Amerika’nın Büyük Düşmanı Artık Çin veya Rusya Değil
Önemli Noktalar ve Özet
– Amerika’nın en tehlikeli rakibi Çin veya Rusya değil—kendi borcudur.
– Dr. Andrew Latham, GSYİH’nın yaklaşık %100’üne ulaşan federal borcun artık bir tür “stratejik yerçekimi” gibi işlev gördüğünü; kaynakları savunmadan uzaklaştırdığını ve krizler başlamadan önce ABD’nin seçeneklerini daralttığını savunuyor.
– Artan faiz maliyetleri Pentagon’u sıkıştırıyor, kuvvet yapısını boşaltıyor ve Pekin ile Moskova ile süregelen uzun vadeli rekabetin dayanıklılık ve ani kapasite artışı gerektirdiği bir dönemde savunma-sanayi tabanını zayıflatıyor.
– Borç, aynı zamanda iç siyaseti de zehirliyor ve dış politikayı partizan bir bütçe savaşına dönüştürüyor. Asıl tehlike ani bir çöküş değil; krediyle satın alınan stratejik özgürlüğün yavaş yavaş kaybedilmesidir.
Amerika’nın Sessiz Düşmanı Borçlardır
Washington yine olağan şüphelilere odaklanıyor. Çin gemiler inşa ediyor. Rusya nükleer cephaneliğini güncelliyor. İran yaramazlık yapıyor.
Harita oklarla doluyor; tehdit brifingi slaytları kendiliğinden yazılıyor. Ancak ABD’nin gücüne yönelik en önemli tehdit, yabancı bir bayrak altında ilerlemiyor.
Göz önünde duruyor, sessizce birikiyor ve katlanıyor; henüz bir kurşun bile atılmadan, Amerika Birleşik Devletleri’nin yaptığı her stratejik tercihi kısıtlıyor.
Amerika’nın borç eğrisi—halka açık federal borç GSYİH’nın yaklaşık %100’üne ulaşırken, toplam federal borç 38 trilyon doları aşmış durumda—cumhuriyeti kısa sürede dizlerinin üstüne getirmeyecek. Ancak bu artık yalnızca ekonomik bir sorun değil. ABD’nin küresel gücü üzerinde yapısal bir sınırlama haline geliyor.
Mesele, borcun yarın Amerika Birleşik Devletleri’ni “çökertecek” olması değil.
Zira büyük güçler nadiren bu şekilde çöker. Asıl mesele, borcun ABD’nin uzun vadede Çin ve Rusya gibi rakiplerini ne ölçüde ve nasıl etkili şekilde dengeleyip etkisiz hale getirebileceğini giderek daha fazla belirleyecek olmasıdır.
Sonuçta strateji, araçları amaçlarla uyumlu hale getirme sanatıdır. Borç ise bu araçları aşındırır.
Stratejik Yerçekimi Olarak Borç
Soğuk Savaş sonrası dönemin büyük bölümünde Washington, mali gerçeklik sanki isteğe bağlıymış gibi davrandı. Krediyle savaşa girdi, krizleri acil harcamalarla çözdü ve yapısal reformları siyasi kolaylık adına erteledi. Sonuç olarak, artık geçici ya da kriz kaynaklı olmayan, sisteme kalıcı biçimde yerleşmiş bir federal borç yükü ortaya çıktı.
Yüksek borç, stratejik bir yerçekimi gibi davranır. Kaynakları içe çeker. Yıllık yaklaşık 1 trilyon dolara ulaşan faiz ödemeleri—ki bu rakam savunma bütçesinin büyüklüğüyle yaklaşık aynıdır—isteğe bağlı harcamaları dışlar. Bütçe siyaseti sıfır toplamlı bir oyuna dönüşür: geçmiş yükümlülüklerin yerine getirilmesine harcanan her dolar, gelecekteki güç kapasitesi için kullanılamayacak bir dolardır; bu güç ister gemiler veya uydular, ister stoklar ya da endüstriyel dayanıklılık şeklinde olsun.
