Avrupa Ukrayna konusunda aklını başına toplamaya mı başlıyor?
Finlandiya ve Norveç, kıtanın Rusya ile ilişkisinde yeni bir yaklaşıma ihtiyaç olduğunu ima ediyor.
Trump yönetiminin savaşı sona erdirmeye yönelik son girişimi Avrupa’da mide ekşimesine yol açıyor.
Avrupa Birliği Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, “Savaşı durdurması için saldırgana baskı yapmalıyız, teslim olması için kurbana değil.” dedi. “Ukrayna’yı sıkıştırmak doğru yaklaşım değil; Avrupa’nın Ukrayna’nın yanında durmasının nedeni de bu.” Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise özellikle Rusya’nın Ukraynalı sivillere yönelik saldırılarını işaret ederek Rusya’nın gerçek bir barış arzusu olmadığında ısrar ediyor.
Bu ahlaki dil, çatışmayı sıfır toplamlı, iyiyle kötü arasında bir mücadele olarak çerçeveliyor. Bu açıdan bakıldığında Avrupalıların Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i durdurmak için Ukrayna’nın arkasında birleşmekten başka seçeneği yok.
Ama bütün Avrupalı liderler böyle konuşmuyor. 20 Ekim’de Oslo’da Zelenskiy, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’un katıldığı basın toplantısı, çatışmayı sona erdirmeye dair yapıcı ifadelerle doluydu. Stubb, Oslo zirvesinin “radar altında” kaydedilen “esaslı ilerlemenin” sonucu olduğunu söyledi. Støre, “kalıcı bir barışı” güvence altına almak için “Avrupa’nın masada olması gerektiğini” vurguladı. Görünen o ki Avrupa, çatışmanın müzakereyle sona erdirilmesi konusunda birlik içinde değil.
Ardından salı günü, haberlere göre ikili, gerilimi düşürme çabası kapsamında Putin’le gayriresmî bir telefon görüşmesi yaptı. Stubb sonrasında yaptığı açıklamada “Biz Rusya’ya komşu ülkeleriz.” dedi. “Bu savaşın sonucu bizim güvenliğimizi ve daha geniş Avrupa güvenliğini doğrudan etkileyecek. Savaşı sona erdirmek doğrudan görüşmeler gerektiriyor.”
Oslo zirvesi gökten zembille inmedi; Finlandiyalı ve Norveçli temsilciler aylardır zemin hazırlıyordu. Geçen hafta Varşova Güvenlik Forumu’nda Norveç Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide, Ukrayna’nın zaferi ya da teslimiyeti şeklindeki alışılmış ikilikten kaçındı. Savaşın faturasını artık Avrupalılar ödediğine göre onu sona erdirecek diplomasiye de onların öncülük etmesi gerektiğini vurguladı. Eide, bir barış anlaşmasının, asıl topraklarının yüzde 80’ine sahip, AB’ye entegre olmuş demokratik ve bağımsız bir Ukrayna’yı güvence altına alabileceğini belirtti. Bu görüşü daha şahin Avrupalı meslektaşları arasında savunurken Eide korku yerine umut tonunu tercih etti. Geçen cumartesi verdiği bir röportajda Eide, Avrupa’nın savaş sonrası bir güvenlik mimarisi için somut önerilerle katkıda bulunması gerektiğini söyledi: “Uzun vadede savaştan sonra Rusya ile normal bir ilişkiye dönmemiz gerekiyor (….) bir tür düzenin yeniden kurulması gerekiyor.”
Stubb, Norveç Uluslararası İlişkiler Enstitüsüne yaptığı son ziyarette tamamlayıcı bir argüman ortaya koydu. “Değer temelli gerçekçilik” savunusunu yineleyerek Avrupa devletlerinin değerlerine sadık kalması gerektiğini ama ahlaki üstünlüğe katı biçimde sarılarak çatışmayı çözemeyeceklerini savundu. Stubb dinleyicileri “daha soğukkanlı” olmaya çağırdı; “savaş zihniyetini” beslemek barışı tasavvur etmeyi neredeyse imkânsız hâle getirirdi.
