Amerikan Yalanları; Hafıza Ölmez!
Teröre Karşı Savaş hakkında bildiğinizi sandığınız her şey, jeopolitik kuklacıların sahnelediği abartılı bir gölge oyunundan ibaret olsaydı gerçekten şaşırır mıydınız? Ne de olsa son yirmi yıl bize iki şey öğretti: korku kadar iyi satan ve kaos kadar kazandıran hiçbir şey yoktur. Tanıdık karakterler sahneye giriyor: Obama, Clinton, McCain, Brennan, Soros, Abedin—isimler, genellikle başkasının demokrasisini yok ederek gerçekleştirilen küresel “demokrasiyi kurtarma” ritüelinde birer büyü gibi tekrarlanıyor.
Ama endişelenmeyin. Bu sefer farklı. Bombayı atmadan önce her zaman söyledikleri gibi.
Bin Ladin: Adam, Efsane, Sürekli Sermaye
Amerika’nın en sevilen hayaletiyle başlayalım: Usame bin Ladin. On yıl boyunca arandı, iddialara göre defalarca bulundu, ancak bir şekilde her zaman kaçmayı başardı (!)—ta ki 2011’de onu ortadan kaldırmak Beyaz Saray’ın siyasi takvimiyle nihayet örtüşene kadar. Ne garip bir durum, değil mi?
Eğer “Bir Numaralı Düşman” idiyse neden bu kadar beklendi? 2005, 2007, 2009’daki istihbarat neden görmezden gelindi?
Çünkü yaşayan bir öcü son derece kârlı bir iş modelidir. Boeing’e sorun. Raytheon’a sorun. Üç aylık temettülerin keyfini aniden keşfeden herhangi bir savunma hissedarına sorun.
Ve sonra—puf!—operasyonu gerçekleştiren SEAL timi aylar sonra gizemli bir helikopter kazasında ölür. Elbette bir tesadüftür. Washington tesadüflerle çalışır; tesadüf neredeyse şehrin ana ihracat kalemidir.
E-postalar, Sunucular ve Arada Bir Cinsel Mesajlar Skandalı
O sırada Hillary Clinton, iddiaya göre yoga ve düğün planlarıyla ilgili 33.000 e-postayı silmekle meşguldü; bu da onu ABD tarihindeki en esnek ve sosyal açıdan en yoğun programlı kadın yapıyor olmalı. Ne yazık ki bu e-postalardan bazıları, yabancı bağışçılar, Körfez monarşileri ve—sürpriz—Suriye ve Irak’taki aşırılıkçı milisleri finanse eden gruplarla bağlantılar içeriyordu.
Sonra Anthony Weiner’ın dizüstü bilgisayarı, bir Shakespeare trajedisindeki istenmeyen komik karakter gibi sahneye çıkar. Gizli e-postalar, asla bulunmamaları gereken yerlerde yeniden ortaya çıkar. Buna rağmen medya her şeyi “abartı” olarak nitelendirdi. Tabii ki. Burada görülecek bir şey yok—laptop sizin değilse; o zaman FBI Amazon Prime’dan bile hızlı gelir.
Suriye, Libya, DAEŞ: Bir Franchise
Kaddafi düştükten sonra Libya’nın silahları emekli olmadı—sadece işveren değiştirdi. Resmen kimsenin kabul etmediği ama herkesin özelde bildiği ağlar üzerinden Suriye’ye taşındılar. McCain, “ılımlı muhaliflerle” poz verdi; bunlardan bazılarının daha sonra üst düzey IŞİD üyeleri olduğu ortaya çıktı. Oops. Ama sorun değil—hatalar olur. Özellikle dış politikanız silah üreticileri tarafından yazılıyorsa.
IŞİD, mükemmel bir risk sermayesi ve şüphe uyandıracak kadar gelişmiş medya üretim becerileriyle bir startup gibi yükseldi. Babil, Asur ve Mezopotamya’ya ait kadim alanları havaya uçurdular—Batı anlatısından daha eski uygarlıkların kanıtlarını sildiler. Çünkü tarihi kontrol ederseniz geleceği kontrol edersiniz. Ve Orta Doğu’yu yeniden tasarlamanın, planınıza uymayan her şeyi silmekten daha iyi bir yolu var mı?
Sahel: Uygun Düşmanların Yeni Çölü
Bugüne gelelim. Teröre Karşı Savaş yorgun, fazla kullanılmış ve dikişlerinden sökülüyor. Bu yüzden uluslararası toplum yeni bir markaya kavuşuyor: Uyuşturucuya Karşı Savaş—Sahel Sürümü.
Afrika son yüzyıldan bir şey öğrendiyse o da şudur: Dünyanın büyük güçleri —teröre karşı, uyuşturucuya karşı, kaçakçılığa karşı, yoksulluğa karşı—yeni bir “savaş” ilan ettiğinde bu genellikle Afrika’nın yeniden bir başkasının savaş alanı olacağı anlamına gelir.
