Bırakalım, NATO’nun Asalakları III. Dünya Savaşı’nı Yapsın

Hazine Bakanı Scott Bessent, Kuzey Karolina’nın Asheville kentinde düzenlenen G20 toplantısı sırasında verdiği bir röportajda Kanada’nın kendi kendine yarattığı sorunları soğukkanlılıkla teşhis etti: “Kanada ile ilgili bir ‘asalak’ sorunumuz var,” gözleminde bulundu.

“Kanada’nın harika bir ordusu vardı. Normandiya Çıkarması’nın kumsallarında en ön saflarda, tam oradaydılar ve Kanada hükümetinin Kanada Silahlı Kuvvetleri’ne yaptıklarına bakarsanız, NATO harcamaları sıralamasında neredeyse en alttalar; askerî harcamalarının GSYH’ye oranı bakımından İspanya ile birlikte adeta bodrum katında oturuyorlar.” Kanada, ordusuna ve ulusal güvenliğine yatırım yapmak yerine bu parayı “küresel ısınma” fantezilerine ve refah nimetlerine harcarken Amerika’nın “ücretsiz” güvenlik hizmetlerinden yararlanıyordu.

Ekonomide asalak sorunları, insanlar ortak kaynaklardan adil paylarını ödemeden yararlandıklarında ortaya çıkar. Askerî güvenlik bağlamında, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün neredeyse her üyesi onlarca yıldır Amerika Birleşik Devletleri üzerinden asalaklık yapmaktadır. Antlaşmadan doğan yükümlülükler her ülkenin askerî ittifakın ortak savunması için adil payını ödemesini gerektirmesine rağmen Kanada ve Avrupa ülkeleri, Batı’nın büyük bölümünün güvenliğini sağlama yükünü Amerikalı vergi mükelleflerinin omuzlamasına bel bağlamıştır.

Son zamanlarda bazı üyeler, askerî olmayan projeleri “askerî” harcamalar olarak yeniden etiketleyerek savunma harcamalarındaki hayalî “artışlarla” övünmektedir. Örneğin Kanada’dan Mark Carney, vergi mükelleflerinin parasını Ukrayna’nın yeniden inşa projelerini ve “iklim değişikliği” girişimlerini finanse etmek için kullanan bir yatırım bankası kurmuştur. Merkez bankacılığından başbakanlığa geçen bu isim, bu yatırım fonunu ulusal güvenlikle hiçbir ilgisi olmayan gözde projeleri finanse etmek için kullanmasına rağmen Kanada, her parasal işlemi NATO savunma harcaması yükümlülüklerinin bir parçası olarak saymaktadır.

Amerika Birleşik Devletleri, bu asalak sorununun devam etmesine çeşitli nedenlerle izin vermiştir. NATO, II. Dünya Savaşı’nın ardından ve Sovyetler Birliği ile Soğuk Savaş’ın başlangıcında doğmuştur. Bu nedenle, Avrupa’da barışı korumak ve Sovyet yayılmasına karşı etkili bir caydırıcılık sağlamak en önemli hedeflerdi. Avrupa ekonomileri ve altyapısı harabe hâlindeydi. ABD, II. Dünya Savaşı’ndan hem askerî hem de ekonomik bir süper güç olarak çıktı. Bir ulus devletten küresel erişime sahip gerçek bir imparatorluğa dönüşen ABD, eşsiz güçlerinin eşsiz sorumlulukları beraberinde getirdiğini kabul etti.

Bununla birlikte, NATO’nun kuruluşundan yetmiş yedi yıl sonra, askerî ittifakın asalak sorunu gerçekliği önemli ölçüde çarpıtmıştır. Birincisi, üye ülkeler ABD’nin güvenliklerini sağlamasından elde ettikleri “tasarrufları” ceplerine indirmiş ve kamu harcamalarını kendi ordularından uzaklaştırıp giderek büyüyen sosyal refah programlarına yönlendirmiştir. İkincisi, ABD NATO savunmasının büyük bölümünü sağlasa da ittifak üyeleri, Amerika Birleşik Devletleri’nin güvenceleri olmasaydı ellerinde bulunacak askerî kaynaklardan çok daha fazlasına sahiplermiş gibi uluslararası arenada hareket etmektedir.

