Baroları Yeniden Düşünmek – Seçim Var, Peki Temsil Ve Denetim Var Mı?

1136 sayılı Avukatlık Kanunu’na göre Baroların olağan genel kurulları son rakamı çift olan yıllarda olmak kaydıyla, iki yılda bir Ekim ayının ilk haftası içinde, bu toplantıda yeterli çoğunluk sağlanamaması halinde ise teamül olarak bir sonraki hafta yapılır. Toplantının sonunda baro başkanı, baro yönetim kurulu, baro disiplin kurulu ve baro denetleme kurulu asıl ve yedek üyeleriyle Türkiye Barolar Birliği delegeleri seçilir.

Bu cümleden olarak önümüzdeki iki hafta Türkiye’nin ağırlıklı gündem maddelerinden biri Baro genel kurulları ve seçimleri olacak. Bu aşamada artık barolar ve TBB ile ilgili şu soru/n/ları tartışmaya açmanın zamanı gelmiştir hatta geçmektedir.

İnsan haklarını, demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü ve adaleti savunmakla görevli baroların, öncelikle kendi seçim sistemlerini demokrasi ve temsilde adalet açısından sorgulamaları gerekmez mi?

Düşünün ki başta İstanbul’da, Ankara’da ve İzmir’de olmak üzere baro genel kurulu / seçimlerinde oy kullanan avukatların önemli bir çoğunluğu, kazanan adayın dışındaki adaylara oy veriyor. Ancak blok liste uygulamasının etkisiyle bu oyların önemli bir bölümü baronun yönetim, disiplin ve denetleme kurullarında temsile dönüşemeyebiliyor. Üstelik baro başkanı, yönetim kurulu ve onları denetlemekle görevli denetleme kurulu aynı seçim grubunun blok listesinde yer alabiliyor. Yani yöneten de denetleyen de aynı seçim organizasyonunun ürünü olabiliyor!

Ülke genelinde ve kendi dışındaki kurumlarda demokratik temsilin, çoğulculuğun ve bağımsız denetimin savunuculuğunu yapan bir kurumun kendi bünyesinde bunları yeterince sağlayamaması, üzerinde durulması gereken ciddi bir kurumsal çelişkidir.

Daha vahimi, yıllardır devam eden bu sistemin barolarımızda kapsamlı ve sonuç alıcı bir reform tartışmasına konu edilmemesidir. Seçim kazanıldığında mevcut sistemin avantajlarından yararlanıp kaybedildiğinde temsilde adaletsizlikten yakınmak, ilkesel bir demokrasi anlayışıyla bağdaşmaz.

On binlerce avukatın oy kullandığı, fakat kullanılan oyların önemli bölümünün yönetim, disiplin, denetim kurullarıyla Türkiye Barolar Birliği delegasyonunda hiçbir temsile dönüşmediği bir yapı ne kadar çoğulcudur?

Yaklaşık bin üyeli bir baroyla yetmiş bine yaklaşan üyeye sahip bir baronun benzer büyüklükte yönetim organlarıyla idare edilmesi ne kadar rasyoneldir?

Baro yönetiminin kendisini denetleyecek denetleme kuruluyla aynı seçim grubunun blok listesinde seçime girmesi, sonra hem yönetenin hem denetleyenin aynı grubun adaylarından oluşması gerçek anlamda kurumsal denetim midir?

Ve 2020’de getirilen çoklu baro sistemi artık kronikleşip kanıksanan bu sorunları çözmüş müdür yoksa meslek örgütlerinin siyasi, ideolojik veya iktidar yanlısı–karşıtı eksenlerde ayrışabileceği başka bir sorunun kapısını mı aralamıştır?

Bu soruların cevabını aramak, sorunları tartışmak için önce barolardaki geçmiş seçim sonuçlarına bakmak gerçekçi bir yöntem olacaktır.

