Beynimizin Evrimi: Emiliano Bruner ile Röportaj
Henüz gerçekleşmemiş imgeleri ve olayları, anıları ve öngörüleri zihinde canlandırma ve simüle etme yeteneği, bilişsel kapasitemizin temel anahtarlarından biridir. Ancak elbette bu tür aşırı zihinsel dolaşma çoğu zaman zararlıdır ve stres ile kaygı üretir; bu da türümüz için genel bir durum gibi görünmektedir.
Soru– Araştırmalarınız paleonörobiyoloji çerçevesinde yürütülüyor. Genel olarak bu bilimsel disiplin neyi inceler?
Cevap– Paleonörobiyoloji, soyu tükenmiş türlerde beyin anatomisini, endokranial (kafatası içi) boşluğunun morfolojisine (şekline) dayanarak inceleyen bir disiplindir. Beyin hacimleri ve oranları gibi makroskopik (gözle görülebilen) özelliklerin yanı sıra kortikal girus (beyin kıvrımlarının çıkıntı bölümleri) ve sulkus (beyin kıvrımlarının çukur bölümleri, oluklar) örüntüleriyle ilgilenen, kesinlikle anatomik (beden yapısı ile ilgili) bir alandır.
S– Bu amaçla bu disiplin, endokranial dökümlerin (kafatası boşluk kalıplarının) ya da “endokastların” incelenmesinde uzmanlaşmıştır. Bu metodolojik yaklaşım nedir ve insan beyninin ve zihninin evrimini anlamamıza nasıl yardımcı olur?
C– Kafatası boşluğu, beyin büyüyüp geliştikçe onun tarafından şekillendirilen beynin negatif bir kalıbıdır; bu nedenle beyin morfolojisi (şekli) hakkında bazı bilgiler sağlayabilir. Bu bilgi sınırlıdır, ancak fosiller söz konusu olduğunda, özellikle beyin karmaşıklığına bu kadar büyük yatırım yapılmış olan hominidler için temel öneme sahiptir. Ancak bu bilgiler davranışsal ya da bilişsel değil, anatomiktir (yapısaldır).
S– İnsan varlığının karmaşıklığını beynin evrimi ışığında açıklamaya çalıştığımızda, genellikle bize özgü olan bireysel özellikler (örneğin, beynin belirli bir bölgesinde daha büyük hacim) hakkında sorular sorarız. Ancak siz doğal seçilimin bireysel özellikleri değil, özellik “paketlerini” tercih ettiğini sık sık vurguladınız. Bunu biraz açabilir misiniz?
C– Biyolojik ve genetik özellikler, birbirleriyle çok sayıda bağlantıyla ilişkilidir ve bu da bir parçayı değiştirmenin diğer birçok parçayı da değiştirmeden mümkün olmadığı bir ilişki ağı oluşturur. Dolayısıyla doğal seçilim; bir değişikliğin üreme açısından ne kadar faydalı olduğuna, tek tek özellikler bakımından değil, bu değişikliğin genel etkilerini dikkate alarak karar vermek zorundadır.
S– Beyin büyüklüğünün türümüzün evrimsel başarısında kilit bir unsur olduğu sıklıkla varsayılır. Beynimizin büyüklüğü, mutlak ya da göreli olarak (yani vücudun geri kalanına oranla), insan ve primat atalarımızın beyinlerinden farklı mıdır?
C– Beyin büyüklüğü bilişsel, metabolik ve ekolojik açıdan önemlidir. İnsan evrimi boyunca toplam hacim açısından açıktır ki artmıştır, ancak vücut büyüklüğüne oranla da artmıştır ki bu muhtemelen çok daha da önemlidir. Ancak bu yine de çok bilgilendirici bir değişken değildir. Birincisi, fazla geneldir ve hangi beyin bileşeninin ya da kortikal (beyin zarı) bölgenin arttığını veya azaldığını söylemez. İkincisi, özellikle vücut büyüklüğüne göre çıkarımlar yapılacaksa, tahmin edilmesi zordur. Üçüncüsü, farklı hominid türleri arasındaki farklar çoğu zaman ortalama değerlerdeki (bazen çok belirsiz) farklardır, bireysel değerlerde ise büyük bir örtüşme vardır. Dördüncüsü ise beyin büyüklüğü ile bilişsel özellikler arasındaki ilişki açık olsa da çok zayıftır ve güvenilir tahminler yapılmasına izin vermez.
S– Peki beynin farklı lobları hakkında ne söyleyebiliriz? Türümüzün evriminde özellikle önemli olabilecek, daha belirgin değişiklikler gösteren loblar var mı?
C– “Loblar” geleneksel birimlerdir; aslında kesin işlevsel değeri ya da gerçek anatomik sınırları olmayan bölgelerdir. Makroskobik (gözle görülebilir) düzeyde, soyu tükenmiş hominidlerden bahsedecek olursak, türümüzde, endokraniyal kalıpta gözlemlenemeyen daha ince yönlerde önemli bir evrim geçirdiklerini varsaysak da ön lob ve şakak loblarında farklılıkların olup olmadığı ve eğer olduysa nerede olduğu çok açık değildir. Buna karşılık, en belirgin morfolojik değişiklikleri yan kafa lobları (parietal lobes) gösterir.
