Beniam Awash ile Söyleşi: Afrika Boynuzu’nda Yeni Bir Savaş mı Patlamak Üzere?
İşaretler, Afrika Boynuzu’nda bir savaşın patlak vereceğini gösteriyor. Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Eritre Devlet Başkanı Isaias Afwerki’yi Etiyopya’nın Tigray bölgesinin içlerine asker göndermekle suçladı. Afwerki ise bu iddiaları bir Etiyopya işgali için uydurulmuş bir bahane olarak kınadı. Trump yönetimindeki Dışişleri Bakanlığı, bölgesel bir savaş patlak vermeden önce Etiyopya’yı gerginlikleri yatıştırmaya çağırıyor; bunu da İran ve Yemen’in Hürmüz Boğazı ile Kızıldeniz’deki asimetrik caydırıcılığı ABD’nin ve müttefiklerinin sermayesini eritmeye devam ederken yapıyor. Bakanlık, Babülmendep Boğazı boyunca Yemen’in karşısında konumlanan Eritre’de çıkacak bir çatışmanın, Batılı finans kurumlarının ve piyasaların ihtiyaç duyduğu her türlü istikrara bir darbe daha vuracağından da endişe ediyor.
Küresel ticaretteki merkezî konumları nedeniyle uzun zamandır değerli sayılan derin su limanlarına sahip Eritre’nin uzun bir sömürgeci müdahale geçmişi var. 19. yüzyılın sonlarında İtalya, Eritre’de bir yerleşimci sömürgesi kurmaya girişti ve bugünkü Etiyopya topraklarına doğru güneye ilerleme girişimi İmparator II. Menelik’in ordusu tarafından ezildi. İngilizler 1941’de Eritre’de kendi askerî yönetimlerini kurdu; bu yönetim 1952’de BM’nin 390 A (V) sayılı kararının Eritre’yi Etiyopya Tacı altında bir federasyon olarak kurmasıyla sona erdi.
Federe Eritre’nin kendi meclisi ve bayrağı vardı; Arapça ile Tigrinya’yı resmî dil olarak benimsemişti. Ancak on yıl içinde Etiyopya İmparatoru Haile Selassie’nin yayılmacı hedefleri büyüdü. Onun rejimi ABD’nin en önemli müttefiklerinden biriydi ve Üçüncü Dünya kurtuluş hareketlerinin yükselişine karşı bir set işlevi görüyordu. Selassie, Eritre’nin başkenti Asmara’da binlerce Amerikan askerini barındıran büyük bir askerî gözetleme tesisi olan Kagnew İstasyonu’nu ABD’nin işletmesine izin verdi. Etiyopya İmparatorluğu özerk Eritre’ye gücünü yavaş yavaş daha fazla dayattı; bu süreç 1962’deki ilhakla doruğa ulaştı ve iki ülke arasında o günden bu yana kopuk kalan bir ilişkiyi başlattı.
Afrika Boynuzu’nun Batı medyasında manşetlere çıkması nadirdir. Etiyopya ile Eritre’nin ağır adımlarla yeni bir çatışmaya doğru ilerlediğini gördüğümde aklıma ilk gelen, araştırmacı ve sosyolog Beniam Awash’a ulaşmak oldu. Lisans öğrencisiyken danışmanlık görüşmelerimiz sık sık konudan sapıp saatlerce süren jeopolitik ve tarih sohbetlerine dönüşürdü. Tigray’da doğan Profesör Awash, kısa süre önce Afrika Boynuzu’ndaki siyasi ve ekonomik gelişmeleri ele alan bir Substack açtı. İçinde bulunduğumuz anı daha iyi anlamak için kendisinden Etiyopya-Eritre ilişkilerinin tarihini ayrıntılı olarak anlatmasını istedim. Aşağıda dört saatlik sohbetimizden bölümler yer alıyor.
Nathan Sommer: Substack’iniz Hatata için yazdığınız yakın tarihli bir makalede Tigray’da tırmanan durumu anlatıyorsunuz. Etiyopya ordusu 3 Ekim’de Tigray’ın başkenti Mekelle’yi aldı; Tigray’da Eritre askerleri bulunduğuna dair haberler ise bölgesel bir savaşın patlak vermesi konusunda endişe yaratıyor. Ancak günümüze dönmeden önce Etiyopya-Eritre düşmanlığının kökenlerini konuşmak istedim. 1962 ilhakıyla başlayalım: Eritreliler Etiyopya’ya bir eyalet olarak katılmak ve özerk statülerini kaybetmek konusunda ne hissetti?
