Ciguli’den The Beatles’a, Hakkı Bulut’tan Bob Marley’e Dünyanın Sesini Taşıyan Dergi: Roll

Türkiye’de popüler müzik dergiciliğimiz açısından bu geleneğin köklerini inşa eden süreli yayınların Ses ve Hey dergisi olduğu tartışma götürmez. Ses, aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı sonrası değişen toplumsal yapının Türkiye üzerindeki izdüşümünü görmek için de dikkate değer bir dergi. Soğuk Savaş yılarının şartları ve Türkiye’nin çok partili hayata geçişi, dünyaya ve özellikle Amerikan kültürüne açık sosyal politikalarla beraber 1956 yılında çıkmaya başlayan Hayat dergisi ile aynı yıl yayınlanmaya başlayan Ses’i bir arada düşünmek gerekli bu yüzden. Sinema, müzik ve bağlantılı sosyal hayatı takip eden Ses dergisinden epey sonra 1970’te çıkan Hey ise merkeze popüler müziği oturtan bir yayın anlayışı ortaya koydu. Kuşkusuz başka dergilerden de bahsetmek mümkün, ancak 1980’lere kadar ana arteri Hey ile Ses’in inşa ettiğini söyleyebiliriz.

Ses ve Hey’de yoğun olarak magazin gazeteciliği merkezli bir dil vardır. Dolayısı ile ne sanatçılar ne de müzik olayları hakkında derinlikli analiz ve entelektüel çözümlemelere rastlamak mümkün değil. Bu anlamda, 1985 yılında çıkmaya başlayan Stüdyo İmge dergisi muhtemelen bir milat. “Bob Dylan” (1985), “Bob Marley” (1985), “Rock Tarihi” (1985), “Pink Floyd” (1986) kitabı gibi müzik metinleri de basarak önemli bir açığı kapatan dergi Levent Erseven’in İmge Yayınları (İstanbul) bünyesinde 1993 yılına kadar değişik dönemlere yayılan dağınık bir çıkış grafiği izledi. Benim rastlayabildiğim kadarı ile 1985 yılını takip eden zaman diliminde 10 sayı, 1989’da 2 ve 1992-93 yıllarında da 15 sayı kadar çıktı Stüdyo İmge.

Her ne kadar rock’tan blues’a Batı müziği ağırlıklı bir yayın takip etmesine karşın Stüdyo İmge’de halk müziğimizin önemli ismi Yavuz Top ile, Bülent Somay, Ayşe Tütüncü ve Serdar Ateşer ile Mozaik grubu üzerine, Timur Selçuk, Melih Kibar, İlhan İrem ile söyleşi de okuruz. Halil Turhanlı, Burak Eldem, Adnan Özer, Mario Levi, Gökalp Baykal, Tanıl Bora, Orhan Kayhaoğlu, Taner Ay mesela Stüdyo İmge’nin ilk döneminin dikkate değer müzik yazarlarıdır.

 

Roll dergisinde yayınlanan Orhan Gencebay ve Arif Sağ söyleşisi 1960’lardan günümüze Türkiye’de müziğin gelişimi ve dönüşümünü anlamak açısından temel metinlerden birisi.

 

Bu arada 1982’de çıkan ve ülkemizdeki popüler müzik türleri ağırlıklı (aynı zamanda magazin ve sinema haberleri de veren) Gong, 1986 yılında çıkmaya başlayan Müzik Magazin, 1987’de yayınlanan ve bütünüyle Batı pop müziği merkezli, bol renkli Blue Jean dergileri de yayınlarını sürdürürler ama Stüdyo İmge ile başka bir müzik dergiciliğinin kapılarının açıldığını görürüz. Ki, onun açtığı bu yorum ve analiz ağırlıklı müziği okuma anlayışını Ekim 1986 tarihli Metronom dergisinin takip ettiğini iddia etmek mümkün. Çünkü, Metronom’un ilk sayısındaki sunuş yazısında sürekli Stüdyo İmge’ye atıflar vardır. Dergi ekibindeki önemli isimlerin de yine Stüdyo İmge’de metin yayınlayan yazarlardır.

Bütün bu gelişmeleri Murat Belge’nin Milliyet Sanat dergisinde 1982 tarihli, Zeki Müren’in “Kahır Mektubu” albümüne “Arabeskin Oratoryosu” diyen 3 sayfalık yazısı ile beraber düşündüğümüzde, mevcut entelektüel aklın da aynı zaman diliminde popüler bir müzik türüne karşı bakış açısının olumlu biçimde değiştiğine şahit oluruz. Belge’nin bu yazısı, 1970’lerin sonunda Sanat Emeği dergisinde Engin Ergönültaş ile beraber popüler bir türe karşı Türk aydınının meseleyi anlamaya çalışan bakış açısı dikkate alındığında milat yazılar olsa gerek.