Bu önemlidir çünkü Çin’i dengelemek ve Rusya’yı etkisiz hale getirmek kısa vadeli bir savaş sorunu değil; kuşaklar arası bir rekabet meselesidir. Sürdürülebilir rekabet sabır, öngörülebilirlik ve mali dayanıklılık gerektirir. Borç, bu üçünü de aşındırır.
Askerî Seçeneklerin Boşalması
Borçların en belirgin etkisi, savunma harcamaları üzerindeki baskıdır. Bu, ani bir çöküş değil; kronik ve çok yıllı bir baskıdır. Modern ordular yalnızca inşa edilmesi açısından değil, sürdürülmesi açısından da pahalıdır. Hassas silahlar, dayanıklı lojistik, uzay mimarileri ve üst düzey eğitim; bunların tümü on yıllar boyunca istikrarlı yatırım gerektirir.
Borç, kuvvet yapısının politik ekonomisini değiştirir. Büyük bütçeli kararların ertelenmesini teşvik eder; program takvimlerini ve toplam maliyetleri uzatır. Hazırlık düzeyine yetersiz yatırım yapılmasını özendirirken, manşet platformları koruma eğilimi gösterir. Kalıcı yetenekler yerine sembolik taahhütleri tercih eder. Bunların tümü bir araya geldiğinde, zamanla kâğıt üzerinde iyi görünen ancak yeniden yapılandırılması, uyarlanması veya ani şekilde genişletilmesi zor bir ordu ortaya çıkar.
Amerika Birleşik Devletleri bir anda silahsızlanmayacaktır. Ancak tercihler daha sert hâle gelecektir. Donanmanın yeniden sermayelendirilmesi mi, füze savunması mı? İleri üslenme mi, yurt içi dirençlilik mi? Asya’da caydırıcılık mı, Avrupa’da güvence mi? Borç, hata payını daraltır ve stratejik kararsızlığı cezalandırır.
Çin bunu biliyor. Rusya bunu kullanıyor. Amerikan liderler mali felç yüzünden kendi kendilerini bozguna uğratırsa, bu iki aktörün ABD ordusunu doğrudan yenmesine gerek kalmaz.
Borç ve Kısıtlama Politikası
Borç, aynı zamanda iç siyaseti de yeniden şekillendirir ve bu dönüşüm doğrudan büyük stratejiye sızar. Yüksek borç, kutuplaşmayı artırır. Her dış taahhüdü bir iç kültür savaşına, her yurtdışı konuşlanmayı stratejik bir araç yerine bir bütçe kalemi hâline getirir.
Ortaya çıkan sonuç bir paradokstur. Bir yandan, borç kısıtlama gerekçesini güçlendirir. Yükümlülüklerle boğuşan bir devlet, temel çıkarlarına öncelik vermeli, isteğe bağlı savaşlardan kaçınmalı ve kaynaklarını idareli kullanmalıdır. Öte yandan, borç kaynaklı işlev bozukluğu, disiplinli kısıtlamayı uygulamayı zorlaştırır. Washington, stratejik budama yerine, aşırı genişleme ile ani geri çekilme arasında savrulur.
Bu ortamda rakipler serpilir. Rusya, Batı’nın birliğinin mali ve siyasi işlev bozukluğu baskısıyla parçalanacağına bahse giriyor. Çin ise ABD’nin dikkatinin dağılacağına, ittifaklarının yetersiz finanse edileceğine ve verdiği sözlerin giderek daha fazla temkinli hâle geleceğine güveniyor.
Borç geri çekilmeye zorlamaz. Liderliğin siyasi maliyetini artırır.
Endüstriyel Taban Sorunu
Borç, Amerika’nın savunma-sanayi ekosistemini daha az görünür ama aynı derecede tehlikeli biçimlerde bozar. Çin ile olan uzun vadeli “tempo belirleyici zorluk” niteliğindeki rekabet, platformlar kadar üretimle de ilgilidir. Bu, Amerika Birleşik Devletleri’nin baskı altında büyük ölçekte üretim, onarım ve yenileme yapıp yapamayacağına bağlıdır.