Prof. Beniam Awash: Yaylalılar neredeyse oybirliğiyle katılmak istiyordu. Hristiyandılar ve aynı kültürel alanı paylaşıyorlardı. Etiyopya İmparatorluğu’nun bir parçası olur olmaz Etiyopya’nın her yerine gidebiliyorlardı; gittiler de. İş bulmakta, askerî hiyerarşinin, siyasi hiyerarşinin bir parçası olmakta çok başarılı oldular. Eritre’nin ova toplulukları, özellikle Müslüman hayvancı ve tarım-hayvancı gruplar ise ilhakın kendilerini Hristiyan bir imparatorluk devletine tabi kılacağından korkuyordu.
NS: Peki sonrasında Eritre Kurtuluş Cephesi’nin (ELF) ortaya çıkışını hangi bağlamda gördünüz?
BA: ELF’nin kurtuluş mücadelesini ilk başlatan olmasının nedeni, mensuplarının ovalı olmasıydı. Kültürel olarak yaylalı değiller, üstelik Müslümanlar. O dönemde Etiyopya İmparatorluğu’nda, ister Eritreli ister Etiyopyalı olsun, Müslümanlara karşı ayrımcılık vardı. Ayrımcılık, devletin denetimindeki kayıtlı piyasada işlere erişimin olmamasıyla kendini gösteriyordu; ayrıca kolayca toprak mülksüzleştirmesinin hedefi olabiliyorlardı. Bunun örnekleri de var. Örneğin, Afar hayvancılarının arazisi üzerindeki çok geniş Awash Vadisi’ndeki Dutch Tobacco. Bunlar, Selassie’nin emperyalist devleti tarafından el konulup yabancı sermayeye verilen mevsimlik otlatma ve hayvan sulama arazileriydi.
NS: En çok baskı gören toplumsal grubun kurtuluş mücadelesinde en etkin grup olması çok mantıklı. Peki o hâlde Eritre’nin bugünkü iktidar partisi Eritre Halk Kurtuluş Cephesi (EPLF) neden ELF’den kopan bir grup olarak kuruldu?
BA: EPLF ilginç, çünkü ELF’nin içinden daha ilerici, laik ve kapsayıcı bir hareketi ya da eğilimi temsil ediyor. ELF’nin üyeleri Müslüman nüfustan geliyordu ve bu yüzden yaylalıların çoğu — nüfusun %50’si — ona katılmıyordu. Bir de şu yönü var: ELF muhafazakârdı, EPLF ise özünde Marksistti. Bence EPLF’nin daha sonra geniş tabanlı bir hareket yaratmakta çok daha başarılı olması bu bağlamda gerçekleşti. EPLF’ye bakarsanız Müslüman da vardı, Hristiyan da; küçük burjuva da vardı, köylü de; hem ovalarda hem yaylalarda.
NS: Şimdi de Selassie hükümetinin 1974’te ülkenin dört bir yanındaki halk ayaklanmalarıyla devrildiği döneme geçelim. Yükselen yeni iktidar Derg, kendini Marksist-Leninist olarak tanımlıyor ve din eşitliğini savunuyordu. EPLF neden Etiyopya’ya entegre olmak, Etiyopya içinde federe bir yapıya kavuşmakla ilgilenmedi? Sonuçta ikisi de Marksist hareketti, değil mi?
BA: Şöyle: Derg’in ilk lideri [Aman Andom] aslında Eritreliydi. Suikaste kurban gitmesinin nedeni de Derg’in en radikal kesimlerinin Eritre ile barışçıl bir uzlaşma istememesiydi. Radikal kanat Eritre meselesini bir ayrılma girişimi olarak görüyordu. Eritre’yi diğer eyaletler gibi bir eyalet olarak görüyorlardı. Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF) — bir de Oromo Kurtuluş Cephesi (OLF) var — bu gruplar da herhangi bir mağduriyetle ilişkilendirilmeden yalnızca ayrılıkçı olarak görülüyordu. Meselenin kendine özgü bir bağlamı olduğu hiçbir zaman anlaşılmadı. Asıl mesele, üzerinde uzlaşılmış bir çözümün 1962’de yok edilmesi ve Eritre’nin artık var olmamasıydı. Eritre halkı artık kendi kaderini tayin hakkını kullanamıyordu. Temel engel Derg içindeki radikallerdi. Onlar imparatorluk zihniyetiyle yetiştirilmiş ve toplumsallaşmışlardı. Eritre’nin özel statüye sahip bir federe birim olduğunu ve bu özel statünün 1960’larda kaldırıldığını dikkate almıyorlardı.