S– Yan kafa lobuyla ilgili olarak özellikle dikkat ettiğiniz belirli bir bölge var: prekuneus (beynin dörtgen lopçuğu). Beynin dörtgen lopçuğu (prekuneus) hangi bilişsel işlevlerle ilişkilidir ve türümüzün evriminde neden kilit bir rol oynamış olabilir?
C– İnsanlarda diğer primatlara kıyasla çok daha büyük bir beyin bölgesidir ve muhtemelen soyu tükenmiş insan türlerine göre de daha büyüktür. Bu bölge bedenle ilgili (somatik) bilgiyi görsel bilgiyle, beden ve mekânla bütünleştirmede rol oynar. Böylelikle beden, yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda zamansal, hatırlatıcı anı ve sosyal bir mekânın da ölçü birimi hâline gelir. Beden ve görmeyi bütünleştirme yeteneği, bilinç için, öz kimliğin gelişimi için, hatırlama ve öngörme için, simülasyon ve zihinsel deneyler yapma için temel olan görsel imgelerin temelidir. Beynin dörtgen lopçuğu (prekuneus) sıklıkla “zihnin gözü” olarak tanımlanmıştır.
S– Bazen bu yeteneği insanların sahip olduğu bir “süper güç” olarak nitelendiriyorsunuz, ancak bunun olumsuz bir karşılığı da olduğunu ekliyorsunuz. Bunu biraz daha anlatabilir misiniz?
C– Henüz gerçekleşmemiş imgeleri ve olayları, anıları ve öngörüleri zihinde canlandırma ve simüle etme yeteneği, bilişsel kapasitemizin temel anahtarlarından biridir. Ancak elbette bu tür aşırı zihinsel dolaşma çoğu zaman zararlıdır ve stres ile kaygı üretir; bu da türümüz için evrensel bir durum gibi görünmektedir.
S– Gerçekten de çeşitli felsefi ve tefekkür gelenekleri, geçmişten geleceğe projeksiyon yapan “anlatısal benlik” ile şu anki deneyime kök salmış “deneyimsel benlik” arasındaki bu dengesizliği (tür için ne kadar uyum sağlayıcı olursa olsun) birey için bir ıstırap kaynağı olarak görmüştür. Meditasyon sıklıkla bu duruma olası bir panzehir olarak önerilmiştir. Bu konudaki görüşünüz nedir?
C– Katılıyorum. Meditasyon, genellikle aşırı odaklı tefekkür kapasitemiz, kontrolsüz hayal gücümüz ve takıntılı içsel diyalogumuzdan kaynaklanan sorunlardan muzdarip olan dikkat ve algı sistemini geliştirmek ve yeniden dengelemek için yapılan bilişsel bir eğitimdir.
S– Beyne geri dönelim. Ana çalışma konunuz olmasına rağmen, zihni beyne indirgemeye çalışan yaklaşımlara (nörosantrizm) sık sık eleştirel yaklaşıyorsunuz. Bunun yerine, biliş ve davranışımızı açıklamada bedenin ve çevrenin, hem fiziksel hem de kültürel, önemini vurguluyorsunuz (bedenlenmiş ve genişletilmiş biliş). Bunu biraz daha açar mısınız?
C– Tıpkı beyni, yalnızca nöronlarını analiz ederek anlayamayacağımız gibi, zihni de yalnızca beyni analiz ederek anlayamayız. Bunlar, yalnızca ilgili farklı unsurlar arasındaki etkileşimle etkinleşen, ortaya çıkan özelliklere sahip karmaşık sistemlerdir. Tüm hayvanlarda bilişsel işlevleme; beyin, beden ve çevre arasındaki etkileşimi içerir. Primatlarda buna sosyal sistem de eklenmelidir çünkü bilişsel işlevleme kolektiftir. Son olarak insanlarda ise teknoloji de eklenmelidir, çünkü bilişsel işlevleme aynı zamanda kültüre bağımlıdır.
S– Son olarak farklı türden bir soru. Bu röportajın okuyucularının çoğu, bilimsel kariyerlerine yeni başlayan öğrenciler olacaktır. Bilişsel bilimlerde araştırmacı olmayı hedefleyenlere tavsiyeniz ne olur?
C– Bilimin kamuoyundaki algısı ile araştırma merkezleri ve laboratuarlarda yapılan gerçek bilim arasında çarpıcı bir fark vardır. Genellikle ilki fazlasıyla idealleştirilmiştir; ikincisi ise daha az asil olan ve çoğu zaman halının altına süpürülen pek çok imkânsızlıktan muzdariptir. Araştırmada temel bir gereklilik olan motivasyon ve coşkuyu sürdürmek ve yenilemek için, ekonomik ve kültürel sistemimizin beklenti ve vaatlerine aşırı derecede bel bağlamadan, kendi kanatlarımızla uçmaya çalışmalıyız.
Daha fazlası için:
Bruner, E. (2023). Cognitive archaeology, body cognition, and the evolution of visuospatial perception. Academic Press.
Bruner, E. (2023). La evolución del cerebro humano: Un viaje entre fósiles y primates. Shackleton Books.
Bruner, E. (2023). Cognitive Archaeology and the Attentional System: An Evolutionary Mismatch for the Genus Homo. Journal of Intelligence, 11, 183.
*Luis Casedas, İspanya, Özerk Madrid Üniversitesi’nde Temel Psikoloji Bölümü’nde araştırma görevlisidir.
Kaynak: https://www.cienciacognitiva.org/?p=2372
Tercüme: Ali Karakuş