Bir Kez Daha Liberya’ya Sınır Dışı

1816’da ABD’de bir grup beyaz, ülkede giderek büyüyen özgür siyah nüfusun yarattığı “sorunu” çözmeyi amaçlayan Birleşik Devletler’in Özgür Renkli İnsanlarını Kolonileştirme Amerikan Derneğini (daha sonra kısaca Amerikan Kolonizasyon Derneği) kurdu. Hem çok sayıda özgür siyahın köle ayaklanmalarına yol açacağından korkan köle sahipleri hem de onların varlığını ya bir güvenlik tehdidi ya da özgürleşmenin önünde bir engel olarak gören bazı beyaz kölelik karşıtları, özgür siyah Amerikalıları ve azat edilmiş köleleri Afrika anavatanında kurmayı umdukları bir yerleşim yerine kelimenin tam anlamıyla sınır dışı etmeye yönelik bir planda el ele verdi.

Bu, ırkın, ırkçılığın ve siyahları hedef alan köleliğin bir başka zorunlu hareketlilik biçimiyle, yani sınır dışı etmeyle buluştuğu Afrika devleti Liberya’nın köken hikâyesidir. Ve geçmiş yüzyıllarla süreklilik içinde, ABD’li beyaz seçkinler ve toprak sahipleri için (bedava) emek eksikliği sorununu çözmüş olan Afrika kıtası, bu kez onların torunları için algılanan bir başka sorunu daha çözdü: istenmeyen olarak gördükleri özgür siyah nüfus. Jonathan Ort’un gösterdiği gibi, bugünün sınır dışı etme sistemi bu sömürgeci şablonu yeniden canlandırıyor.

200 yıldan biraz fazla bir süre sonra, ezici çoğunluğu beyaz olan ABD yürütme erki Liberya topraklarını yine istenmeyenleri için bir depo olarak kullanıyor; tek bir farkla: Beyaz ulustan sınır dışı edilen kurgulanmış düşman, ırksallaştırılmış bir başka figür, yani göçmen. ABD tarihsel olarak ırksallaştırılmış bir göç politikası uyguladı; ulusa kabul edilenleri ırk ve sınıf temelinde kısıtlarken bu kısıtlamaların ürettiği ucuz, belgesiz emekten kâr elde etti. Bu işçilerin pek çoğu Latin Amerika’dan gelen beyaz olmayan göçmenler; bu örüntüyü coğrafi yakınlık ve ABD’nin bölgedeki uzun emperyal varlığı biçimlendirdi. Sürekli siyasi ve ekonomik müdahaleler Latin Amerika’da çatışmaları, yaygın şiddeti ve sosyoekonomik kaosu körüklerken ABD’yi zenginleştirdi; kaçanlar ise kuzeyde geçici işçi, belgesiz işçi ve sığınmacı olarak ucuz bir işgücü oluşturdu. Ne var ki göçmenler, ABD’nin “büyüklük” konusundaki kendi algısına meydan okuyan her şeyin günah keçisi hâline geldi. ABD uzun süredir Latin Amerikalıları gözaltına alıp geri gönderse de mevcut hükümet yalnızca bölgede yeni bir müdahaleler dönemine girmekle kalmadı, zorla geri göndermeleri de daha da tırmandırdı.

İkinci Trump yönetimi (Trump 2.0) şimdiye kadar, ezici çoğunluğu Küresel Güney’de olmak üzere en az 35 ülkeyle büyük ölçüde gizli tutulan ikili (zorla) geri gönderme anlaşmaları imzaladı. Sığınmacılar ve ABD’li yargıçların kendi ülkelerine geri gönderilmeye karşı koruduğu kişiler de dâhil olmak üzere göçmenler, bu eşitsiz anlaşmalarda pazarlık kozu. Ortak ülkeler sonunda ABD’nin kullandığı en acımasız geri gönderme uygulamalarından birinin parçası oluyor: BM insan hakları uzmanlarının eylülde uyardığı gibi, insanları neredeyse hiç haber vermeden ve kendilerini savunmaya pek fırsat tanımadan, hiçbir bağlarının olmadığı ve insanlık dışı muameleyle ya da işkenceyle karşılaşabilecekleri ülkelere göndermek.

