Doğu Asya Fenotipinin Evrimi ve Farklılıkları
Hayatımız boyunca binlerce insanla karşılaşıyoruz ve çok daha fazla yüze dikkat kesiliyoruz. İster kaş köprüleri ister elmacık kemikleri olsun, her yüzün kendine özgü bir yapısı vardır. Bu da bizi yüz hatlarındaki bu farklılıkların nasıl ortaya çıktığını sorgulamaya yöneltiyor. Özellikle farklı ırkları karşılaştırma unsuru olarak kullanıp değişimden sorumlu faktörleri incelemek, neden ve nasıl sorularının yapbozunu birleştirmemize yardımcı oluyor.
Mongoloid ve Kafkas ırkları arasındaki fark oldukça belirgindir. Mongoloid ırka özgü en belirgin yüz özellikleri olan düz yüz ve çekik gözler, soğuklara uyum sağlamak için evrimleşmiştir. Doğu Sibirya başlangıçta Mongoloid bir ırk olan Tunguslar tarafından mesken tutulmuştu. Kaydedilmiş eksi 96 Fahrenheit dereceye kadar düşen sıcaklıklarda, çıkıntılardan yoksun bir yüz yapısı soğuğa maruz kalan yüzey alanını en aza indirir. Bu düzleşme, küçülmüş kaş çıkıntılarında ve göz korneasıyla aynı seviyede bulunan burun iskeletinde görülebilir. Genişlemiş bir yüz, konuşma için gerekli burun rezonans boşluğunun boyutunu bir ölçüde telafi eder, ancak solunan havayı ısıtabilmek için bu boşluğun daha derinde yer alması gerekir. Bu gerekli derinliği oluşturmak için malar kemikler yani elmacık kemikleri büyümüş ve öne doğru uzamıştır.
Mongoloid özelliklerin belki de en çarpıcı olanı gözlerdir. Tek göz kapağı ya da epikantik kıvrım (epikantus ya da epikantal kıvrım, göz çevresinde bulunan kıvrılmış deri parçasıdır ve türüne göre gözün altında veya üstünde bulunabilir), kar parlamasına ve kar körlüğüne bir adaptasyondur; dar açıklık parlak ışığın göze girişini en aza indirir. Bu dar açıklık Mongoloidlerde doğal olarak bulunurken, etkili tasarımı Arktik Eskimolar tarafından yapılan yapay gözlüklerde taklit edilmiştir ve bu da doğal seçilimin mühendisane rolünü göstermektedir. Ayrıca bu tek göz kapağı, düşük sıcaklıklara karşı ek koruma sağlar. Açıklığı oluşturan, gözün üstünde ve altında şekillenen yağ tabakasıdır. Isı için iyi iletken olmayan ve dolayısıyla etkili bir yalıtkan olan yağ, yüzün her tarafına dağılmıştır. Bu yüz yağı o kadar önemlidir ki, göz çukurları daha fazla yağ için alan sağlamak amacıyla dikey olarak genişlemiştir.
Son çalışmalar, gözler ve yüz yapısının ötesinde diğer Asya fenotiplerini açıklamak için yeni genetik kanıtlar ortaya koymuştur.
EDARV370A (370A) gen çifti veya Ektodisplazin reseptörünün bir varyantı; Doğu Asya’ya özgü kalın saçlara, ekrin bezlerinin artmasına (daha fazla terleme) ve meme bezlerinin azalmasına (küçük göğüsler) neden olarak belirlenmiştir.
Ancak 370A’ya neden olan olası seçici baskılar daha ayrıntılı incelendiğinde, bu kez soğuğu izleyen sıcaklıkların da güçlü bir aday olduğu görülür. Çok sayıda ekrin bezi, suyun yüksek buharlaşma ısısı nedeniyle vücut ısısını dengelemede güçlü bir homeostatik etki gösteren etkili buharlaşma ve terlemeyi destekler. Coğrafi kayıtlar, 40.000 ile 32.000 yıl önce Orta Asya’nın sıcak ve nemli olduğunu gösterdiğinden, aşırı terleme seçici bir avantajdır. Bu sıcak iklim, çekik gözlere ve düz yüzlere artık ihtiyaç kalmadığını düşündürse de ve bazı bölgelerde gözlerin daha az epikantik hâle geldiği doğru olsa da, daha avantajlı bir genin yerini alamaması nedeniyle düz yüz yapıları varlığını sürdürmektedir.
Belirgin ve ince Kafkas yüz yapısı ile düzleşmiş ve yalıtımlı Mongoloid yüz yapısı karşılaştırıldığında, adaptasyonun ve doğal seçilimin etkileri açıkça görülür.