Teröre Karşı Savaş Orta Doğu’yu yaktı. Uyuşturucuya Karşı Savaş Latin Amerika’yı harap etti. Ve şimdi her iki anlatı da bavullarını toplayıp çöl botlarını giydi ve Sahel’e doğru güneye indi; Afrikalılara ise “güvenlik ortaklıkları” ve “istikrar girişimleri” olarak pazarlanıyor.
İstikrara kavuşturulan tek şey, madenlerin akışıdır
Sahel’deki istikrarsızlığın büyük ölçüde iklim değişikliği, yolsuzluk ve NATO’nun Libya macerasının yarattığı sonuçlarla beslendiğini hiç aklınıza getirmeyin. Uyuşturucu kaçakçılığı şebekelerinin ayakta kalabilen devletlere rağmen değil çöken devletlerden dolayı, geliştiğini de unutun.
Batı medyasının manşetleri devreye girer: “Sahel’deki Uyuşturucu Kartelleri Küresel Güvenliği Tehdit Ediyor.” Bu manşetlerin tercümesi şudur: “Askerî üsler için yeni bir gerekçe bulduk.”
Çünkü kobalt ve uranyum Avrupa’daki fabrikalara güvenle taşınırken Nijerli köylerin üzerinde dolaşan dronlar kadar “insani kaygı”yı iyi anlatan başka bir şey yoktur.
Uyuşturucuya Karşı Savaş ile Teröre Karşı Savaş aynı mantığı paylaşır: Bir canavar yarat. Canavarı besle. Canavarı öldürüyormuş gibi yap. Faturayı vergi mükelleflerine kes.
Narko-Cihatçılar: İki Öcü Bir Öcüden Daha İyidir
Şimdi de Mali ve Nijer’de “uyuşturucu teröristleri”nden bahsedildiğini duyuyoruz; bu terim o kadar akılda kalıcı ki, kendi Netflix dizisini hak ediyor. Uyuşturucu kaçakçıları var mı? Evet. Aşırılıkçılar var mı? Evet. Bazen aynı kişiler mi? Bazen. Ama asıl tehdit onlar mı?
Kesinlikle hayır. Gerçek tehdit, jeopolitik hırs ile ahlaki hikaye anlatımı arasındaki kutsal olmayan evliliktir; trajedileri piyasa fırsatlarına dönüştüren türden bir evlilik.
Gelin dürüst olalım: Teröre Karşı Savaş hiçbir zaman terörle ilgili değildi. Uyuşturucuya Karşı Savaş da hiçbir zaman uyuşturucuyla ilgili değildi. İkisi de rahatsız edici gerçeklere karşı yürütülen savaşlar ve anlatıyı kontrol edenler için son derece kârlı fırsatlardı. Sahel’e sorun, Irak’a sorun, Suriye’ye sorun ya da hayatları gizli satranç oyunlarında “istenmeyen hasar”a dönüşen askerlerin ailelerine sorun.
Kısa Bir Aydınlanma Anı, Eğer DAEŞ Trump döneminde hızla çöktüyse, neden Obama döneminde çökmedi? Eğer narkotik ağlar etkisiz hale getirilebiliyorsa, neden her yeni yabancı müdahaleden sonra daha da büyüyorlar?
Eğer amaç istikrarsa, neden küresel tedarik zincirleri için hayati minerallere sahip her ülke istikrarsızlaştırılıyor? Tabii ki kaos asıl amaç değilse.
İstikrarsızlaştırılmış bir bölge müzakere edemez. Parçalanmış bir toplum sömürüye direnemez. Korkutulmuş bir halk güce meydan okuyamaz.
Sonunda, Tüm Yollar Aynı Çöle Çıkar
Tora Bora’nın mağaralarından Sahel’in kum tepelerine kadar mantık aynıdır: Büyük oyuncular ateşi çıkarır, sonra yangın söndürücüleri satar. Alevler yayıldığında mı? Suçu yerlilere at. Terörizm olarak adlandır. Narkotik kaçakçılığı de. Gerçekte ne olduğunu asla söyleme: Ahlaksızlığa karşı savaş kılıfına bürünmüş egemenliğe karşı bir savaş.
Son Düşünce; Asur tarihini sildiler, Timbuktu’yu neredeyse yok ettiler. Mezopotamya taşlarını sildiler. Şimdi Sahel’in seslerini silmek istiyorlar. Çünkü imparatorluklar için en büyük tehdit her zaman hafıza olmuştur. Am yine de—hafıza kalır.
Hikâyeler kalır. İnsanlar kalır. Serap dağılıyor. Çöller bile konuşuyor. Ve bu kez, umarız dünya nihayet bu sesleri dinliyordur.
*Rais Neza Boneza, barış aktivisti, yazar ve şairdir.
Kaynak: https://savageminds.substack.com/p/memories-persist
Tercüme: Ali Karakuş