Eide ve Stubb, nasıl tanımlanırsa tanımlansın, Rusya’ya karşı “zaferin” gelecekteki Avrupa güvenliğinin ön koşulu olduğunu iddia edenlerden farklı bir yöne ilerliyor. Eski NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’in “silahlar barışa giden yoldur” sloganını reddediyor ve iki tarafın da kesin bir zafer kazanacak kaynaklara sahip olmadığı askerî gerçeğinin altını çiziyorlar.
Bu, gerçekliğin asil bir kabulü. İki tarafın saldırı harekâtları da defalarca bir atılım sağlamakta başarısız oldu. Savaşan iki taraf için de maliyetler artmaya devam ederken kazanımlar giderek daha cılız hâle geldi. Avrupa, Ukrayna ve Rusya, iki tarafın belirlediği şartlarla da kazanılamayacak bir savaşa saplanıp kalmış durumda.
Mevcut rotayı sürdürmek bütün taraflara sorun getiriyor. Putin aşırı ısınan bir ekonomi ve artan toplumsal yorgunluk ve kaygıyla karşı karşıya. Rusya havadan giderek daha fazla Ukrayna altyapısını yok etse bile kara harekâtlarının ağır kayıplara yol açması muhtemel. Ukrayna’nın durumu ise daha da zor. Kronik insan gücü sıkıntısı, zorla seferberliğin yoğunlaşmasına ve toplumsal gerilimlerin artmasına yol açtı. Denizden abluka altına alınan ve havadan bombalanan Ukrayna’nın parası ve silahı da yetersiz; açıkları kapatmak için sürekli Batılı müttefiklerine başvuruyor.
Ukrayna’nın arkasındaki Avrupa koalisyonunun da kendine ait ciddi sorunları var. Savaşın maliyetleri arttıkça birçok Avrupa devleti bir kamu borcu kriziyle karşı karşıya. AB, savaşı finanse etmek için Rusya’nın dondurulmuş varlıklarının kullanılması konusunda Belçika’yı ikna edemedi. Bu arada işin kirli gerçeği şu: Savaş başladığından beri Avrupa, Rus enerji ithalatına Ukrayna için silahlara harcadığından daha fazlasını harcadı.
Aynı zamanda Ukrayna’nın, Avrupalıların desteklediği ve Trump yönetiminin 2026 baharında yeşil ışık yaktığı, Rusya’nın derinliklerine yönelik yoğunlaştırılmış saldırı kampanyası, Putin’i ateşkese zorlamakta başarısız oldu. ABD istihbaratı ve silah tedariki olmadan Avrupa’nın bu çabayı tek başına sürdürecek askerî kaldıracı yok. Uygulanabilir bir Avrupa savaş planı yok; yalnızca Ukrayna konusunda tepkisel kriz yönetimi ve geçici çözümler var, buna da Rusya’nın “hibrit savaş” tehdidinin tekrar tekrar abartılması eşlik ediyor.
Salı günkü Oslo toplantısı bu karmaşadan bir çıkış yolu sunuyor. Stubb’un salı günkü basın toplantısında söylediği gibi: “Barış sabır gerektirir. Ama ne yazık ki savaş beklemez. İnsanlar her gün ölüyor. Bizim işimiz onu sona erdirmek için elimizden geleni yapmak.” Norveç ve Finlandiya anlamsız bir savaşı sona erdirmenin aciliyetini dile getiriyor. Trump ile Zelenskiy arasındaki son atışmaya atıfta bulunan Støre, geçmişteki anlaşmazlıklar üzerinde durmamayı tavsiye etti: “Şu anda önemli olan önümüzde ne olduğu.”
Aynı gün Kaja Kallas öfkeyle geriye baktı. Trump yönetimini Ukrayna’yı “Putin’in şartlarıyla” “teslimiyete itmeye” çalışmakla suçladı. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ise Ukrayna’yı Avrupa’nın tek koruyucusu olarak sundu: “Ukrayna’nın düşmesine izin verirsek Rusya’nın Avrupa’nın başka bölgelerine ilerlemesinin yolunu açarız.”
