Çöküşte Olan İmparatorluklarda Elitlerin Cinsel Sapkınlığı Neden Artıyor?

(Onlar canı sıkkın zavallılardır)

Çöküş sürecindeki imparatorluklar, genellikle yıkılmadan önce belirli örüntüleri sergiliyorlar. Örneğin, daha niteliksiz sanat eserleri üretiyorlar. Servet eşitsizliği artıyor. Sıklıkla kurumlara duyulan güvende yaygın bir kayıp yaşıyorlar.

Ayrıca cinsel davranışlarda da başka bir eğilim gözlemlenebiliyor. Araştırmalar, imparatorluklar geriledikçe cinsel saplantı ve yozlaşmanın da artma eğiliminde olduğunu göstermektedir. Tarihçiler bunun nedenine dair kesin bir yargıya varmamış olsalar da, pek çoğu bu eğilimlerin imparatorluk seçkinleri arasındaki servet ve refah artışıyla ilişkili olduğuna dikkat çekmektedir.

Epstein dosyalarının yakın zamanda yayınlanmasıyla, yağmacı sınıfımız hakkında korkunç gerçekleri öğrendik. Ancak imparatorluğumuz, sapkın “elitler”in yönetiminde gerileyen tarihteki ilk imparatorluk değildir. Tarih, imparatorluklardaki aşırı zenginlerin, “cinsel özgürleşmeden” çok daha şok edici ve abartılı cinsel davranışlarda bulunma eğiliminde olduğunu göstermektedir. Bunun en ünlü örneği, cinsellik, toplumsal cinsiyet ve tabu sayılan cinsel davranışlar konusunda sınırları radikal bir biçimde zorlamalarıyla tanınan birden fazla imparatoru bulunan Roma İmparatorluğu’dur. Örneğin İmparator Tiberius’un Capri Adası’nda çocuklara tecavüz ettiği ve onlarla seks partileri düzenlediği, Caligula’nın ise kız kardeşleriyle ensest ilişkiye girdiği ve senatörlerin eşlerini genelevlere girmeye zorladığı rivayet edilir. Nero, ölen eşine benzemesi için kadın kıyafetleri giymeye zorladığı genç bir çocuğu hadım edip onunla “evlendi”; ayrıca halka açık tecavüzler sahneledi ve nekrofilik eylemlerde bulundu. Ultra-zenginler arasında artan cinsellik, Helenistik dönemde ve Bağdat’taki 10. yüzyıl Abbasi Halifeliği de dâhil olmak üzere başka imparatorluklarda da görülebiliyor.

J.D. Unwin ve Sir John Glubb gibi tarihçiler ve antropologlar, imparatorluklarda uzun süreli ekonomik başarının, üst sınıflar arasında bencillik ve hazcılığı besleme eğiliminde olduğunu öne sürmektedir. Elitler, yurttaşlık görevi ve aile bağlarından ziyade hazzı ve bireyselliği önceleyen davranışlar sergiledikçe, cinsellik takıntısı da toplumun geri kalanına sirayet etme eğilimi gösteriyor. Seçkinler tabu davranışları giderek daha fazla normalleştirdikçe, aşırı cinselleştirme ve pornografikleşme sonunda kentsel nüfusu etkileyerek, düşük doğum oranlarına ve sosyal sınıflar boyunca ailelerin dağılmasına neden olmaktadır.

Seçkinlerin aşırı cinselleştirme ve sınırları zorlama eğilimlerine neden olan birden fazla etken olduğu görülmektedir. Her şeyden önce, canları sıkkındır ve varlıklıdırlar. Seçkinler her şeyi satın alabilir ve hiçbir eksiklik çekmezler. Dolayısıyla onları ileriye taşıyan hiçbir şey yoktur. Hazza ve maddi zenginliğe odaklanmaları nedeniyle, heyecan arayışı ve kabul edilebilir sosyal davranışların sınırlarını zorlama yoluyla doldurmaya çalıştıkları manevi bir boşluk yaşarlar. Benzer şekilde elit kesimdeki akranları da sıkılmış ve varlıklı olduklarından sosyokültürel ortamları da kendi aralarında hoşgörüyü beslemektedir. İşte bu yüzden seçkinler, korku filmlerinin her zaman bizi uyardığı türden eylemleri fiilen gerçekleştirebilmektedirler. Kimse onları ele vermiyor çünkü ifşa etmek, bizzat bunu yapacak olanların çıkarlarına uygun değildir.