80’lerin sonunda ise benzer içerikle popüler Türk müziği türlerine yönelik yayın ortaya koyan Boom Müzik dergisi çıkar karşımıza. Yeni Türkü, Ahmet Kaya, Fatih Kısaparmak, Kayahan’la beraber Metallica ve Madonna gibi Batı müziği sanatçılarını kapağına taşıyan dergi 1991 yılındaki 23.sayısı ile yayınına son verir. 90’ların başında çıkan Çalıntı dergisi de yine anılması gereken bir diğer süreli yayın. Mart 93 tarihinde ilk sayısını okuruna sunan ve Suat Bilgi yönetiminde hazırlanan Çalıntı da müzik meseleleri üzerine geniş oylumlu ve daha evvel örneğini göremediğimiz entelektüel derinlik arz eden metinler sunar bize. “Popüler Müzik ve İletişim” (Jamus Lull), “Protest Folk, Rock ve Yeni Sol” (Taner Ay), “Müzikte Entelektüel Karmaşıklığa Karşı” (Michael Nlman), “Müzikte Yaratıcılık, Geleceği ve Bilgisayarlar” (Aybar Karçay) gibi yazı başlıklarından anlaşılacağı üzere benzeri önemli teorik metinler yayınlayan derginin özel bir yeri olduğu ilgililerce malum. Maalesef o da 1998 yılında 30. sayıdan sonra çıkmadı.

1980 sonrasının bu farklı içerikli müzik dergiciliği birikimi ardından bahsi geçen kısa ama önemli deneyimin üzerine üç dergiden daha bahsetmek gerekli. Şubat 1996’da çıkan Müzük, Ağustos 1996’da çıkan Müzikalite ve Kasım 1996’da çıkan Roll dergisi.

Roll dergisinin, 1980 sonrasından 90’ların ikinci yarısına ulaşan bu bahsettiğimiz dergi koridorundan önemli bir birikim devralarak çıtayı bir ileriye taşıdığını söyleyebilirim.

Şubat 1999 tarihli 28 sayısının kapağında Hakkı Bulut ile beraber Bob Marley, Bruce Springsteen vardır mesela. Derya Bengi ile Yücel Göktürk’ün yaptığı bu 5 sayfalık uzun Hakkı Bulut söyleşisi sanatçı hakkında bir dergide okuduğumuz en kapsamlı ve kaynak metin vasfı özelliğine sahip.

Roll dergisinin en çok sevdiğim kapaklarından birisi. Bob Marley ile Hakkı Bulut yan yana.

 

Roll dergisinin Kasım 1996 tarihinde çıkan ilk sayısı sonraki toplam 144 sayının içerik özeti gibidir adeta. Çünkü bu ilk sayının sayfalarını açtığınızda karşınıza Pakistan’ın sufi müziği kavvalinin eşsiz ustası Nusret Fatih Ali Han, türkülerimizin değişen formunu temsil eden önemli isim Musa Eroğlu, üç telli bağlamanın ve şelpe tekniğinin üstadı Ramazan Güngör, Asya kökenli şamanik müzik yapan Yat-khan grubu, 1970’lerden itibaren ülkemizin beyaz yakalı toplumsal katmanı içerisindeki bireyi anlatan Bülent Ortaçgil, şarkılarında protest damarı barındıran Patti Smith gibi sıra dışı isimler üzerine sıkı yazılar ya da söyleşiler şaşırtır okuyucuyu. Yine bu ilk sayıda Gilles Deleuze, varoluşçuluk, rock müzik ve “makro füzyon” başlıklı yazılar dahil başka metinler de bulmak mümkün. Bu birbiri ile bağımsız ve ilişkisiz gibi görünen müzik türleri ve isimlerin Roll dergisinde kendisine yer bulması ise kanaatimce dergi ekibinin onlara biçtikleri misyonla açıklanabilir. Çünkü ya metin içinde ya da söyleşilerde derginin duruşuna eklemlenebilecek cümleler ya da sorular, cevaplar çıkar karşımıza. Roll dergisinin duruşunu ise en hızlı biçimde arka kapağına bakarak çözümlemek mümkündü. Güncel meselelere atıf yapan paylaşımlardı bunlar. Ama tabi dergisinin sol bir mevziye oturduğu biliniyor. Bunu zaten kendileriyle yapılan bir söyleşiden okuyoruz. Hürriyet Cumartesi eki için Murat Çelikkan’ın sorularını cevapladıkları söyleşiden alıntıladığım şu cümleler derginin politik duruşunu netleştiren ifadeler: “Biz solcuyuz. Söyleşi yaptığımız her sanatçıya da, kendisini siyasi yelpazenin neresine koyduğunu sorarız. Hep şunu söylüyoruz. En şahsi olan şey bile pekala politiktir…Ama bu sadece solcu müzisyenlere yer veriyoruz anlamında değil. Tabi ki farklı görüşlerden insanlarla da söyleşi yapıyoruz.” Metnin ilerleyen cümlelerinde ise derginin ırkçı ve cinsiyetçi yaklaşımlara kapalı olduğu belirtiliyor.