NS: Etiyopya, bu dönemde Bale, Gojjam, Tigray vb. yerlerdeki hareketler gibi kendi kendini yönetmek isteyen diğer gruplara nasıl karşılık verdi?
BA: Etiyopya anayasası ya da Etiyopya’daki yasalar, ülkenin bir milletler hapishanesi sayılmadığını, bunun herkes için bir hapisten çıkış kartı olmadığını çok açık biçimde ortaya koymak zorundaydı.
NS: Bu, ülkeyi yok ederdi.
BA: Bence o zaman ortada bir ülke bile kalmaz. Parçalanmaya imza atmak gibi olurdu. Ama Etiyopya’yı bir medeniyet devleti olarak düşünün. Hiçbir zaman sabit sınırları olmadı ve Etiyopya İmparatorluğu içinde yaşama deneyimi, kişinin kendini merkezin mi yoksa çevrenin mi parçası olarak bulduğuna göre belirleniyor. Çevrenin parçası olanların da imparatorluk unsurunu geri kalmış bir siyasi yapı olarak gören bir ulusal bilinci vardı. Selassie, iktidarının son döneminde reform yapmaya çalıştı. Ama artık çok geçti. Dolayısıyla epey uzun bir süre temel soru milliyetler meselesiydi. Ama Derg milliyetler meselesini ele aldı ve yaptıkları ilk şey Çinlilere yönelmek oldu. Çinlilerin de bir milliyetler meselesi vardı ve bunu görmek çok ilginç. Belli düzeyde meşruiyeti olan, liberal olmayan bir devlet yaratabilir misiniz? Yani Derg deneme yapıyordu, ama ne yazık ki birçok etnik azınlık grubunu kapsamama eğilimini hâlâ taşıyordu.
NS: Derg’in kendini fiilen sağlamlaştırdığı ve yeni Etiyopya’yı biçimlendirdiği 1974’ten ’77 ya da ’78’e kadarki dönem ilgimi çekiyor. Bu, Eritre ve Ogaden gibi bölgelere daha fazla özerklik tanıyabilecekleri bir federasyon için kusursuz bir fırsat olabilirdi gibi görünüyor.
BA: Eritre o özel statüye sahipken, gördüğünüz gibi, yayla topluluğu federal bir düzenlemeye uyum sağlamaya istekliydi. 1974’ten sonra, Müslümanlar ile Hristiyanlar arasında eşitlik sağlandığında, ovalıları da saflara katmanın ve kapsamanın bir yolu bulunabilirdi. Yayla ve ova toplulukları arasındaki, iptal edilen federasyona ilişkin düşmanlık giderilebilirdi. Ama giderilmedi.
NS: Aklıma Fidel Castro’nun Afrika Boynuzu’nda — Etiyopya, Somali, Güney Yemen, Cibuti, özerk bir Ogaden ve Eritre’den oluşan — antiemperyalist bir devletler federasyonu kurma önerisi geliyor. Kızıldeniz’i kontrol eden birleşik bir sosyalist bloğun yaratacağı olanakları düşünün.
BA: [Gülüyor] Aman Tanrım, tarihi değiştirirdi.
NS: Evet, kesinlikle. Derg döneminin ilerleyen yıllarında ABD ve gerici Arap devletleri desteklerini TPLF ile EPLF’nin arkasına koydu. Ama iki grup da, şey, bir tür sosyalizmin savunucusuydu, değil mi? Neden adı sosyalist olan hareketlerin Kızıldeniz’i kontrol etmesini isteyeceklerini merak ediyorum.
BA: Bence Etiyopya’daki sosyalist hükümetin yıkılması EPLF’yi ve TPLF’yi desteklemeyi gerektiriyordu. Kurtuluş cepheleri olsalar ve bir tür Marksist ideolojiyi benimseseler de — TPLF’nin bu konuda daha az öyle olduğunu söyleyebilirim, ama yine de — ikisi de solcuydu.
NS: Bu bana Suriye’yi, Esad’ın Batı karşıtı rejimini istikrarsızlaştıracak isyancılara verilen Batı desteğini hatırlatıyor. Örneğin kendini sosyalist olarak tanımlayan Rojava’ya verdikleri destek.
BA: Kesinlikle. Yani EPLF bir bakıma Etiyopya projesinin istikrarsızlaştırılmasına yardım etti. Demek istediğim, Somalileri ve [Somali Devlet Başkanı] Siad Barre’yi işgale girişmeleri için desteklemelerinin nedeni de aynıydı.
NS: TPLF’nin hâkim olduğu bir koalisyon olan Etiyopya Halkları Devrimci Demokratik Cephesi (EPRDF) 1990’ların başında iktidarı ele geçirdi. TPLF Başkanı Meles Zenawi Etiyopya başbakanı oldu. ABD çıkarlarına boyun eğdiler mi?