Gerçeklikten ilk sapma, Kanada’yı, Birleşik Krallık’ı ve Avrupa Birliği’nin büyük bölümünü özel mülkiyet haklarına, bireysel özgürlüğe ve serbest piyasalara aykırı sosyalizm biçimlerini benimsemeye yöneltmiştir. NATO’nun güvenlik refahından yararlananlar, ekonomilerini ağır biçimde düzenleyip işletmeleri kaçıran ve tüketim mallarının maliyetini artıran “yeşil enerji” zorunluluklarıyla ekonomik büyümeyi boğarken, savunma bütçelerini kendi refah devletlerinin “ücretsiz” hizmetlerine yönlendirmişlerdir. ABD ordusu egemenliklerini savunmasaydı Kanada, Birleşik Krallık ve AB’nin kamu sağlık hizmetleri, konut, ulaşım, gıda ve diğer cömert yardımlar için parası olmayacaktı.

Başka bir deyişle, ABD’li vergi mükellefleri, NATO üyeleri kendilerini savunmak zorunda kalsaydı maliyeti altından kalkılamayacak kadar yüksek olacak olan Batı genelindeki sosyalizmi sübvanse etmektedir. Aynı şekilde, Kanada ve Avrupa sorumlu bir yönetim sergilemek zorunda kalsaydı ‘küresel ısınma’ kuruntularına veya ‘yeşil enerji’ kara para aklama projelerine bu kadar çok para harcayamazdı. Son olarak, Batılı hükümetler bütçelerini her yasadışı göçmene “ücretsiz” şeyler sağlamak yerine ulusal sınırları güvence altına almaya yöneltmiş olsaydı, bu NATO üyeleri on milyonlarca yabancı işgalci için birer mıknatıs hâline gelmezdi.

NATO aracılığıyla oluşturulan Amerikan güvenlik garantileri olmasaydı sosyalizmin gerçek maliyetleri açığa çıkardı: Mülkiyet haklarına ve girişimci özgürlüğe düşman, ağır biçimde düzenlenmiş ülkeler, sürdürülemez refah programlarını veya ekonomik açıdan intihar niteliğindeki “iklim değişikliği” fantezilerini sürdüremezdi.

Gerçeklikten ikinci sapma belki de daha tehlikelidir. NATO üyeleri onlarca yıl boyunca Amerika Birleşik Devletleri’nin liderliğini takip etmiştir. Bu mantıklıydı, çünkü NATO Amerikan askerî unsurları ve personeli olmadan içi boş bir tehdittir. Şu anda üye ülkeler ABD’ye karşı gelmektedir. Başkan Trump ve ABD ordusu İran’ın nükleer emellerini ve petrol sevkiyatlarından elde ettiği “terör primini” ortadan kaldırmak için çalışırken, üye ülkeler Hürmüz Boğazı’ndaki Amerikan operasyonlarına yardım etmeyi reddetmiştir. Aynı zamanda NATO üyeleri Rusya Federasyonu’na karşı giderek daha saldırgan hâle gelmiştir. Avrupa Birliği’nin ekonomik açıdan intihar niteliğindeki “yeşil enerji” politikaları onu Rusya, Orta Doğu ve Amerika Birleşik Devletleri’nden gelen petrol ve doğal gaza bağımlı hâle getirdiğinden, İran’ı yatıştırırken Rusya’yı kışkırtma tercihi Avrupa’nın ekonomik çöküş ihtimalini artırmaktadır.

