Belki de Rusya ve Çin Bu Kez Kenarda Oturmalı
Başkan Donald Trump, parlak küçük bir savaş değil belki ama parlak küçük bir operasyon başlattı Venezuela’da. Bir diktatörü ele geçirdi ve onu iktidardan uzaklaştırdı. Şu ana kadar Trump kötü bir fikri iyi uygulamış gibi görünüyor: “Operation Absolute Resolve” adı verilen askerî operasyon kusursuz geçmişe benziyor. Ancak süreçteki stratejik bilgelik son derece tartışmalı. Başkan ve ekibinin sunduğu hukuki dayanak ise saçma. Bazı Amerikalılar ve bazı ABD müttefikleri dehşete düşmüş durumda.
Rusya ve Çin de dehşete düştüklerini iddia ediyorlar, ancak klasik bir diplomatik ifade kullanmak gerekirse, Pekin ve Moskova’daki liderlerden, tüm saygımla, çenelerini kapatmaları istenmelidir.
Rusya Dışişleri Bakanlığı bu sabah “ABD liderliğini bu tutumu yeniden gözden geçirmeye ve egemen bir ülkenin hukuken seçilmiş başkanını ve eşini serbest bırakmaya çağırıyoruz” dedi. Ardından Ruslar, utanmazca tüm ahlâkçı söylem düğmelerini süpernova seviyesine çıkardılar: “Venezuela’ya, özellikle askerî nitelikteki yıkıcı dış müdahaleler olmaksızın, kendi geleceğini belirleme hakkı garanti edilmelidir.”
Şaşırtıcı. Belki de bu ilkeyi Ukrayna gibi diğer ülkelere de genelleyebiliriz; orada Moskova güçleri her hafta insanları öldürüyor – bunun bir nedeni de Rusların dört yıl önce “egemen bir ülkenin yasal olarak seçilmiş başkanını” öldürmeyi veya yakalamayı başaramamış olmaları.
Çinliler de büyük bir gücün küçük bir komşuyu tehdit etmesi ve askerî güçle rejim değişikliği dayatması karşısında son derece şaşkınlar. Pekin’deki Çin Dışişleri Bakanlığı, “ABD’nin egemen bir ülkeye ve bir ülkenin cumhurbaşkanına karşı güç kullanması dolayısıyla derinden şok olduğunu” (en azından şok ve hayret içinde kalmadığını) ve “şiddetle kınadığını” söyledi.
Ne asil sözler. Ardından, Ruslar gibi, Çinliler de dünyayı yüksek sesle gülmeye davet ettiler: “Çin, ABD’nin uluslararası hukuku ciddi biçimde ihlal eden, Venezuela’nın egemenliğini ihlal eden ve Latin Amerika ile Karayipler’de barış ve güvenliği tehdit eden bu tür hegemonik davranışlarına kesinlikle karşıdır. ABD’yi uluslararası hukuka, BM Şartı’nın amaç ve ilkelerine uymaya ve diğer ülkelerin egemenliğini ve güvenliğini ihlal etmeyi durdurmaya çağırıyoruz.”
Oysa yalnızca iki gün önce Çin, Tayvan’ı çevrelemeyi ve adanın çevresindeki sulara füze ateşlemeyi içeren askerî tatbikatlar yaptı. Küçücük bir komşusunu işgal etmeyi hedefleyen ve üstelik Japonya’yı da tehdit eden dev bir ülkenin düzenli olarak yaptığı bu tür savaş oyunları, bir bölgenin “barış ve güvenliğini” tehdit eden “hegemonik davranış” sayılır ve Çin bunu biliyor.
Burada daha acı olan ironiyse, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in bu kamuoyu açıklamalarını muhtemelen gülerek onaylamış olmalarıdır. Amerika Birleşik Devletleri hâlihazırda; Rusya’ya, Çin’e ve denemek isteyen herkese, hoşlarına gitmeyen liderleri ele geçirmek ve ülkeleri işgal etmek için bir yol haritası sunmuş durumda zaten; üstelik bu yol haritasındaki hukuksuzluk öyle bir boyutta ki, karşılaştırıldığında 2003 Irak işgali bir banka birleşmesi kadar hukukî süreçlere bağlı kalmış gibi görünür.
Hadi hepimiz Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun kötü biri olduğu konusunda hemfikir olalım. Belki de Amerikan yardımıyla iktidardan uzaklaştırılmayı hak ediyordu. Uluslararası toplumun desteğine dayanan ve Kongre tarafından onaylanan bir operasyonun kabul görmesi zor olurdu çünkü Venezuela Amerika Birleşik Devletleri veya başka herhangi bir ülke için bir tehdit oluşturmuyordu ve izlenmesi gereken doğru yol buydu. (Uyuşturucular yakın ve kaçınılmaz bir tehlike sayılmaz.) Bunun yerine başkan, ABD için uzun yıllar boyunca utanç kaynağı olacak ve başkomutanın diğer ulusların işgalini emredecek kadar zihinsel olarak istikrarlı olup olmadığı sorusunu yeniden gündeme getiren “Donroe Doktrini”ni ilan etti.
Trump ve ekibi ne içeride ne de dışarıda bir koalisyon oluşturmaya çalıştı. Trump, başka bir ülkeye asker göndererek ve liderliğini ortadan kaldırarak, diğer ülkelerin kontrolden çıkmasını engelleyen güvenlik önlemlerini bir kez daha hiçe sayarak Rusya ve Çin’e büyük bir hizmette bulundu. Uluslararası hukuk mu? Anlamsız. Birleşmiş Milletler? Hiç duymadık. Amerika Birleşik Devletleri Kongresi? İyi insanlar ama Dışişleri Bakanı Marco Rubio’ya göre güvenlik gerekçeleriyle önceden bilgilendirilemezlerdi. (Bu sözleri, güvenlik ihlallerinin kaynağı olan Savunma Bakanı Pete Hegseth kendisinin yanındayken söyledi.) Putin ve Şi, Trump’ın basın toplantısını izlerken muhtemelen başlarını sallayıp not almışlardır.
Fransız asilzade François de La Rochefoucauld bir zamanlar ikiyüzlülüğün, kötülüğün erdeme ödediği bir bedel olduğunu söylemişti. Bu durumda ise ortada pek erdem yok; Rus ve Çin açıklamaları, kusurun kusura ödediği bir bedelden ibaret. Amerika Birleşik Devletleri başkanının, onların maceralarının önünü açmaya yardımcı olduğunu zaten biliyorlar ve sahte öfkelerini kendilerine saklamalılar.
*Tom Nichols, The Atlantic’te kadrolu yazardır ve Atlantic Daily bültenine katkıda bulunmaktadır.
Kaynak: https://www.theatlantic.com/international/2026/01/maybe-russia-and-china-should-sit-one-out/685490/