İstanbul Barosu Seçimleri  / 2022-2024

İstanbul Barosu’nun 2022’de yapılan seçimlerinde 56.944 kayıtlı üyeden 24.343’ü oy kullandı. Yani seçime katılım oranı yalnızca yüzde 42,75 oldu.

Bu seçimde baro başkanlığı için dokuz aday yarıştı. Bu adaylardan Filiz Saraç 7.101 oyla başkan seçilirken Hasan Kılıç 6.465, Gökhan Ahi 4.759, Elif Görgülü 1.937, Mert-Er Karagülle 1.312, Gülden Sönmez 1.056, Hakan Çatak 883, Metin Uraçin 265, Türkan Kara ise 140 oy aldı.

Bu tabloya göre başkan seçilen aday geçerli başkanlık oylarının yaklaşık yüzde 29,7’sini, diğer adaylar birlikte yaklaşık yüzde 70,3’ünü aldı.

İki yıl sonra 2024’te yapılan İstanbul Barosu seçimlerinde ise tablo daha da çarpıcı hale geldi. 2024’te İstanbul Barosunun kayıtlı üye sayısı 64.073’e yükselmişti. Bunların ancak 30.039’u sandığa gittiğinden seçime katılım yine yüzde 50’nin altında, yüzde 46,88 düzeyinde kaldı. 64.073 kayıtlı üyesi bulunan bir baroda geçerli kabul edilen oy sayısı 29.106 idi.

Bu genel kurul ve seçimler sonucunda İbrahim Özden Kaboğlu 7.197 oyla başkan seçildi. Bu sayı geçerli oyların yaklaşık yüzde 24,7’sine karşılık geliyor. Başka bir ifadeyle geçerli oy kullanan avukatların yaklaşık yüzde 75,3’ü ise başka adayları tercih etmişti.

Daha da çarpıcı olan başkan seçilen Kaboğlu’nun aldığı 7.197 oyun, İstanbul Barosu’na kayıtlı 64.073 avukatın yalnızca yaklaşık yüzde 11,2’sine karşılık gelmesiydi. Bir diğer deyişle seçilen başkan ve listesinin arkasında İstanbul Barosu üyelerinin % 88,8’inin desteği yoktu.

Baro gibi bir meslek kuruluşunda başkanın yüzde 25-30 dolayındaki bir çoğullukla seçilmesi başka şeydir, aynı seçim davranışının yönetim, disiplin, denetim ve TBB delegasyonunda tek grubun hâkimiyetine dönüşerek diğer adayların / grupların aldığı oyların tamamen işlevsiz kalması ise bambaşka şeydir.

Ankara Barosu Seçimleri  / 2022-2024

Ankara Barosu seçimlerinde 2022’de baro başkan adaylarından Mustafa Köroğlu 7.416 oy alırken Hakan Gönenç 1.804, Linda Sevinç Hocaoğulları 1.489 oy aldı. Dolayısıyla adaylardan Köroğlu, başkan adaylarına verilen oyların yaklaşık yüzde 69,3’ünü almıştı. Bu seçimde görüldüğü gibi Ankara Barosu’nun oy kullanan üyelerinin 2/3’ünü aşan bir destekle seçilen bir başkan ve onun listesinin kazandığı bir tablo var.

Ancak 2024’te yapılan baro genel kurulu ve seçimlerinde aynı baroda bambaşka bir tablo ortaya çıktı. Bu kez baro başkan adaylarından Mustafa Köroğlu 4.344 oyla yeniden seçilirken Bülent Yücetürk 3.534, Hakan Erdem 2.110, Ebru Dönmez 2.027, Doğukan Tonguç Cankurt 784, Mehmet Zeki Kaplan 310, Coşkun Özgür Piroğlu 166 ve İbrahim Akın 92 oy aldı. Böylece kazanan adayın payı yaklaşık yüzde 32,5  iken diğer adayların toplamı ise yaklaşık yüzde 67,5 oranında oy almış oldu.