Başkan Trump ise Amerika Birleşik Devletleri ile Rusya Federasyonu’nun doğrudan çatışmayı sınırlamak için mümkün olan her şeyi yapması gerektiğini açıkça belirtmiştir. Trump, Ukrayna’daki savaşı kendi döneminde asla yaşanmayacak aptalca ve gereksiz bir çatışma olarak görmektedir. NATO’nun Rusya’nın sınırlarına kadar süren doğuya doğru ilerleyişi ve Avrupa ile Amerika’nın kışkırttığı 2014 Ukrayna darbesi olmasaydı, bu savaş bugün şiddetle sürüyor olmazdı. Başkan, 2025’te yeniden göreve gelmesinden bu yana öldürme ve yıkımı sona erdirmek için çalışmaktadır. Trump’ın liderliğini takip etmek yerine Kanada, Birleşik Krallık ve Avrupa Komisyonu, Ukrayna’nın ne NATO üyesi ne de Avrupa Birliği’nin bir parçası olmasına rağmen Ukrayna’ya askerî destek sözü vermeye devam etmiştir. Sam Amca’nın NATO taahhütleri yürürlükte olmasaydı, Kanada ve Avrupa’daki NATO üyelerinin bugün savaşı genişletiyor olmaları son derece düşük bir ihtimal olurdu.

1.Dünya Savaşı, Nazi Almanyası’nın Polonya’yı işgal ettiği 1 Eylül 1939’da başladı. Tarihin tekerrür etmeyebileceğinin ama çoğu zaman kafiyeli olduğunun bir başka örneği olarak, 1 Eylül 2026 Almanya’nın Rusya’yı bir savaş eylemi gerçekleştirmekle suçladığı gündür. 4 Ağustos’ta Leipzig-Halle Havalimanı’ndaki Ukrayna kargo uçaklarının yakınında, el yapımı patlayıcı taşıyan küçük, dört pervaneli bir insansız hava aracı bulundu. Bir ay süren soruşturmanın ardından Alman yetkililer “insansız hava aracı saldırısını” alt düzey Rus ajanlarına bağlamıştır. Almanya tehdit seviyesi değerlendirmesini “yüksek”e çıkarmış ve Rus diplomatları ülkeden sınır dışı etmiştir. Önde gelen bir Alman savunma sektörü yöneticisi, “Almanya ile Rusya savaş hâlinde,” demektedir. Rusya, iddiayı “saçma” ve “zorlama” olarak nitelendirmiş ve bunu Avrupalı liderlerin 2022’de Rusya’nın Nord Stream doğal gaz boru hatlarını havaya uçurduğuna ilişkin asılsız suçlamasına benzetmiştir; bu sabotaj Ukrayna’nın işi gibi görünmektedir.

Bununla birlikte NATO üyeleri, Rusya’yla savaşmaya istekli olduklarını ilan etmek için acele etmiştir. Polonya Başbakanı Donald Tusk, Rusya’ya karşı Ukrayna’ya NATO desteği konusunda güvence vermiştir. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, “[A]B, Rusya’nın bu saldırısı karşısında Almanya ile tam dayanışma içindedir,” diye yazmıştır. İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Kanada Başbakanı Mark Carney ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de aynı yolu izleyerek Rusya’yı bir NATO üyesi ülkeye karşı “hibrit saldırı” düzenlemekle suçlamıştır. Brüksel’de Avrupalı liderler bir savaş kabinesi oluşturmaktadır. Aynı zamanda Ukrayna’nın görevde kalan Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Rus hava sahasında uçan sivil yolcu uçaklarının güvenliğini tehdit etmiştir. Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin, Zelenskiy’nin tehdidini “bir yanıt” gerektirecek “devlet terörizmine doğru bir adım” olarak nitelendirmiştir.

Kanada ve Avrupa’daki NATO üyeleri daha fazla savaş istemektedir. NATO üyesi olmayan Ukrayna daha fazla savaş istemektedir. Amerika Birleşik Devletleri kenara çekilmelidir. Bırakalım, III. Dünya Savaşı’nı asalaklar yapsın.

Kaynak: https://www.americanthinker.com/articles/2026/09/let-nato-s-free-riders-fight-wwiii/