Bu Bir Ateşkes Değil; Soykırım Sürüyor

19 Ocak 2025’te, Gazze’de Filistinlilerin İsrail tarafından bombalanmasını durdurmak amacıyla bir ateşkes yürürlüğe girdi. Bu ateşkes, Haziran 2024’te Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2735 sayılı kararıyla resmileştirilen Mısır, Katar ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından yürütülen arabuluculuk sürecinin sonucunda ortaya çıkmıştır. Ancak İsrail bu anlaşmaya uymayı reddetti ve Donald Trump’ın ABD başkanlık seçimlerini kazanmasını bekledi; böylece Trump anlaşmanın mimarı olarak öne çıkabilecekti.

Ne var ki İsrail ne Gazze’den tamamen çekildi ne saldırılarını durdurdu ne de Gazze’ye gerekli insani yardımın girişine izin verdi. “Ateşkes”e rağmen Filistinlilere yönelik soykırım devam etti. Ateşkes döneminin ilk ayı dolduğunda, İsrail’in anlaşmayı en az 265 kez ihlal ettiği açıkça görülüyordu (ev yıkımları, kara harekâtları ve sivilleri hedef alan atışlar dâhil). Bu süre zarfında Birleşmiş Milletler, Gazze’nin %81’inin ya İsrail ordusunun kontrolünde olduğunu ya da İsrail’in keyfi yerinden etme emirlerine tabi olduğunu tespit etti.

İlk ateşkes Mart ayında sona erdi ve ancak Ekim 2025’te yeniden yürürlüğe kondu. Aradaki dönemde İsrail, Avrupa’daki ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki başlıca destekçilerinden (İsrail’i silahlandırmaya devam eden bu aktörlerden) eleştiri görmeden Gazze’yi bir kez daha acımasızca bombalama fırsatını kullandı. İkinci “ateşkes” de ilki kadar etkisiz oldu; İsrail 10 Ekim ile 29 Aralık arasında şartları 969 kez ihlal etti.

Dolayısıyla Gazze’de, bombardımanın şiddeti azaldığı ölçüde bir ateşkesten söz ediliyor; ancak özünde bir ateşkes yoktur, çünkü İsrail’in Filistinlilere yönelik soykırımcı baskı kampanyası devam etmektedir.

Gazze’de sahadaki durumu değerlendirmek gerekir. Gerçekler önemlidir ve Birleşmiş Milletler kuruluşlarının temel insani yardım çalışmalarına yeniden başlaması, yani Filistinlilerin karşılaştığı sorunlara ilişkin veri toplamaları, hayati önem taşımaktadır. Burada büyük ölçüde BM verilerine, özellikle de Filistinli Mülteciler için Birleşmiş Milletler Yardım ve Çalışma Ajansı’nın (UNRWA) verilerine dayanıyorum; UNRWA da İsrail’in imha kampanyasına engel olduğu gerekçesiyle İsrail’in saldırıları altındadır. Netlik sağlamak amacıyla, Gazze’deki temel yaşamın dört ana alanına ilişkin kısa bir özet sunuyorum (verilerin bir kısmı BM Güvenlik Konseyi’nin 2720 sayılı Kararını izlemek için kullandığı BM Gösterge Panosu’na dayanmaktadır):

Yerinden etme ve barınma

Mart 2025’te UNRWA, Gazze’deki tüm konutların yüzde 92’sinin ya tamamen yıkıldığını ya da ağır hasar gördüğünü tahmin ediyordu. Bu nedenle Gazze’de hayatta kalan 2,1 milyon insan, BM tarafından işletilen tahliye alanlarında ya da yıkılmış binaların içine tehlikeli biçimde kurulmuş çadırlarda ve geçici barınaklarda yaşamaktadır. Birleşmiş Milletler Mayın Temizleme Servisi, enkazın patlamamış İsrail bombalarıyla dolu olduğu ve bunların uzmanlar tarafından temizlenmesinin 20 ila 30 yıl alacağı hususunda uyarıyor. Bu kış Gazze’deki şiddetli yağmurlar çadırları su altında bıraktı ve bu durum akut solunum yolu enfeksiyonları, ishal ve hepatit açısından ciddi bir kriz yarattı.