Görüldüğü gibi aynı seçim sistemi iki yıl önceki seçimde yüzde 69 oy alan başkan üretirken, iki yıl sonra yüzde 33 civarında oyla başkan üretebiliyor. Bir diğer deyişle iki yıl önce oy kullanan Ankara Barosu üyelerinin yaklaşık 2/3’ünden fazlasının oyunu alarak seçilenler, bu kez oyların ancak 1/3’ünü alarak seçilmişlerdi.

Bu bize meselenin kişilerden veya gruplardan değil, seçim sisteminin tasarımından kaynaklandığını açıkça gösteriyor.

İzmir Barosu Seçimleri  / 2022-2024

İzmir Barosu’nda 2022 seçimlerinde Çağdaş Avukatlar Grubu 3.369, Avukat Hakları Grubu 1.529, iki ayrı Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu listesi 1.352 ve 1.223, Mücadeleci Avukatlar Grubu ise 219 oy aldı. Kazanan grubun oy oranı yaklaşık yüzde 43,2, diğerlerinin toplamı ise yüzde 56,8 idi.

2024’teki baro genel kurulunda başkan Sefa Yılmaz’ın Çağdaş Avukatlar Grubu 2.698 oy aldı. İzmir Avukat Hareketi Grubu 2.210, Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu 2.137, Mücadeleci Avukatlar Grubu ise 221 oy aldı.

Bu kez kazanan grubun payı 2022 seçimlerine göre yaklaşık yüzde 37,1’e gerilerken seçimi kaybeden diğer grupların toplamı yüzde 62,9’a ulaştı. Buna rağmen İzmir Barosu’nun seçim sonrası açıklamasında kazanan grubun baronun “eksiksiz tüm kurullarında” yer aldığı belirtiliyordu.

Yüzde 37 oy ile baro başkanı ile baro birimlerindeki tüm üyelikleri, ayrıca TBB’de baroyu temsil edecek delegelerin tamamı kazanılırken yüzde 63 oy ise âmiyane tabiri ile ‘sıfır’ çekiyordu. Demokratik bir hukuk sisteminde ve bu sistem içinde yapılanan barolarda oyların büyük çoğunluğunun temsile dönüşmemesi ve bu sistemin asla değişmemesi ve hatta tartışılmaması demokrasi adına da hukuk devleti adına da kabul edilebilir değildir.

Daha da tuhafı: Yönetenle denetleyen aynı blokta

Baro ve TBB seçim sisteminin çok daha az konuşulan başka bir çelişkisi ise seçime blok liste ile giren grupların bu listede başkan ile yönetim ve disiplin kurullarına aday gösterirken baro başkanının ve yönetim kurulunun faaliyetlerini denetleyecek denetim kuruluna da aday göstermeleridir.

Bu durum kurumsal yönetişim açısından üzerinde ciddi biçimde düşünülmesi gereken bir garabettir. Hiç şüphesiz kurumsal denetim, kişilerin iyi niyetine göre tasarlanmaz ve doğru sistem, yönetenlerle denetleyenler arasına yapısal mesafe koyar. Denetim, yönetimin uzantısı değil bilakis yönetimin karşısındaki kurumsal güvencedir.

Anonim şirkette denetimden, kamu idaresinde iç ve dış denetimden, yargıda tarafsızlıktan söz ederken kamu kurumu niteliğindeki baro gibi bir meslek kuruluşunda yönetimle denetimin aynı seçim grubunun blok listesi üzerinden belirlenmesini olağan kabul etmek ciddi bir çelişkidir.

Peki 2020’de getirilen çoklu baro sistemi çözüm müydü?

Baroların üyelerinin büyük çoğunluğunun baro birimlerinde temsiline ilişkin sorun tabii ki yeni değil! Bu sorunun çözüleceği umuduyla 2020 yılında yapılan yasa değişikliğiyle bu soruna bambaşka bir cevap verildi. 7249 sayılı Kanun’la Avukatlık Kanunu’nda yapılan düzenlemeyle beş binden fazla avukat bulunan illerde en az iki bin avukatın bir araya gelerek yeni baro kurabilmesine imkân tanındı. Böylece aynı ilde birden fazla baro dönemi başladı.