Ürpertici bir dolambaçla Liberya, bir kez daha istenmeyen sınır dışı edilenlerin, bu konuda pek az ya da hiç söz hakkı olmadan ve onların ya da yerel toplulukların korunması ve refahı için orta vadeli hiçbir plan olmadan kıyılarına vardığı bir yer hâline geliyor. 18 Ağustos 2026’da Liberya hükümeti, 1.200’e kadar üçüncü ülke vatandaşını kabul edeceğini açıkladı; bu, Trump 2.0’ın yaptığı en büyük anlaşmalardan biri. İki gün sonra yaklaşık 20 kişi Roberts Uluslararası Havalimanına indi; Kamerun, Eritre, Venezuela, Honduras, Kolombiya, Brezilya ve Guatemala’dan gelen 14 kişi kaldı. Çoğu, ülkelerinde zulüm ya da işkenceyle karşı karşıya oldukları için oraya geri gönderilmeye karşı ABD mahkemelerinden koruma kararı almıştı; bazıları ise nereye gittiklerini ancak uçuşun ortasında öğrendi. Görüşülen Latin Amerikalıların hiçbiri Liberya’da kalmak istemiyor. Bir otelde barındırılan ve Uluslararası Göç Örgütü tarafından beslenen, sığınma başvurusu yapmakta serbest ama çalışamayan bu kişiler ailelerinden ayrılmış durumda ve bağlarının olduğu, ortak bir dili konuştukları, çalışma hakkına sahip oldukları ve bir topluluğa ait oldukları güvenli bir yerin özlemini çekiyorlar. Liberya o yer mi? Peki onların gelişi Liberyalılar için ne anlama geliyor?

Liberya ile ABD arasındaki güç dengesizliği cevabın bir parçası. Haziran 2025’te Dışişleri Bakanlığının bir notu, Liberya’yı olası bir ABD seyahat yasağıyla karşı karşıya olan 36 ülke arasında saydı ve bir çıkış yolu olarak sınır dışı edilenleri kabul etmeyi önerdi. Washington zaten yardımları kesmişti ve USAID’in yerini alan sağlık sözleşmesi beş yılda 124 milyon ABD doları sağlıyor; bu, öncekinden yaklaşık %63 daha az. Liberya, Eylül 2025’te anlaşmayı imzaladığından bu yana üçüncü ülke vatandaşlarını idare etmek için 5 milyon ABD doları ve Liberyalıların ABD ziyaretçi vizelerinin 12 aydan 36 aya uzatılmasını elde etti.

Yalnızca ABD’nin baskı gücüne odaklanmak, Liberya hükümetinin kendi tercihlerini gölgeliyor. Yetkililer ortada “al gülüm ver gülüm” olmadığında ısrar ediyor ve bu düzenlemeyi insani bir adım olarak tanımlıyor. Ancak Liberyalı akademisyen Robtel Neajai Pailey, yürütmenin, Anayasa gereği bu tür anlaşmaları onaylaması gereken yasama organını devre dışı bıraktığını ve koşulları kamuoyundan gizlediğini savunuyor. Bu, yarar ve maliyetlerin nasıl dağıtıldığı sorusunu da gündeme getiriyor. Daha kolay hareketlilik ve Washington’la daha yakın ilişkiler devletin ve seyahat eden Liberyalıların işine yararken, doğrudan sonuçlar ailelerinden ayrılmış sınır dışı edilenlerin omzuna yükleniyor. Gelenlerin sayısı 1.200’e yaklaşırsa barınma, sağlık hizmetleri ve işe erişim Liberyalı topluluklar için de birer mesele hâline gelecek.

Liberyalılar en başından beri anlaşmaya, özellikle de gizliliğine ve yerel topluluklar açısından doğuracağı sonuçlara dair kaygılarını dile getirdi. Pek çoğu anlaşmayı ilk kez medyadan öğrendi. Liberya Üniversitesi Öğrenci Birliği Başkanı William Sando, Al Jazeera’ye haberi ilk kez Facebook’ta gördüğünü söyledi ve sınır dışı edilenlerin nerede yaşayacağını, kalanların çalışmasına izin verilip verilmeyeceğini sorguladı. Monrovia’da yiyecek satıcısı Yarssah Jallah, uyuşturucu kullanımına ve kabul edilenler hakkındaki bilgi eksikliğine ilişkin kaygılarını gerekçe göstererek düzenlemeyi “bizim için riskli” diye nitelendirdi. Liberya Şeffaflık ve Hesap Verebilirlik Merkezinden Clara Mallah, ABD’nin sınır dışı edilenleri neden kendisinin barındıramadığını sorgularken, Senatör Samuel Kogar anlaşmanın yasama organının her iki meclisine de sunulup sunulmadığını sordu ve bunu “küçük bir mesele değil” diye tanımladı. Bütün bunlar şeffaflık eksikliğine, demokratik prosedürlerin atlanmasına, Liberyalılara hükümetleri tarafından edilgen bir muamele yapılmasına ve onlara ne kadar az önceden haber verildiğine işaret ediyor — böyle bir uyarı, göç ve göçmenlerle ilgili bazı yaygın yanlış kanıları ve kalıp yargıları hafifletmeye yardımcı olabilirdi.