Ancak Asya’nın kendi içindeki, daha özel olarak da Kore, Japonya ve Çin arasındaki nüanslar, çoğu zaman tek bir bütün olarak yanlış anlaşılmaktadır.
İnsanlarda ırk oluşumunun sorunlarını inceleyen Irklar adlı çalışmanın yazarı Carleton Coon, “Bu [Asyalı] insanların hepsinin ortak noktası sadece pirinç yeme alışkanlığıdır” diyor. Aslında, pirinç yaygın olarak gıdaları fermente etmek ve korumak için kullanıldığından ve alkol vücutta hasara yol açabileceğinden, etanol metabolizma yolunda yer alan genler seçilimin hedefi haline geldi. Etanol metabolize edilirken yan ürünler vücutta birikir ve yanakların kızarmasına neden olur. Çünkü 10.000 yıl önce nesilden nesile aktarılan ve günümüzde Doğu Asyalılar arasında neredeyse evrensel olan ADH1B*47His gen çifti, modern Asyalıların alkol tüketiminden sonra kızarmasına neden olur.
Arkeolojik kanıtlar, Korelilerin M.Ö. üçüncü binyılda Orta Asya’dan bugünkü Kore Yarımadası’na göç eden Tungus kökenli bir halk olduğunu desteklemektedir. Koreliler tarafından yarımadadan çıkarılan Paleo Asyalıların, Japonya’daki önemli bir etnik grup olan Ainuların ataları olduğu düşünülmektedir. Bu durum, Korelilerin genetik olarak Moğollara çok yakın olduğunu ve Japonlarla yani Ainularla ilişkili olduğunu ortaya koyan kan belirteçlerinin gen çifti (allel) sıklığını inceleyen bir çalışmayla da uyumludur. Ayrıca Korece, Moğolca, Tunguzca ve Japonca dillerinin ortak bir kökene sahip olduğunu gösteren dilbilimsel kanıtlarla da örtüşmektedir.
Coğrafi yakınlığa rağmen, Koreliler ve Han Çinlileri arasında kanıtlanabilir derecede yakın bir genetik ilişki bulunmamaktadır. Bu durum, yüzyıllardır Çin’de yaşayan Koreli azınlığın Han Çinlilerinden fazla genetik katkı almamış olmasıyla da desteklenmektedir.
Kore nüfusunun, Japonya ve Çin ile karşılaştırıldığında büyük bir etnik azınlıktan yoksun olduğu söylenir. Muhtemelen milliyetçi gurur nedeniyle Koreliler, tarihsel göçler boyunca kültürel ve dilsel kimliklerini korumuşlardır. Buna karşılık, 3,7 milyon mil kareden fazla bir alana sahip olan modern Çin, yüzde 92 Han Çinlisinden ve Uygurlar, Tibetliler ve Hui’ler dâhil olmak üzere 56 önemli azınlıktan oluşmaktadır.
Modern Japon genotipi, Jomonlar ile Yayoi çiftçilerinin karışımının bir sonucudur. Daha geniş aralıklı gözleri ve daha belirgin yüz hatlarıyla karakterize edilen Jomonlar, MÖ 300 civarına kadar Japonya’nın başlıca sakinleriydi. Japonya’nın avcı-toplayıcı toplumdan tarım toplumuna geçişiyle birlikte, bu dönem taşıma kapasitesini artırarak nüfus artışına, hareketliliğin artmasına ve gen havuzunun seyreltilmesine yol açtı.
Notre Dame Üniversitesi’nde antropoloji profesörü olan Agustin Fuentes, Doğu Asya halklarının oldukça çeşitli olduğunu ve Çin, Kore ve Japonya arasındaki ulusal sınırların farklı etnik ve kültürel grupları içeren görece yeni siyasi oluşumlar olduğunu belirtmektedir.
Bu uluslar içinde de, “Japonlar, Koreliler ve Çinliler biyolojik birimler veya homojen popülasyonlar bile değiller.”
Kafkas ve Mongoloid ırklar arasındaki farklılıklar belirgindir, ancak Mongoloid ırk içindeki farklılıklar yeterince tanınmamaktadır. İster karmaşık sosyal tarihleri ister evrimsel genetikleri olsun, Çinliler, Japonlar ve Koreliler birbirlerinden belirgin biçimde farklıdır.
*Rachel Chang, İletişim ve Bilim Editörüdür.
Kaynak: https://foothilldragonpress.org/262517/science/evolution/
Tercüme: Ali Karakuş