Bu Kötülük, Kötülüğün Sıradanlığı Değil!
“Bir şey var. Kendi ahlakım. Kendi zihnim. Beni durdurabilecek tek şey bu ve bu çok iyi.”
— Donald Trump, Ocak 2026, dünya sahnesinde iktidarını nasıl kullandığı üzerinde kalan denetimlere ilişkin bir soruya verdiği yanıtta.
Altmış üç yıl önce Hannah Arendt, “kötülüğün sıradanlığı” kavramını ortaya attı ve Holokost organizatörü Adolf Eichmann’ı canavarca bir fanatikten ziyade rahatsız edici derecede normal biri olarak tanımladı. Arendt’in kastettiği, Eichmann’ın kötü olmadığı değildi; onun “kendi başına düşünme yeteneğinden yoksun” küçük ve sıradan bir adam olduğuydu. Arendt, Kudüs’teki yargılaması sırasında Eichmann’da “derinlikten yoksun bir sıradanlık” buldu ve bu da “banalite” gibi kışkırtıcı bir terimin ortaya çıkmasına yol açtı.
Bugün Donald Trump ve Benjamin Netanyahu’nun kötü bir savaş yürüttüğünü izliyoruz. Burada gözlemlenebilecek bir sıradanlık yoktur. Onlar sıradan kişiler değiller. Onlar kötüler.
Netanyahu’nun yıllar boyunca kullandığı retorik İslamofobiktir. 2015’te Almanya’ya yapacağı bir ziyaret öncesinde, Kudüs’teki eski bir Müslüman din büyüğünü Adolf Hitler’i Yahudileri yok etmeye ikna etmekle suçladı. Netanyahu, o dönemde Hitler’in “Yahudileri sınır dışı etmek” istediğini, ancak onları yok etmek istemediğini söyledi. Böylece, suçu Müslümanlara yüklemek için Hitler’i altı milyon Yahudi’nin öldürülmesinden aklıyor gibi görünüyordu.
Trump’ın Müslümanlarla ilişkisi de siyasi kariyerinin belirleyici ve tartışmalı yönlerinden biri olmuştur. 2017’de göreve başladıktan kısa bir süre sonra Trump, çoğunluğu Müslüman olan birkaç ülkenin vatandaşlarının Amerika Birleşik Devletleri’ne girişini yasaklayan bir başkanlık kararnamesi imzaladı. Sözde “Müslüman yasağı”, aileleri ayıran ve binlerce kişinin vize işlemlerini durduran büyük aksamalara yol açtı. Daha önce ise Müslümanların 11 Eylül saldırılarını kutladıklarına dair yanlış iddiaları yaymıştı. Trump’ın başkanlığının her iki döneminde de Müslümanlara yönelik nefret suçlarında ve ayrımcılıkta artışlar yaşandı.
Bu yıl İran’a yönelik iki saldırıdan önce İsrailliler ve Amerikalılar birleşerek Gazze’deki iki milyon Filistinliye karşı soykırım niteliğinde saldırılar gerçekleştirdi. Biden ve Trump başkanlıkları sırasında ABD’nin suç ortaklığıyla İsrail Savunma Kuvvetleri Filistin halkını, onların tarihini ve kültürünü kasıtlı ve sistematik biçimde yok etti. Bu kampanya kitlesel öldürmeleri, aç bırakmayı ve altyapının yok edilmesini içeriyordu. 2023 yılında Güney Afrika, Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail’i resmen soykırımla suçladı; bu suçlama çok sayıda ülke tarafından desteklendi.
İsrail’in önde gelen insan hakları örgütlerinden B’Tselem, İsrail Savunma Kuvvetleri’ni Filistinlilere karşı “büyük ölçekte” etnik temizlik ve “zorla yerinden etme” uygulamakla suçladı. B’Tselem, soykırım niteliğindeki faaliyetlerin Filistinlilerin İsrail işgali altında yaşadığı diğer bölgelere de yayılacağı konusunda uyardı ve şu anda Batı Şeria’da etnik temizlik örneklerine tanık oluyoruz. Sağcı İsrailli siyasetçiler ise, İsrail vatandaşlığına sahip olmalarına rağmen Filistinlilerin İsrail’in kendisinden sınır dışı edilmesini talep ediyor.
Trump ve Netanyahu şimdi İran’a karşı, İranlı kadınları ve çocukları cezalandıracak bir savaşta birleşmiş durumdalar. Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, hükümetinin İran’a karşı bir saldırı savaşında iş birliği yapmayacağını söylemesinden yalnızca birkaç gün sonra, Trump’ın, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun ve Savunma Bakanı Pete Hegseth’in vaat ettiği “büyük darbelerin” ilk aşamasını temsil ediyor gibi görünen B-1 ve B-52 bombardıman uçakları İngiliz havaalanlarına indi. Starmer şimdi ABD Hava Kuvvetleri’nin İngiliz üslerini “belirli ve sınırlı savunma amaçları” için kullanabileceğini söylüyor. Bu kötü ABD-İsrail savaşında savunma amaçlı hiçbir şey yoktur. Dahası İran’ın hava savunması yoktur.
Hannah Arendt, halka söylenen yalanların “başka yalanların gerekçesi hâline geldiği” konusunda uyarıda bulunmuştu. Trump ve Netanyahu halklarına yalan söylüyorlar ve bunun sonu görünmüyor.
*Melvin A. Goodman, Center for International Policy’de kıdemli araştırmacı ve Johns Hopkins Üniversitesi’nde siyaset profesörüdür. Eski bir CIA analisti olan Goodman, Failure of Intelligence: The Decline and Fall of the CIA ve National Insecurity: The Cost of American Militarism ile A Whistleblower at the CIA adlı kitapların yazarıdır. En son kitapları American Carnage: The Wars of Donald Trump (Opus Publishing, 2019) ve Containing the National Security State (Opus Publishing, 2021) adlı eserlerdir. Goodman, counterpunch.org sitesinin ulusal güvenlik köşe yazarıdır.
Kaynak: https://www.counterpunch.org/2026/03/11/this-is-evil-not-the-banality-of-evil/