Ata Yadigârı Süleyman Şah Türbesi Emin Ellerde

Türkiye’nin bazı meseleleri vardır ki günlük siyasetin dar kalıplarına sığmaz. Süleyman Şah meselesi bunlardan biridir. Çünkü burada konuştuğumuz şey sadece bir yapı değil; tarih, egemenlik, hukuk ve devlet hafızasıdır. Süleyman Şah Türbesi etrafında yaşanan süreç, Türkiye’nin zor zamanlarda nasıl karar aldığını ve bu kararların zamanla nasıl anlam kazandığını gösteren ibretlik bir örnektir.

Süleyman Şah, Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin dedesidir. Onun naaşının bulunduğu türbe, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan tarih zincirinin en somut halkalarından biridir. Bu emanetin önemi sadece manevi değildir; hukuki bir karşılığı da vardır. 1921 tarihli Ankara Antlaşması ile türbenin bulunduğu alan Türkiye’nin toprağı olarak kabul edilmiş, Türk askerinin burada bulunma hakkı uluslararası hukukla tescillenmiştir. Suriye sınırları içinde yer almasına rağmen burası, Türkiye’nin egemenliğinde sayılmıştır.

Bu nedenle Süleyman Şah Türbesi, sıradan bir “yurt dışı yapı” değil; sınırlarımızın ötesindeki bir vatan parçasıdır.

2011 sonrası Suriye’de yaşanan iç savaş, bölgeyi hızla istikrarsızlaştırdı. Devlet otoritesi çöktü, terör örgütleri sahayı ele geçirdi. Türbenin bulunduğu Karakozak çevresi de zamanla bu yapıların kontrolüne girdi. Türkiye, askerini ve tarihî emaneti büyük bir risk altında bırakmamak adına 2015’te stratejik bir karar aldı. Türbe ve naaş, Suriye içinde daha güvenli bir noktaya taşındı. Bu bir geri çekilme değil, zorunlu bir emniyet tedbiriydi.

Bugün gelinen noktada ise meselenin en kritik halkası tamamlanmaktadır. Süleyman Şah Türbesi’nin eski konumunun bulunduğu alan ve çevresinin terör unsurlarından arındırılması, Terörsüz Bölge politikasının doğal ve kaçınılmaz bir sonucu ve belki de ilk semeresidir. Bölgenin kontrolünün yeniden tesis edilmesi, Türkiye açısından sadece askerî değil; tarihî ve stratejik bir anlam taşımaktadır.

Burada dikkat çekilmesi gereken husus şudur: Türkiye, bu süreci ani reflekslerle değil, bölgesel dengeleri gözeterek, sahadaki şartların olgunlaşmasını bekleyerek yürütmüştür. Önce terör koridorları parçalanmış, sonra alan hâkimiyeti zayıflatılmış, ardından türbenin bulunduğu çevre fiilen güvenlik çemberine alınmıştır. Bugün yapılan mayın ve patlayıcı temizliği de bu hâkimiyetin kalıcı hâle getirilmesi için atılan teknik ama hayati bir adımdır.

Bu gelişme, “Türkiye oradan çekildi” söyleminin sahada iflas ettiğinin ilanıdır. Çünkü Türkiye, Süleyman Şah Türbesi’nin çevresini de, tarihî bağını da, hukuki hakkını da hiçbir zaman gözden çıkarmamıştır. Sadece doğru zamanı beklemiştir.

Aradan geçen yıllarda Türkiye, terörle mücadelede sahada oyun kurucu bir aktöre dönüşmüştür. Sınır ötesi operasyonlarla tehditler kaynağında karşılanmış, bölgedeki denklemler köklü biçimde değişmiştir. Bugün türbenin eski çevresinde kontrolün yeniden sağlanması, bu uzun soluklu mücadelenin sahadaki neticesidir.

Gerçek devlet aklı acele etmez.
Gerçek devlet aklı algılarla değil, sonuçlarla konuşur.

Şunu artık açıkça söylemek gerekir:
Bu bir başarıdır.
Sessiz ama derin.
Hem askerî hem de tarihî bir başarı.
Ve her şeyden önemlisi, sabırla işleyen bir devlet aklının ürünüdür.

Süleyman Şah’ın hikâyesi bize şunu bir kez daha hatırlatıyor:
Emanet, algıyla değil; devlet ciddiyetiyle korunur.

Bu müjde uğruna kan, ter, gözyaşı döken tüm kahramanlara minnetle..