BA: İktidara geldiklerinde TPLF, ABD yönetimini iş birliği yapmaya istekli olduklarına ikna etmek için birkaç toplantı yapmak zorunda kaldı. Hatta kendilerini pragmatik olarak sundular ve onlar adına muhataplık yapan kişi, Etiyopya’da yaşayan [eski CIA ajanı ve Ulusal Güvenlik Konseyi yetkilisi] Paul Henze’ydi. [TPLF] daha sonra, 2010’larda sorunlu hâle geldi, ama başlarda kabul edilebilir sayılıyordu.
NS: 1990’ların başında Etiyopya ile Eritre arasındaki ilişkiler görece sorunsuzdu. 1990’ların sonunda iki ülke arasında yüz binlerce kişiyi yerinden eden ve on binlerce sivili öldüren acımasız bir savaş çıktı. Bu nasıl oldu?
BA: Eritre’de kalıcı bir ekonomik dönüşüm gerçekleştirilememesi, yanlış biçimde sınır savaşı diye adlandırılan 1998 savaşının başlıca nedenlerinden biriydi. Mesele Etiyopya pazarına erişimdi. 1995, ’96, ’97’deki gelişmelere bakarsanız, bir hayal kırıklığı ve birikim yapamama hâli vardı. Bir ulusal burjuvaziye sahip olmak istiyorlardı. Ama bence ilkel birikim yapan TPLF karşısında kaybettiler. Etiyopya devletini yeni bir sınıf, bir burjuva sınıfı yaratmak için kullandılar. [TPLF’nin] bir kuşak içinde milyarderleri oldu. Savaş gerçekten bir birikim savaşıydı. Ve etnikleşmiş bir biçim aldığı için, üstelik sayıca az oldukları için, büyük bir hoşnutsuzluk yarattı.
NS: Abiy Ahmed Ali 2018’de Etiyopya başbakanı oldu ve EPRDF’yi dağıttı. Yükselişinin TPLF’nin etkisini kırmakla çok ilgisi vardı. Ayrıca etnik olarak, Etiyopya’nın en büyük etnik grubu olan ve TPLF’nin iktidarda olduğu dönemde kenara itilen Oromolardan olduğunu biliyorum. Başbakan Abiy kimdir ve grubu neyi temsil ediyor?
BA: İktidardaki yeni grup çok mütevazı kökenlerden geliyordu. Küçük burjuva bile değiller, değil mi? Onlar lümpen proletarya. Bu yüzden itici güçleri bir ulusal burjuvazi hâline gelmek. TPLF de yalnızca siyasi bir güç olarak değil, var olan bir ulusal burjuvazi olarak da bir tehdit. Yani EPLF ile birlikte, bu dansa sıkışıp kalmış üç ulusal burjuvazi var.
NS: Abiy Batı destekli mi? Siyaseti nedir?
BA: Bir röportajda kelimenin tam anlamıyla “Amerika için ölürüm” dedi. Yani, bunu uyduramazsınız. Son derece gerici. “Bilgi Ağı Güvenlik Ajansı’ndayken (INSA) Amerikalılara bilgi aktarıyordum” dedi; INSA, Etiyopya’nın NSA’sı. Bunu herkesin önünde söyledi! Mobutu bile bunu söylemezdi. [Gülüyor]
NS: Vay canına. Peki 2020’deki en son savaş, TPLF ile Afwerki’nin Eritre’si ve Abiy’nin Etiyopya’sından oluşan bu şaşırtıcı ortaklık arasında neden çıktı?
BA: 2020’de bu savaş patlak verdi. Aslında son derece planlıydı. Hem EPLF hem Etiyopyalılar için TPLF bir tehditti. Eritreliler açısından savaşın iki nedeni vardı. Birincisi, yaptırımları, birikim yapamamalarını TPLF’ye bağlıyorlardı ; bence bir ölçüde haklılar. İkinci neden devlet oluşumu. EPLF, Etiyopya müreffeh görünürse etnik toplulukların Etiyopya’ya gideceğinden korkuyordu.
NS: Yani 2020 savaşında EPLF, örneğin Tigrinya konuşanların ekonomik refah nedeniyle sınırı geçip Tigray’a göç etmesinden mi endişe ediyordu?
BA: Evet. Abiy hükümeti de hiçbir meydan okumayla ya da tehditle karşılaşmadan bir ulusal burjuvazi olmak istiyordu. Dolayısıyla Abiy’nin bunu başarabilmesi için TPLF’nin Etiyopya bağlamında ortadan kaldırılması gerekiyordu.