Elitler cinselliğin sınırlarını da zorlarlar çünkü cinsellik bir bağ kurma (veya üreme) amacı taşımadığında, odak noktası ya bireysel hazza ya da güç arayışına kayar. Daha önce de belirttiğim gibi, seks ve cinsel şantajın (yani kompromat’ın) rüşvet ve kontrol mekanizmaları olarak bu denli yaygın bir şekilde kullanılmasının nedeni budur. Seçkinler, travma ve utancın güçlü araçlar olduğunun farkındadır. Cinsellik yalnızca doğası gereği kırılgan olmakla kalmaz aynı zamanda egemenlik ve boyun eğmeyle bağlantılı ilkel dürtüleri de harekete geçirir. Cinsellik toplumsal bir eylem olduğu için, dile getirilip getirilmediğine bakılmaksızın, doğası gereği güç dinamiklerini ve dengesizliklerini de barındırır.

Bu nedenle gerileyen imparatorluklar, yalnızca cinsellik sürecinde açık güç dengesizliklerine sahip pedofili vakalarında artışla değil aynı zamanda eşcinsellikteki artışla da ilişkilendirilmektedirler. Homofobik olarak algılandığı için, bu sonuncu eğilimi tartışmak genellikle rahatsızlık yaratıyor bu nedenle açıkça belirtmek isterim ki, buradaki önerim eşcinselliğin ahlaka aykırı olduğu ya da imparatorlukları yıktığı iddiası taşımamaktadır. Aksine, bugün de dâhil olmak üzere Batı tarihinin büyük bölümünde, en güçlü elitlerimizin erkekler olduğunu söylüyorum. Dolayısıyla, aşırı cinselleştirilmiş toplumlarda güç dinamikleri incelendiğinde, eşcinsel eylemlerin artışı eşcinselliğin ahlak dışı olmasından değil; a) erkeklerin gücü elinde bulundurma eğiliminde olmasından, b) cinselliğin güç ve kontrol aracı olarak kullanılmasından ve dolayısıyla c) güç farklılıklarını keşfeden sıkılmış iki seçkin erkeğin bunu cinsel ilişkiler yoluyla yapabilmesinden kaynaklanıyor olabilir.

Seçkinler ayrıca, biz sıradan goyimlerin daha aşina olduğu dinlerden farklı dinleri benimsiyor gibi görünüyorlar. Bu da, onlara herhangi bir suçluluk duygusundan ya da hesap verme gereksiniminden kaçmak ve kolektife ait olan bu duyguları kendileri adına ortadan kaldırmak için psikolojik bir gerekçe sağlıyor. Elitlerin tabi görünüyor oldukları bu dinler, bireysel iradeyi kollektif olana önceliklendiren felsefeler öğretiyor ve aynı zamanda ahlaki ihlalleri teşvik ediyor gibi görünmektedir.

Alt sınıf goyimler arasında kendi cinsel davranışlarımıza baktığımızda, bazı ilginç eğilimler gözlemleyebiliyoruz. Örneğin, Z kuşağında bilinçli cinsel perhiz, çilecilik, hamileliğe neden olmamaya dikkat ve bekârlığa yönelme konusunda dikkat çekici bir değişim söz konusudur. Y kuşağının gündelik ilişki ve “cinsellik odaklı” flört kültürüyle tezat oluşturacak şekilde, çağdaş akımları destekleyenler flört kültürünün aşırı cinselleştirildiğini savunmaktadır. Pornonun, dijital uygulamaların ve medyanın sürekli cinsel ilişkiyi teşvik edip normalleştirdiğini; buna karşılık toplumun, daha yüzeysel bağlara sahip ve nihayetinde daha yalnız bir toplum yapısı ortaya çıkardığını savunuyorlar. Bu argümandan hareketle pek çok gencin, bizim cinsel hazların zirve yaptığı bir dönemden geçmiş olabileceğimize inandığı ve bu nedenle söz konusu kültürü yeniden değerlendirdiği anlaşılıyor.

Bu doğru olsun ya da olmasın, aşırı cinselleştirme elitlerimiz arasında kesinlikle bir sorundur.

 

*Eleanor M. Owens, Siyonizm ve küreselcilik karşıtı Kanadalı bir bülten yazarıdır.

 

Kaynak: https://eleanormowens.substack.com/p/why-elites-become-weird-and-creepy

Tercüme: Ali Karakuş