Ukrayna silahlı kuvvetlerine sınırlamalar getirilerek tarafsız hâle getirilirse Rusya’nın Avrupa üzerinde üstünlüğü ele geçireceği yönündeki korkular anlaşılabilir. Kimse Moskova’nın Avrupa güvenlik mimarisinin şartlarını şiddet yoluyla dikte etmesine izin vermek istemiyor. Ama bu noktada Avrupa’nın “kirli bir anlaşmayı” reddetmesi, önümüzdeki altı ay boyunca Ukrayna’nın yıkımını çaresizce izlemek anlamına gelebilir. Bu sonuç Avrupa’nın güvenliğini ya da prestijini nasıl iyileştirir?
Norveç ve Finlandiya, Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana ABD diplomasisine verilen en yapıcı Avrupa yanıtını ortaya koydu. Avrupa’ya maksimalist söylemin yerini alacak yeni bir sabırlı diplomasi dili sunuyorlar. Bu, iki ülkenin de Rusya ile arabuluculuk yapma ve köprü kurma konusundaki geçmiş deneyimleriyle uyumlu. Aynı zamanda temel bir gerçeği de kabul ediyor: Savaş alanında kesin bir sonuca bağlanmayan bütün uzun savaşlar, yani savaşların büyük çoğunluğu, saldırgan ile savunan arasında müzakereyle varılan uzlaşmalarla sona erer. Böyle bir sonucu güvence altına almak için Amerika’nın imzası mutlaka gerekli.
Ana akım analizler bu gerçekleri kabul edemiyor gibi görünüyor. Ahlaki poz vermeye ya da korku tellallığına saplanıp kalmış durumda. Hangi tavizlerin verilebileceğine dair hâlâ çok az ciddi tartışma var. ABD-Rusya diplomasisinin 2025’te geliştirdiği 28 maddelik plan, Ukrayna’nın teslimiyetiyle bir tutulmamalı; Ukrayna’yı Belarus’a dönüştürmenin reçetesi de değil. Ukrayna AB’ye girecek, yeniden yapılanma yardımı alacak ve Finlandiya’nınkiyle karşılaştırılabilir düzeyde silahlı kuvvetlerini koruyacak. Bir anlaşmanın üzerinde uzlaşılması gereken temel noktalara dönme zamanı geldi.
Rusya, Oslo’dan gönderilen önerilere olumlu yanıt verdi. Zelenskiy’e göre Ukrayna, Rusya ve ABD kasımda üçlü bir zirve düzenlenmesi konusunda anlaştı. Şimdi kilit soru, diğer Avrupa hükûmetlerinin Oslo girişimini ciddiye alıp almayacağı ve bu görüşmelerde Avrupa’yı kimin temsil edebileceği konusunda uzlaşıp uzlaşmayacağı. Putin’in basın sözcüsü Dmitriy Peskov, Alexander Stubb’un müzakerelerde Avrupa’yı temsil edebileceği fikrini temkinli bir şekilde memnuniyetle karşıladı.
Finlandiya ve Norveç’in daha ılımlı dili, savaşı mevcut hâliyle sürdürmenin kendi kendini yenilgiye uğratmak olduğu yönünde ortak bir Avrupa anlayışına doğru atılmış kritik bir ilk adım. Eide’nin geçen ay BM’de belirttiği gibi, “Diplomasi işe yarayabilir, eğer izin verirsek.”
Ama önce Avrupa karar vermeli: ABD’nin diplomatik bir çıkış yolu inşa etme çabasını destekleyecek mi, yoksa sabote mi edecek?
*Editörün notu: Bu haber gelişmelerle güncellenmiştir.
**Matthew Blackburn, Norveç Uluslararası İlişkiler Enstitüsünde Doğu Avrupa ve Asya Araştırma Grubu bünyesinde kıdemli araştırmacıdır. Araştırmaları Rusya iç siyaseti, dış politikası ve savaş dönemi gelişmeleri üzerine yoğunlaşıyor. Hâlihazırda “Savaş Dönemi Putinizminin İdeolojik Üretimi, Politika Çıktıları ve Uygulamaları” (WARPUT) projesini yürütüyor.
Kaynak: https://responsiblestatecraft.org/europe-and-ukraine-war/