konyaspor “hasımlığı” üzerine coğrafi yakınlıktan gelen bir güç dağılımı paylaşımının sebep olduğuna dair bir tahminde bulunabiliyorum sadece. Bu iki kadim Selçuklu şehrinin bulundukları konum itibariyle “liderliği” ele geçirme arzusundan kaynaklanan bir yarışın olduğu su götürmez bir gerçek. Aynı durumun Karadeniz Bölgesi’inde de yaşandığı rahatlıkla söyleyebiliriz. Trabzonspor taraftarlarının, 70l’erden esen rüzgârın gücüyle kendilerini Karadeniz takımlarının abisi ve hamisi olarak görmelerinin sonucunda, diğer Karadeniz takımlarının, buna itiraz yollu yaklaşımları, kapitalist futbolun bir sonucudur desek yanılmış olmayız. Zira futbolda bir yeri ve bir şeyi temsil kaabiliyeti diye bir şeyden söz etmek nerdeyse imkânsız artık. Futboldaki ekonomik pastadan her takım payına düşeni son raddesine kadar almak istiyor. Ve her takım kendisiyle anılmak, kendi gücüyle ayakta kalmaya çalışmak istiyor. Samsunspor’un, Trabzonspor’u karşısına alarak kendilerine “Kuzeyin Kralı” ismini takmalarının altında yatan şey de tam olarak bu duygu.
Orta Anadolu’ya bakacak olursak, Konyaspor’un “hasımı” Antalyaspor ile mahdut değil. Kayserispor ve Sivasspor ile de süregelen bir “hasımlık” mevzusu var. Bunun yanında Kayserispor ile Sivasspor arasında bir gerilim var ki, tarihe uzandığımız zaman Türkiye’deki en kanlı müsabakaya da gitmiş oluruz. İki şehrin amatör takımları arasında da çok kavgaların çıktığı 1967’de, Kayseri’de, Kayserispor ile Sivasspor karşı karşıya gelecekti. Kayserispor 20.dakikada öne geçince gole sevinen Kayserispor taraftarlarına, bitişikte oturan Sivassporlu taraftarlardan tepki gelmiş ve iki takımın taraftarları koltukları olmayan statta buldukları taş ve mermerlerle birbirlerine saldırmışlardı. Bunun üzerine demir kapılara yüklenen Sivasspor taraftarları, kapıların açılmaması ve yaşanan düzensizlik sonucu sıkışmış ve havasız kalmış, 41 Sivasspor taraftarı hayatını yitirmişti. Stadın dışına çıkabilen Sivasspor taraftarları, Kayseri plakalı araçları ateşe vermiş, olay burada da nihayete ermemiş, sonraki zaman diliminde Sivas’ta bulunan Kayserililerin evleri ve iş yerleri ateşe verilmişti. Maddi hasarlar oluşmuş, birçok Kayserili memleketine dönmek zorunda kalmıştı. Kayserispor ve Sivasspor uzun yıllar aynı gruplarda mücadele etmedi. Bu olay; Madımak gibi, 6-7 Eylül olayları gibi, karanlık 93 yılı gibi, Maraş olayları gibi yakın tarihimizin sayfaları arasında yer almasına rağmen, diğerleri gibi sosyopolitik bir yüzünün olmaması hasebiyle sanırım çok dikkat çekmiyor fakat şehirlerimiz arasındaki sosyal zemine dair bir nüve taşıyor aslında. Günümüzde Kayserispor ile Sivasspor arasındaki rekabet ya da “limonilik” devam ediyor olsa da 67 yılında yaşanan bu elim hadise hakkında iki taraftan da dişe dokunur bir reaksiyon görmediğimizi söyleyebilirim. Ya da şöyle söyleyeyim. Bu “hasımlık” temelinde 67 faciasını iki taraf da pek göz önüne sermiyor. Söylediğim gibi iki şehir arasında zaten bu facia öncesinde de süregelen bir rekabet ve “hasımlık” var. Dolayısıyla 67’deki facia bir sebep değil bir sonuç.
Türkiye’de futbol takımları arasındaki “dostluk” da “hasımlık” da uzun bir süreyi kapsamıyor aslında. İkisi de kırılgan bir yapıya sahip. Bugün “dost” olduklarınızla yarın “düşman” olabilir, bugün “düşman” olduklarınızla yarın “dost” olabilirsiniz. Siyasetimizle ve gündelik yaşamımızla ne kadar da uyuşuyor. Yazının girişinde bahsettiğim vefaya dayanan dostlukların futbolumuzda artmasını temenni etsem de, gerek rekabete dayalı, gerek gücü elinde bulundurma iştiyakına bağlı, gerek de lâf olsun diye yapılan “hasımlıklar” futbolumuzda yer almaya devam edecek. İnsan dostlarıyla bir arada daha güçlü olduğu gibi, aynı zamanda rakipleri ve “düşmanlarıyla” da daha zinde ve daha güçlü olabilir. Sırf o yüzden bile kendine durduk yerde “hasım ve düşman” yaratabilir.
Zemin ve hava şartları Katalan ve Bask takımları arasındaki ilişkiye, oradan da Amedspor’un en üst ligimize terfi etmesine değinmek için müsaitti fakat onu da nasipse başka bir yazıya bırakalım.