Bu modelin savunucularına göre mantığı, on binlerce avukatın bulunduğu tek bir baronun bütün avukatları temsil ettiği iddiasının sorgulanması ve farklı avukat gruplarına örgütlenme imkânı verilmesi idi. Ancak bunun bir çözüm olamayacağı baştan belli olmasına rağmen yasalaştı.

Bu düzenleme haliyle başka bir sorunu beraberinde getirdi. Yeni baronun sınırını coğrafya veya yargı çevresi değil, avukatın tercihi belirliyor, aynı adliyede çalışan iki avukat farklı barolara kaydolabiliyor. Bunun doğal sonucu, baroların zaman içerisinde mesleki ihtiyaçlardan çok düşünsel veya siyasi yakınlıklar etrafında kümelenmesi ihtimalidir.

Bir baro kamuoyunda “iktidara yakın” diğeri “muhalif”, biri “muhafazakâr” diğeri “seküler” gibi sıfatlarla anılmaya başladığında savunma mesleğinin ortak kurumsal zemininin kaçınılmaz olarak zayıflayıp mesleki aidiyetin yerini siyasal / düşünsel aidiyetlerin alabileceği yadsınamaz bir gerçektir. Küçük bir olasılıkla bu sonucun doğmayacağı düşünülse bile maalesef mevcut sistem bu olasılığa kapı aralamıştır. Oysa baroların temel kimliğinin siyasi, ideolojik değil mesleki olma zorunluluğu vardır.

Gelinen nokta itibariyle artık daha demokratik ve meslek örgütü yapılanmasına daha uygun üçüncü bir modeli tartışmak zorundayız. Üçüncü modelin amacı, baroları ideolojik aidiyete göre değil, yargı çevresine göre çoğaltmak ve seçim sistemini de çoğunlukçu değil çoğulcu hale getirmektir.

Bu modelin nasıl işleyeceğini somut olarak anlatalım.

  1. Beş bin üyeye kadar mevcut baro sistemi devam etsin

Bu modelde Türkiye’nin her barosunu baştan aşağı değiştirmek gerekmiyor. Üye sayısı 5.000’in altında bulunan illerde mevcut il barosu sistemi korunabilir. Asıl problem İstanbul, Ankara, İzmir gibi kontrolsüz şekilde kalabalıklaşmış barolardadır. Çünkü 1.000 avukatlı baroyla 60-70 bin avukatlı baroyu aynı örgütsel kalıba sokmak hayatın olağan akışına aykırıdır. Üçüncü modeli hayata geçirecek reform bu nedenle 5.000 üyeyi aşan barolara odaklanmalıdır.

  1. Büyük illerde barolar siyasi tercihe değil yargı çevresine göre örgütlensin

Somut olarak Bakırköy, Çağlayan, Anadolu Adliyesi gibi farklı ve devasa yargı çevreleri bulunan İstanbul’u düşünelim. Bu adliye ve/veya yargı çevrelerinde yüzlerce avukatın faaliyet gösterdiğini göz önüne aldığımızda yine genel olarak avukatların günlük mesleki sorunları tabii olarak büyük ölçüde çalıştıkları adliyelerde ve o yargı çevresinde ortaya çıktığı gerçeği karşısında yeni kurulacak baroların örgütlenmesinin doğal birimi de ayrı ayrı yargı çevreleri olmalıdır.

Önerdiğim sistemde ağır ceza mahkemesi merkezi veya kanunla belirlenecek adli yargı çevresi temel temsil birimi kabul edilmeli, yeni baro kurulması için yalnız avukat sayısına değil, sürekli mesleki faaliyet, coğrafi bütünlük, ulaşım ve adli iş yoğunluğuna bakılmalıdır.