Gıda ve su

Ateşkes anlaşması, sınırları kontrol eden İsraillilerin Gazze’ye günde 600 yardım kamyonunun girişine izin vereceğini öngörüyordu. Ancak BM’nin 2720 İzleme ve Takip Gösterge Panosu’na göre, Ekim ile Aralık arasında İsrailliler günde ortalama sadece 216 kamyonun girişine izin verdi. Bu fark, Gazze’de gıda, su ve yakıt durumunun hâlâ vahim olmasının başlıca nedenidir. Yakın tarihli bir BM raporundaki üç cümle geniş biçimde duyurulmayı hak ediyor: Birincisi, “Gazze Şeridi’nde en az 1,6 milyon kişi —nüfusun yüzde 77’si— hâlâ yüksek düzeyde akut gıda güvencesizliğiyle karşı karşıya; bunlara 100.000’den fazla çocuk ile 37.000 hamile ve emziren kadın da dâhildir”; İkincisi, “Besin değeri yüksek gıdalar, özellikle proteinler, kıtlığını sürdürmekte ve aşırı pahalıdır; bu durum hanelerin yüzde 79’unun gıda satın alamamasına ya da temiz suya erişememesine yol açmaktadır”; Üçüncüsü ise, “Hiçbir çocuk asgari beslenme çeşitliliğine ulaşamamakta ve üçte ikisi, beş gıda grubundan yalnızca bir veya ikisini tüketerek ağır gıda yoksulluğu yaşamaktadır.”

Sağlık Hizmetleri

Aralık 2025 itibarıyla Gazze’nin sağlık altyapısı ciddi biçimde tahrip edilmiş durumda kalmaya devam etti. Pek çok hastane ve klinik hasarlı ya da yalnızca kısmen çalışır halde; ilaç ve tıbbi malzeme konusunda kritik kıtlıklar yaşanıyor, yakıt ve elektrik sık sık kesiliyor ve sunulan hizmetler çatışma öncesi düzeylerin çok altında seyrediyor. BM ajansları koşulları kırılgan, aşırı yüklenmiş ve ayakta kalma mücadelesi veren bir tablo olarak tanımlıyor. Gazze Sağlık Kümesi Bülteni faydalı veriler sunmaktadır ve en son bültende şu ifadeler yer almaktadır; “Devam eden askeri operasyonlar, program alanlarına erişimde sürekli kısıtlamalar ve temel tıbbi malzemelerin girişinin ciddi şekilde sınırlandırılması da dahil olmak üzere, birçok kez ayrıntılı olarak ele alınan çeşitli operasyonel kısıtlamaları daha da kötüleştirmeye devam etmektedir; ayrıca uluslararası sivil toplum örgütlerinin (INGO’lar) faaliyetlerinin yasaklanması tehdidi de sürekli olarak mevcuttur.” Buna rağmen, el-Şifa Hastanesi’nin yıkıntıları arasında 168 Filistinli doktor Noel Günü mezun oldu.

Eğitim

BM Eğitim Kümesi, Gazze’deki okulların yüzde 97’sinden fazlasının hasar gördüğünü ve son iki yıl içinde okul çağındaki çocukların yalnızca yüzde 38’inin herhangi bir öğrenime erişebildiğini bildiriyor. 700.000’den fazla Filistinli çocuk eğitim hakkını kaybetti; bunların 658.000’i hâlihazırda iki akademik yılı yitirmiş durumda. Gazze’de yaklaşık 71.000 öğrenci Genel Ortaöğretim Sınavları’na (Tawjihi) giremedi ve bu nedenle yükseköğretime geçemiyor.

Yalın yaşam henüz yeniden tesis edilmiş değil; Filistinlilerin siyasal kurumlarını canlandırma kapasitesi de oluşmuş değil. İsrail, farklı fraksiyonlardan Filistinli liderlerin siyasal kurumlarını yeniden inşa etmesini engellemeyi sürdürdükçe, soykırımın ve işgalin sona erdirilmesi yönünde gerçek bir ilerleme kaydedilemez. Bu “ateşkes” sırasında İsrail, İssam el-Da’alis (Hamas Hükümet İdari Komitesi), Mahmud Ebu Vatfa (İçişleri Bakanlığı) ve Kassam Tugayları sözcüsü Hüzeyfe el-Kahlut gibi önemli Filistinli siyasal liderleri suikastla öldürdü; ayrıca Mervan Barguti (El Fetih) ve Ahmed Saadat’ı (Filistin Halk Kurtuluş Cephesi) hapiste tutmaya devam ediyor. İsrail’in Hamas’ın silahsızlandırılması konusundaki ısrarı, Tel Aviv’in herhangi bir yönde müzakere etme konusunda ciddiyetsizliğini göstermektedir.

Bu hem bir ateşkes hem de bir ateşkes değil. Bombardımanın yoğunluğunun azalması bir rahatlamadır; ancak özellikle ufukta bir son görünmezken ve bir sonraki vahşetin beklentisi sürerken, gündelik yaşam için bir rahatlama değildir.

 

Vijay Prashad, Hintli bir tarihçi, editör ve gazetecidir. Globetrotter’da yazı işleri üyesi ve baş muhabirdir; LeftWord Books’un baş editörüdür ve Tricontinental: Institute for Social Research’ün direktörüdür.

 

Kaynak: https://savageminds.substack.com/p/this-is-not-a-ceasefire

 

Tercüme: Ali Karakuş