Bu kaygılar, Liberya’nın gelenleri barındırma kapasitesine de uzanıyor. Sivil toplum kuruluşu NAYMOTE Partners for Democratic Development’tan Eddie Jarwolo, hükümetin kamu hizmetleri üzerindeki baskıyı daha da artırmadan barınmayı nasıl sağlayacağını açıklayan, kamuoyuna açık bir planın bulunmamasını eleştirdi. Benzer şekilde Milletvekili Anthony Williams da barınma, sağlık hizmetleri ve tarama konusunda sorular yöneltti. Aynı zamanda muhalefet siyasetçisi Joshua Tom Turner, yeterli kamu istişaresi ve güvenceler olmadan çok sayıda sınır dışı edilenin gelişinin istihdam üzerinde ek baskı yaratabileceği ve toplumsal gerilimleri artırabileceği uyarısında bulundu. Bunlar, zaten işsizlik ve ABD kalkınma yardımlarındaki kesintilerle boğuşan bir ülkede makul kaygılar.

Hükümet barınma, gıda ve başka bir yere yolculuk masraflarını ABD’nin ve uluslararası bir ortağın karşılayacağını savunsa da bu desteğin süresi ve sonunda Liberya’da kalacak olanlara yönelik düzenlemeler konusunda soru işaretleri sürüyor. Bu Latin Amerikalı göçmenlerin dil, kültürel farklılıklar ve sosyal destek eksikliği nedeniyle özel ihtiyaçları olabileceği düşünüldüğünde bu, özellikle kaygı verici — onları Liberyalılardan koca bir okyanus mesafesi ayırıyor ve bu da Liberya’nın karşılayamayabileceği ihtiyaçları biçimlendiriyor. Ayrıca yeterli istişare yapılmadan varılan bir anlaşmaya yönelik kamuoyu hoşnutsuzluğunun, nakledilmelerinde hiçbir söz hakları olmayan sınır dışı edilenlere yönelmesi riski de var. Şimdilik hem Liberyalılar hem de ülkeye gönderilenler, üzerinde pek az etkileri olan kararların sonuçlarıyla yüz yüze bırakılmış durumda. Bir ulus devletle diğeri arasındaki bu oyunda bir yanda Latin Amerikalı sınır dışı edilenler, diğer yanda Liberyalılar karar alma sürecinin kıyısında duruyor; bu süreç onları yapısal olarak susturup görünmez kılarken bu kararların doğrudan sonuçlarına katlanmalarını da istiyor.

Liberyalılar bu belirsizliği kendi deneyimlerinden biliyor. 2012’de Batı Afrika genelinde Liberyalıların mülteci statüsü sona erdiğinde, Nijerya gibi ülkelerde kalan pek çoğuna Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu tarafından oturma belgesi vaat edilmiş, ancak bu belgeler hiçbir zaman tam olarak gelmemişti. Liberya da ağırladığı Fildişililerin mülteci statüsünü ancak 2022’de sona erdirdi ve Third Country Deportation Watch’a göre BM Mülteci Ajansı şu anda orada faaliyet göstermiyor. Bunu hayata geçirecek kurumlar olmadan yapılan bir sığınma teklifi, kâğıt üzerinde vaat edilen ama ardından güvenli hiçbir şeyin gelmediği bir koruma biçimindeki geçmiş örüntüyü tekrarlama riski taşıyor.

Geçmiş hiç de uzakta değil. 1819 tarihli bir yasa uyarınca ABD, yasa dışı köle gemilerinden kurtarılan Afrikalıları kökenleri ne olursa olsun Liberya’ya gönderdi; yerleşimciler ise bir ABD deniz subayının yerel bir hükümdardan baskıyla elde ettiği topraklar üzerine yerleşip yıllarca yerli toplulukların silahlı direnişiyle karşı karşıya kaldı. Christina Sharpe buna köleliğin bıraktığı izde yaşamak diyor. İki yüzyıl sonra Latin Amerika’dan sınır dışı edilenler ve onları kabul etmeleri istenen Liberyalılar bu izde birlikte yaşıyor; hayatları başka yerlerde alınan kararlarla biçimlenen insanların deneyimleri aracılığıyla geçmişle bugünü, Amerika kıtasıyla Afrika’yı birbirine bağlıyorlar.

*Natalia Cintra, Southampton Üniversitesinde ırk ve göç alanında kıdemli araştırmacıdır; aynı üniversitede Siyasi Etnografi Merkezinin eş direktörlüğünü yürütmektedir.

**Tosin Durodola, King’s College London’da doktora sonrası araştırmacı ve Londra Üniversitesi bünyesindeki Refugee Law Initiative’de misafir araştırmacıdır.

Kaynak: https://africasacountry.com/2026/10/deported-to-liberia-again