Bunun 2020 yılında 7249 sayılı Kanun’la yürürlüğe sokulan modelden temel farkı avukat dünya görüşüne göre barosunu seçmek yerine mesleğini sürekli olarak yürüttüğü yargı çevresinin barosuna mensup olur. Önerdiğimiz bu sistem çoğulculuğu korurken ideolojik barolaşma riskini azaltacaktır.

  1. Kalabalık baroların birimlerindeki seçilen üyelerin sayısı baronun üye sayısıyla orantılı olarak yeniden düzenlensin.

Bugünkü mevcut baro sisteminde on binlerce avukatı temsil eden baronun yönetim kapasitesi birkaç bin üyeli barodan hiç farklı değildir. Örneğin yaklaşık 70.000 üyeli İstanbul Barosu’nu da, Anadolu’daki 2000-2500 üyeli bir baroyu da başkan+10 üyeden oluşan yönetim kurulları idare etmektedir.

Bu sistemi revize ederek baroların kayıtlı üye sayılarına göre kademeli bir sisteme geçmek artık zorunludur. Burada örneğin;

5.001–10.000 üyeli baroda başkan dışında 14 yönetim kurulu üyesi,

10.001–25.000 üyeli baroda 18 üye,

25.001–50.000 üyeli baroda 24 üye,

50.000’in üyeli baroda ise 30 üyeli bir sistem yürürlüğe konulmalıdır. Bu büyüklükteki barolarda yönetim kurullarının yanında disiplin ve denetleme kurullarının üye sayıları da aynı mantıkla çoğaltılmalıdır.

Bu sadece temsil meselesi değildir. Bilakis kamu kurumu niteliğindeki bir meslek örgütünün kamu hizmetine yaraşır bir yönetim performansı ortaya koyabilmesi için zorunludur. Çünkü yaklaşık yetmiş bin avukatın disiplin, staj, CMK, adli yardım, eğitim ve mesleki sorunlarının on kişilik yönetimin omuzlarına bırakılması yönetsel kapasite bakımından rasyonel değildir.

  1. Her yargı çevresine asgari temsil verilsin

Herhangi bir il barosunda yalnız merkezde çalışan avukatlar belirleyici olmamalıdır. Baronun görev ve yetki alanındaki her yargı çevresinden yönetim kurulunda en az bir temsilci bulunmalıdır. Örneğin Samsun Barosu’nun görev ve yetki alanında Samsun Merkez (yetki alanı; İlkadım, Atakum, Canik, Tekkeköy, Kavak, Asarcık ilçeleri), Bafra (yetki alanı; Bafra, Alaçam, 19Mayıs, Yakakent ilçeleri), Çarşamba (yetki alanı; Çarşamba, Terme, Salıpazarı, Ayvacık ilçeleri), Vezirköprü’den (yetki alanı; Vezirköprü, Havza, Lâdik ilçeleri) oluşan 4 yargı çevresi bulunmaktadır. Samsun Barosu Genel Kurulu’nda 10 kişilik yönetim kuruluna öncelikle bu dört yargı çevresinde faaliyet gösteren avukatlardan en yüksek oyu alan birer üye seçildikten sonra kalan yönetim kurulu üyelikleri en yüksek oyu alan adaylarla oluşturulmalıdır. Kısaca önce yargı çevresi odaklı coğrafi temsil sağlanmalı, kalan üyelikler nispi temsil yöntemiyle dağıtılmalıdır. Böylece üyeliklerin dağılımında hem coğrafi adalet hem mesleki çoğulculuk birlikte korunabilir.

Bugün ulaşım ve iletişim imkânlarının fazlasıyla arttığı ve daha elverişli bir duruma geldiği dönemimizde böyle bir yapılanmayla ilgili olarak merkeze uzak ilçelerden seçilen yönetim kurulu üyelerinin toplantıya katılamayacakları gibi bir iddia ve gerekçenin de kabul edilebilmesi mümkün değildir.

