Anti-emperyalistler dünyayı iyileştirmek; liberaller ise sadece kendilerini iyi hissetmek istiyorlar
Nihayetinde, anti-emperyalist solu ana akım liberal “insancıllardan” ayıran şey, bu işin içinde insanlık için mi yoksa kendin için mi olduğundur.
Bir liberal için barış ve adalet istemek, dünyamızdaki barış ve adalet eksikliğinden sorumlu somut iktidar yapılarıyla mücadele etme arzusundan ziyade bir soyutlamadır.
Eğer bir liberal iseniz, çocukların öldürülmesi ve açlıktan ölmesi fikrine soyut olarak karşı çıkarsınız; çünkü kendinizi ahlaklı bir insan olarak görmek, kendinizi iyi hissetmenizi sağlar. Ancak soykırımlar, saldırı savaşları ve kuşatma savaşları yoluyla çocukları rutin olarak öldüren ve aç bırakan imparatorluğa karşı net bir tutum alma konusunda hiçbir ilgi göstermezsiniz.
Ailelerin yoksulluk içinde yaşamasını istemezsiniz, çünkü bunu isteseydiniz kendinizi kötü bir insan gibi hissederdiniz; ancak varlığı bizzat yoksulluk ve kıtlığın sürekli yeniden üretilmesine bağlı olan kapitalist sisteme karşı da somut bir tutum almazsınız.
Herkesin korku ve zulümden uzak, mutlu ve bolluk içinde yaşamlar sürmesini az çok istersiniz; fakat kendi ülkenizin küresel güneyi istismar etmekten, terörize etmekten ve sömürmekten sorumlu olabileceği ihtimalini düşünmek istemezsiniz. Çünkü bu, size rahatsız edici duygular hissettirir.
Mesele gerçekten insanlığa yardım etmek ve dünyanın sorunlarını çözmek değildir; mesele siz ve sizin duygularınızdır.
Kapitalist imparatorluğa karşı çıkanlar ise gerçekten türümüze sağlık ve uyum getirmekle ilgilenirler. Kendi hükümetlerinin suistimallerine, Batı medeniyetinin distopik doğasına ya da kendi rahat yaşam imkânlarının yoksul ülkelerdeki işçilerin sırtında inşa edildiği gerçeğine karşı gözlerini kaçırmazlar. Çünkü onlar için mesele iyi hisler hissetmek değil, daha iyi bir dünya yaratmaktır.
Batılı anti-emperyalist, kendi toplumunun dünya sahnesindeki baş kötü olduğunu kabul etmekte hiçbir zorluk yaşamaz; çünkü aslında dünyamızdaki suistimallerin ve adaletsizliklerin kaynaklarına bakmaktadır. Liberal “insancıl” ise kötülüğü yalnızca yabancı rejimlerde görmeyi tercih eder; çünkü kötü adam olmak iyi hissettirmez.
Batılı anti-emperyalist, kendi ülkesindeki her iki ana akım siyasi partinin de Batı imparatorluğunu ayakta tutan savaş çığırtkanlığını, militarizmi, kapitalist sömürüyü ve emperyalist yağmayı teşvik ettiğini kabul eder ve iktidarda kim olursa olsun her iki partinin suistimallerine karşı çıkar. Liberal “insancıl” ise yalnızca ana akım siyasi fraksiyonlardan birindeki yanlışları kabul ederken diğerini gururla destekler ve ona oy verir; çünkü bu, kendisinin yardım ediyormuş gibi hissetmesine olanak tanır.
Batılı anti-emperyalist, ahlaki olarak doğru tarafta durmanın kayıp üstüne kayıp yaşamak ve hayal kırıklığı üstüne hayal kırıklığı yaşamak anlamına geldiğini kabul eder; çünkü devrimci değişim için verilen mücadele, toplumumuzdaki her kuruma dayatılan akıntıya karşı yüzmektir. Liberal “insancıl” ise kendi konumundan iyi hisler duyar; çünkü kendi tarafı seçimlerin yarısını kazanır ve aynı zamanda kendi insanlarını hiçbir zaman iktidara getiremeyen solundakilere karşı kendini beğenmiş bir tavırla küçümseyerek bakar.
Batılı anti-emperyalist, Filistin, Lübnan ve İran’daki katliamlara gözünü kırpmadan bakar ve kendi ulusunun desteklediği bu vahşetlere tanık olmanın getirdiği tüm ıstırap ve öfkeyi hisseder. Liberal “insancıl” ise bu şeylere bakmaktan kaçınmaya çalışır; çünkü onun tüm dünya görüşü, kendi duygularını önceliklendirmek için gerçeklikten psikolojik olarak kopmaya dayanır.
Temelde bu, gerçekten iyi bir insan OLMAK ile sadece iyi bir insan gibi HİSSETMEK arasındaki farktır. İlki zordur, ikincisi ise kolaydır.
Hangisi olmak istersiniz?