Ancak daha derginin ilk sayısının ön kapak arkasında İsrail askeri gömleğini giymiş Leonard Cohen ile başlanmasının açıklanmaya muhtaç olduğunu söyleyelim. 1973 yılındaki Arap-İsrail savaşında işgal ve terör devleti İsrail’e destek vermek için elinde gitarı ile cephe cephe gezen, dolayısı ile ırkçı, faşist bir devleti destekleyen Cohen’in Roll dergisinde karşılık bulması eleştiriye açıktır. Ki, daha sonraki sayılarda da Cohen’e yer verildi dergide (Kasım 2001 tarihli 58 sayı mesela).

Roll aslında Express dergisinin içinde çıktı denilebilir. Roll’dekine benzer metin ve söyleşiler önce dergiyi çıkaran ekip tarafından Express’te yayınlanıyordu. Ancak, Express artık yetmeyince bu içeriğin yeni bir dergi doğurduğu anlaşılıyor. İlk sayının künyesinde Sorumlu Yazı İşleri Müdürü olarak ismi geçen Derya Bengi’den başlayarak birçok müzik yazarının emeği söz konusu dergiye. Roll’ü şahsen benim açımdan önemli kılan mesele hiçbir müzik türünü dışlamayarak sayfalarında yer açmasıdır. Dünyanın farklı coğrafyalarında icra edilen müzik formlarından, küresel seslere ve oradan Anadolu’nun müzik birikimine kapı aralayan önyargısız yayın anlayışı bugün geriye inanılmaz bir külliyat bıraktı. Rap’in mesela ülkemiz açısından daha ayak sesleri yeni duyulmaya başlandığı yıllarda bu müziğin Amerika ve Avrupa’daki temsilcileri ile söyleşiler yaparak ne ile karşılaşacağımızı haber veren tutumu yanı sıra hem dünyada hem Türkiye’de özellikle 1960’lar ve 70’lerde toplumsal karşılık bulan akım ve sanatçıları yeniden gündeme taşıması dahil olmak üzere 144 sayı, müzik araştırmacıları için temel kaynak biçiminde tanımlanabilecek verileri bıraktı bize.

Dolayısı ile Ceza’dan Orhan Gencebay’a, Arif Sağ’dan, Göksel Baktagir’e, Rashit’ten, Aşık İhsani’ye, Ciguli’den Bulutsuzluk Özlemi’ne, Erkan Oğur’dan Arto Tunçboyacıyan’a, Norayr Demirci’den Neyzen Tevfik’e, Birsen Tezer’den Hakkı Bulut’a, Zardanadam’dan Ömer Faruk Tekbilek’e, Barış Manço’dan Zuğaşi Berepe’ye kadar sayısız tür ve isim  görüyoruz dergide. Bu farklı türler arasındaki geçişkenlik kuşkusuz okurun da müzikal ufkunu açan, -varsa- müzikal önyargılarını kıran, empati kurmaya davet eden, rock’tan arabeske, rap’ten türkü’ye her müzik kanalının kendine mahsus ve anlamaya değer varoluşu bulunduğunu söyleyen yayın anlayışı ortaya çok değerli bir zenginlik koydu da denilebilir. Yanı sıra yeni çıkan albümlerin, kitapların kısa tanıtım ve eleştirileri, sergi, tiyatro, mekan, etkinlik, konser ilanları, Türk ve dünya edebiyatından, düşüncesinden alıntılar vs ile dolu dolu bir 64 sayfa okuyordunuz.

Dergi arşivimde tam takım olarak bulunan Roll’ün ilk sayısı

 

Ortalama trajı  4-5 bin civarında olan (Hürriyet Cumartesi eki, 13.1.2001) Roll ne yazık ki Kasım 2009’da  144.sayısı ile kapanmak durumunda kaldı. Derginin kapanışı ardından Sabah Pazar ekinde yazan Melis Danişmend “Yayın politikasını eleştirenler çok oldu… Alakasız müzik türlerini, yan yana getiriyor diyenler ya da politik tavrını eleştirenler de. Ama bu, derginin Türkiye’de çıkan en özgün işlerden biri olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. Sadık bir Roll okuyucusu, sanırım dergiyi ilk eline aldığında garip bir huzur duyuyordu” (15 Kasım 2009). Ben de o “garip huzur”u duyan bir okuyucusu olarak Roll dergisinden çok beslendim, inanılmaz bilgiler edindim. Kimi önyargılarım yıkıldı. Dünyanın çok uzak kültürlerinden sanatçı ve müzik türlerinden haberdar oldum. Bu, doğal olarak müzikal coğrafyamı genişletti. Roll dergisinin tam takımı arşivimin en önemli parçası artık bugün. Ve ne zaman bir müzik yazısı yazmaya karar versem mutlaka “Roll’de bununla ilgili ne yapılmış diye” bakma ihtiyacı duyarım. Başta Derya Bengi olmak üzere müzik tarihimize, dergicilik arşivimize bu eşsiz dergiyi kazandırdıkları için ne kadar teşekkür etsek az.