  1. Başkan çoğunluğun desteğiyle seçilsin

Baro organlarına üye seçiminden farklı olarak baro başkanları çift turlu seçim sistemi ile seçilmeli ilk turda başkan adaylarından biri oy kullanan üyelerin %50’sinden fazlasının oyunu alamadığı takdirde bu turda en yüksek oyu alan iki başkan adayı ikinci tur seçime kalmalıdır.

Bu sisteme geçildiği takdirde başkan oy kullanan üyelerin çoğunluğunun desteği ile seçilmiş olacağı için bu da seçilen başkanın baroyu temsil yetki ve görevini daha güvenle, inançla motive olarak yerine getirmesine de imkân sağlar.

  1. Baro yönetim kurulu D’Hondt sistemiyle oluşsun

Baro yönetim kurulu baronun kolektif organı olduğu için seçime giren her grubun aldığı oy oranları yönetimin dağılımında sandalyelere yansıtılmalıdır.

Örneğin İstanbul Barosu’nun 2024 yılı seçimlerinde yüzde 24-25 civarında oy alan bir grubun başkan hariç on kişilik yönetim kurulu üyeliklerinin tamamını kazanıp baronun ¾’ünü temsil eden diğer grupların / adayların ise yönetimde hiç temsil edilememesi gibi anti demokratik bir uygulamanın / sistemin önüne ancak bu yöntemle geçilebilir.

Türkiye’de farklılıkları zenginlik kabul ederek, farklı anlayış, düşünce ve inançtan insanların bir arada yaşayarak, ortak akıl çerçevesinde sorunlara çözüm üretip, projeler geliştirebildiklerine dair olumlu örnekler verebilmeye en uygun olan ve bu kapsamda tüm topluma ve resmi, sivil tüm kurumlara rol model olabilecek örgütlerin başında barolar gelmektedir. Baroların bu görevini ifa edebilmesinin yolu da önerdiğimiz şekilde bir yönetim sisteminin hayata geçirilmesidir.

  1. Baro disiplin kurulu özellikle çoğulcu olmalı

Baro Disiplin Kurulu sıradan bir topluluk değildir. Baro disiplin kurulu, yargının ayrılmaz parçası, adaletin tesisinin en önemli figürlerinden biri olan avukatlar hakkında mesleki yaptırım uygulanıp uygulanmayacağına karar veren organdır. Böylesine önemli bir kurulun seçim sonucunda en yüksek oyu alan bir grubun hâkimiyetinde bulunması yerine farklı mesleki eğilimlerin temsil edildiği bir yapının kurulması daha güçlü kurumsal güvence sağlayacaktır.

Bu nedenle baro disiplin kurulu seçimlerinde de yukarıda yönetim kurulunun oluşumunda önerildiği gibi D’Hondt sistemi uygulanmalıdır.

  1. Baro denetleme kurulu yönetimin listesinden çıkarılmalı

Baro seçimlerinde özellikle yönetim kurulu ile denetleme kurulunun aynı blok seçim paketinin birer parçası olması sona erdirilmelidir. Yönetimle denetimin aynı blok listeden çıkması, seçilecek kişilerin dürüstlüğünden, hakkaniyetli olmalarından tamamen bağımsız olarak, kurumsal denetimin görünümünü dahi zedeler. Hatta yönetimde çoğunluğu oluşturan grubun denetleme kurulunda da tek başına çoğunluk oluşturmasını engelleyecek özel bir düzenleme bile tartışılabilir / tartışılmalıdır.