NS: Şimdi günümüze geçelim; Eritre’nin artık TPLF ile ortaklık kurduğu bildiriliyor. 2020-22 savaşının bu kadar amansız düşmanları nasıl müttefik oldu?
BA: EPLF’nin Tigray’da insanlığa karşı korkunç suçlar ve çeşitli insan hakları ihlalleri işlediği belgelendi. Amhara milisleri de işledi, Etiyopya ordusu da işledi, TPLF de bu suçları işledi. Pek çok insan unutmadı, ama TPLF ile EPLF şu anda bir çıkar ittifakı. EPLF ile Abiy hükümeti arasındaki kopuş üç aşamada yaşandı. Birincisi, [2022’de] TPLF Mekelle’ye kapanmıştı ve verilen söz onları ezmekti. Mekelle gibi büyük bir şehir, çok büyük sivil kayıplar verilmeden alınamazdı. Bu yüzden Abiy, Eritrelileri bilgilendirmeden geri çekilmeye karar verdi. İkinci aşama Pretoria Anlaşması’ydı. ABD, TPLF’yi Güney Afrika’ya gitmeye zorladı ve “Tamam, bu kâğıdı imzalayın” dedi. Bu sorunluydu, çünkü Eritrelileri o görüşmeye dâhil etmemişti. Üçüncüsü, Abiy hükümeti Kızıldeniz hakkında konuşmaya ve bir donanma kurmaya başladı. Denize kıyısı olmayan bir ülke için. Bildiğimiz tek şey, Etiyopya tarafının, Etiyopya’nın tarihî kıyılarını geri kazanmak için toprak edinmenin propagandasını yüksek sesle yaptığı.
NS: Tarihsel olarak Afrika Boynuzu’nda yabancı güçler, bölgenin çatışmalarını kaynaklara, limanlara vb. erişim için vekâlet savaşı olarak kullanmıştır. Şu anda işin içinde yabancı güçler var mı?
BA: Afrika Boynuzu’nda vasallar var, ama tek istisna Eritre. Sorunlu bir hükümet, ama egemen bir devlet. Ayakta kalmasının yolu ittifaklar kurmak oldu — Sudan’la, Somali’yle, Mısır’la, hatta şu anda yaptıkları gibi Suudi Arabistan’la. Bu arada Etiyopyalılar ile BAE’nin ortak bir çıkarı var. Örneğin Etiyopya, BAE’nin güney Yemen’de toprak ele geçirme ve vekil güçler toplama girişimlerini destekliyor; BAE de Etiyopya siyasetini finanse etmekte önemli bir rol oynuyor. Eritre’nin bakış açısından bu, aynı zamanda limanlarını ele geçirmeye yönelik bir BAE projesi. Birkaç yıl önce Eritreliler BAE’yi Assab limanından çıkardı; BAE ise limanı geri istiyor.
NS: Etiyopya’nın iç durumuna dönersek, TPLF’yi, Oromo Kurtuluş Ordusu’nu ve etnik azınlık gruplarını temsil eden diğer örgütleri kapsayan, Abiy karşıtı muhalefet gruplarının koalisyonu Tsimdo ittifakı (resmî adıyla Etiyopya Halk Güçleri Hayatta Kalma Koalisyonu) hakkındaki görüşünüzü sormak istedim.
BA: Tsimdo, Etiyopya’nın nasıl inşa edilmesi gerektiği konusunda ortak bir bakış açısına sahip olmayan birçok örgütü içeriyor. Bazı durumlarda birbirlerine son derece düşmanlar. Bir umut görüyorum, ama son beş yılın Etiyopya siyasetinin etik dışı doğası yüzünden pek çok Etiyopyalı kuşkucu. Ama kuzeydeki topluluklar ile Eritreliler arasında gerçek bir uzlaşma arzusu var. Gerçek bir arzu var ve bu, Abiy ile Isaias [Afwerki] iki ülke arasında 20 yıl sonra ilk kez uzlaştığında olduğu gibi anlarda kendini gösteriyor. Eritrelilerin ve Etiyopyalıların çoğunun sınırda, diasporada, her yerde büyük kutlamalar yaptığını gördünüz. İnanılmaz sevgi duyguları vardı.
*Nathan Sommer, araştırmaları Küba enternasyonalizmi ve diplomasisine odaklanan bir Binghamton Üniversitesi mezunu. Şu anda New York City’de yaşıyor.
Kaynak: https://www.counterpunch.org/2026/10/23/is-a-new-war-about-to-erupt-in-the-horn-of-africa-an-interview-with-beniam-awash/