Borç, bu kapasiteyi içten içe boşaltan kısa vadeli bütçe düzeltmelerini teşvik eder. Üretim hatları yavaşlar, iş gücü yaşlanır ve tedarik zincirleri gerilir. Ortaya çıkan şey, savaş zamanındaki dayanıklılık yerine barış zamanındaki verimlilik için optimize edilmiş bir güç yapısıdır.
Çin’in avantajı yalnızca daha düşük maliyetler değildir. Aynı zamanda, sürekli yatırımlarla desteklenen otoriter bir devletin stratejik sabrıdır. Rusya ise, ekonomik sınırlamalarına rağmen, kitle üretimi ve doğaçlama yoluyla teknolojik boşlukları telafi edebileceğini göstermiştir. Borç, Amerika Birleşik Devletleri’nin ne yapılması gerektiğini bildiği hâlde aynı şekilde yanıt vermesini zorlaştırır.
Gerçek Düşman Zamandır
Borcu, stratejik yan etkileri olan bir ekonomik sorun olarak çerçevelemek kolaydır. Gerçek ise bunun tersine daha yakındır. Borç, ekonomik belirtileri olan stratejik bir sorundur. Zaman ufkunu şekillendirir. Seçenekleri daraltır. Beklemeye istekli olan rakipleri ödüllendirir.
Çin’in yarını “kazanması” gerekmez. Rusya’nın küresel hâkimiyete ihtiyacı yoktur. Amerika Birleşik Devletleri, şartları belirleyen değil de tepki veren, yöneten değil de gerilemeyi idare eden bir güce dönüşürse, her ikisi de bundan kazanç sağlar.
İşte bu, sessiz tehlikedir. İflas değil; stratejik özgürlüğün yavaş yavaş kaybedilmesidir.
Daha Zor Bir Güç Türü
Borç, Amerikan gücünü mahvetmez. Ancak, hâkimiyetten ziyade disipline, rastgelelikten ziyade önceliklendirmeye dayanan farklı bir güç türü gerektirir. Amerika Birleşik Devletleri’ni haçlı seferlerinden ve kontrol arayışından ziyade dengeleme ve yumuşatma yönünde bir büyük stratejiye iter.
İroni keskindir: Amerikan gücünü bu kadar kısıtlayan aynı borç, eğer Washington’u hayati olan ile sadece alışkanlık olanı ayırt etmeye zorlarsa, onu kurtarabilir.
Çin ve Rusya gerçek rakiplerdir. ABD’nin kararlılığını sınayacak, ittifaklarını sorgulayacak ve hatalarını kullanacaklardır. Ancak en belirleyici savaşlar, bütçe komitelerinde ve endüstriyel planlama ofislerinde; araçları amaçlarla uyumlu hâle getirme yönündeki yavaş, gösterişsiz çalışmalarda verilecektir.
Büyük güçler nadiren yalnızca dış düşmanlar tarafından yıkılır. Daha sıklıkla, krediyle satın alınan stratejik yorgunluk nedeniyle yıkılırlar. Amerika Birleşik Devletleri’nin karşı karşıya olduğu soru, Çin’den daha fazla harcayıp harcayamayacağı ya da Rusya’yı sindirip sindiremeyeceği değil; kendisini dengelemek ve karşı koymak için yeterli bir güç olarak kalacak kadar iyi yönetip yönetemeyeceğidir.
*Yazar Hakkında: Dr. Andrew Latham
Andrew Latham, Defense Priorities’de misafir araştırmacı ve Minnesota eyaletinin Saint Paul kentindeki Macalester College’da uluslararası ilişkiler ve siyaset teorisi profesörüdür. Kendisine X (eski adıyla Twitter) üzerinden @aakatham adresinden ulaşabilirsiniz. National Security Journal için günlük köşe yazıları kaleme almaktadır.
Kaynak: https://nationalsecurityjournal.org/americas-great-enemy-isnt-china-or-russia-anymore/