  1. Blok liste kalksın, açık çarşaf liste ve tercihli oy gelsin

Baro seçimlerinde bütün adayların açıkça görüldüğü açık çarşaf liste içinde tercihli nispi temsil uygulanmalıdır. Yani oy kullanan bir avukat tercih ettiği bir gruba oy verebilir ama grup içerisindeki kişilere de tercihli oy kullanabilir / kullanabilmelidir. Yine başka grupların listesindeki adaylardan da oy vermek için tercih ettiği birileri mutlaka olabilir ki onlara da pekala oy verebilir / verebilmelidir. Dolayısıyla oy kullanılan grubun kaç sandalye kazanacağını D’Hondt sistemi ama o sandalyelere kimlerin oturacağını ise oy kullanan avukatların tercih oyu belirler / belirlemelidir. Bu durum grupların listesini hazırlayan kişilerin değil bilakis genel olarak o baroya mensup olan avukatların iradesini güçlendirip değer katan bir uygulama olacaktır.

  1. TBB delegeliği de “kazanan hepsini alır” sisteminden çıkarılmalı

Baro seçimlerinde yarışan herhangi bir grup baro seçiminde kullanılan oyların ancak yüzde 35-40’ını alarak baroyu TBB’de temsil edecek tüm delegeleri de kazanamamalıdır. Burada da nisbi temsil sistemine geçilmeli yine baro yönetim kurullarında olduğu gibi her bir baronun yetki alanındaki her bir yargı çevresine birer tane delege çıkarabilme hakkı verilmelidir. Bunun üzerine de üye sayısına göre ek delegeler eklenmelidir. Örneğin yargı çevrelerine birer delege dağıtıldıktan sonra baroya her 2.500 avukat için +bir delege modelinin tartışılabileceğini düşünüyorum. Yine yukarıda da verdiğimiz Samsun Barosu örneğinden hareketle yaklaşık 2500 üyeli Samsun Barosu’nda baronun yetki alanındaki dört ayrı yargı çevresinin her birinden birer delege seçilmeli, baro başkanı aynı zamanda tabii delege olduğu için buna göre Samsun Barosu, TBB’de 5 delege ile temsil edilmelidir. Bu örnekten hareketle Samsun Barosu’nun üye sayısı 2500’ün üzerinde olması halinde ayrıca TBB’ye +bir delege daha gönderme imkânı olacaktır ki, bu delege, yargı çevresi koşulu aranmadan en yüksek oyu alan aday olacaktır.

TBB’nin delege sisteminin bu şekilde değiştirilmesi Türkiye’nin en ücra noktalarında dahi görev yapan avukatların sorunlarını, taleplerini, beklentilerini doğrudan TBB’ye iletebilme, TBB’nin yönetim kadrolarında temsil edilebilme imkânını doğuracaktır. TBB’nin kurulduğu 1969 yılından bu yana TBB yönetimlerinin seçilmesinde ve politikalarının belirlenmesinde Ankara, İstanbul ve İzmir Barolarının tartışılmaz bir etkisinin olduğu inkâr edilemez bir gerçektir. Hatta 1969’dan bugüne kadar Ankara Barosu başkanlığı yapmamış hiçbir avukat TBB Başkanlığı’na seçilmemiştir / seçilememiştir.

TBB gibi yargının ayrılmaz parçası avukatların üst kuruluşu konumundaki bir yapının katı merkezi bir anlayışla ve yine ağırlıklı olarak aynı bakış açısına sahip avukatlardan dar bir kadro üzerinden şekillenip politikalar üretmesi (ya da çoğu zaman üretememesi) Türkiye’nin en büyük yasal, resmi hukukçu yapılanması için kabul edilemez bir durumdur.

Bu nedenle TBB’nin delege yapısının değiştirilmesi ile paralel olarak idari birimlerine üye seçimi ile ilgili sistem de değiştirilmeli burada da yukarıda baroların seçim sisteminde olduğu gibi blok listenin kalktığı, çarşaf listenin geldiği ve nispi temsil sistemiyle mümkün olduğunca kullanılan tüm oyların karşılık bulduğu bir sisteme geçilmesi gerekir. Burada özellikle TBB’de, başkan hariç 10 kişilik yönetim kurulunda Türkiye’nin her bölgesinden (İç Anadolu, Marmara, Ege, Akdeniz, Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu, Orta+Doğu Karadeniz, Batı Karadeniz) bir avukatın yönetim kuruluna seçilme hakkı tanınmalı yine TBB Başkanı da iki turlu seçim sistemi ile seçilmelidir.

İstanbul ve Ankara’daki 1 ve 2 No’lu barolar ne olacak?

Yukarıda tartışmaya açtığımız model kabul edildiğinde bugünkü çoklu baro yapısının da yeniden düzenlenmesi gerekir. İstanbul ve Ankara’daki 1 ve 2 No’lu barolar, yargı çevresi esaslı yeni örgütlenmeye geçildikten sonra mevcut biçimleriyle devam etmemelidir. Bu baroların üyeleri çalıştıkları yargı çevresine göre yeni kurulacak barolara aktarılmalı, kıdemleri, seçme ve seçilme hakları korunmalı, giriş keseneği alınmamalı, personel, malvarlığı, disiplin dosyaları, CMK ve adli yardım hizmetleri objektif ve hakkaniyetli ölçütlerle devredilmelidir.  Böylece 2020 yılı değişikliği ile kabul edilen “tercihe bağlı çoklu baro sistemi” yerine “objektif yargı çevresine bağlı çoğul baro sistemi” kurulmuş olacaktır.

Mesele kimin kazanacağı değil, sistemin hakkaniyetli ve demokratik olup olmadığıdır

Yukarıdan beri izah etmeye çalıştığımız gibi baroların ve avukatların gündemi artık “hangi grup baroyu yönetsin?” tartışmasından önce hata öte “binlerce avukatın oyunun temsile dönüşmediği bu yapıdan kurtulmanın ve barolar ile TBB’yi katı merkeziyetçi yönetim anlayışından kurtarmanın zamanı gelmedi mi?” tartışması olmalıdır.

Artık barolarda yargı çevresi esaslı örgütlenme, daha kalabalık barolarda daha geniş yönetim organları, iki turlu başkanlık seçimi, yönetim ve disiplin kurullarında nispi temsil, yönetimden yapısal olarak ayrılmış güçlü bir denetleme kurulu, açık çarşaf liste ve tercihli oy, her yargı çevresine asgari temsil, üye sayısını da dikkate alan adil TBB delegasyonu ve baroların bu yapılanmasına uygun şekillendirilen bir TBB yönetim biçimi Türkiye’deki avukatların öncelikli tartışma konusu olmalıdır. İnsan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir hukuk devletinden yana olan her avukat ve baro, çerçevesini çizerek tartışmaya açtığımız –ki, sunduğumuz ve savunduklarımızın hiç biri mutlak doğru değildir, tartışılmalıdır- böyle bir reform için iktidarıyla, muhalefetiyle tüm siyasi odakları harekete geçmeye davet etmeli hatta zorlamalıdır.

Başkalarının haklarını savunuyor olmaları, avukatlara, kendi kurumlarındaki demokratik eksikliklere sessiz kalma ayrıcalığını vermez. Baroların insan hakları konusundaki duyarlılığının inandırıcılığı, kendi üyelerinin iradesine ne ölçüde saygı gösterdikleriyle de yakından ilişkilidir.

İnsan hakları ihlalleri karşısında zaman zaman haklı olarak sesini yükselten barolar, kendi seçim sistemlerindeki temsil adaletsizliği karşısında neden aynı kararlılığı gösteremiyor?

Demokrasi, insan hakları, başkalarına verilen bir hukuk dersi / öğüt değil bilakis öncelikle kendi kurumlarımızda uygulanması gereken birer evrensel ilkedir. Hiç şüphesiz evinin önündeki kirliliğin temizliği ile ilgilenmeyenlerin şehrinin, ülkesinin çöplenmesinden de şikâyete hakkı olmamalıdır.