Afrika’nın Temiz Enerji Egemenliği Daha Fazla Bekleyemez

ABD/İsrail-İran savaşı, Afrika ekonomilerini acımasız bir gerçekle yüzleştiriyor. Enerji sistemine olan bağımlılıklar ve on yıllarca süren yeni sömürgeciliğin kök saldığı yapısal eksiklikler nedeniyle, kıtanın büyük bir kısmı bir kez daha istikrarsız küresel petrol ve doğalgaz piyasalarının insafına kalmış durumda. Petrol fiyatları varil başına 100 doların üzerine çıkarken, Afrika ekonomilerinin temiz enerji egemenliğine yönelik stratejik bir hamleyi benimsemesi şarttır.

Haberleri takip eden herkes, Hürmüz Boğazı’nın kritik bir küresel geçit olduğunu ve küresel petrol arzının yaklaşık beşte birinin buradan geçtiğini biliyor. Bu geçitteki kesintiler, Körfez petrolünün doğrudan alıcısı olmayan Afrika ülkeleri de dahil olmak üzere küresel ekonomide enflasyonist dalgalanmalara yol açacaktır.

Örneğin, gübre fiyatlarının keskin bir şekilde artması bekleniyor; çünkü azotlu gübrelerin küresel arzının üçte biri Körfez bölgesinden geliyor. Zamanlama bundan daha kötü olamazdı. Kuzey yarımküredeki küresel gıda üreticileri ekim sezonunun ortasındalar ve gübrelerin çoğu Şubat ile Mayıs ayları arasında uygulanıyor. Hayvan yemi, yumurta, et, mısır, buğday, pirinç ve diğer temel gıda maddelerinin fiyatlarının önümüzdeki 3-6 ay içinde artması bekleniyor. Büyük ölçüde zaten ithal gıdaya bağımlı olan Afrika ekonomileri için daha yüksek fiyatlar ikinci bir enflasyon dalgası yaratacaktır.

Petrolün önemli bir kısmının Orta Doğu’dan temin edildiği Kenya, Güney Afrika ve Doğu Afrika’nın büyük bir bölümü de dâhil olmak üzere Afrika’nın net petrol ithalatçıları için yük daha da büyük olacaktır. Örneğin Kenya, iki yıl önce Suudi Arabistan ile hükümetler arası bir petrol anlaşması yaptı; ancak Mombasa Limanı’ndan ithal ettiği her damla yakıt Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Durum hızla yatışmazsa, Kenya’nın yakıt fiyatları fırlayacak ve ülkenin döviz rezervlerine, döviz kuruna, dış borcuna, kamu maliyesine ve yaşam maliyetine ek baskı uygulayacaktır.

Bu bilindik döngü yeterince kötü değilmiş gibi, bu aksama siyasi istikrarsızlığın yaşandığı bir dönemde gerçekleşiyor. Kenya’nın bir sonraki genel seçimlerine yaklaşık bir yıl kaldı ve sadece iki yıl önce, yaşam maliyeti krizi ülkenin siyasi sistemini çöküşün eşiğine getiren protestolara yol açmıştı.

Ancak Kenya’nın yenilenebilir ve temiz enerjiye daha fazla yönelme potansiyeli oldukça büyüktür; bu, fosil yakıtlara bağımlılığın sürmesinden daha çok umut verici bir gelecek yolu sunmaktadır. Güneş, rüzgâr ve jeotermal altyapı kurulduğunda, enerji neredeyse sıfır marjinal maliyetle üretilebilir. Bu enerji kaynakları yaptırıma, ablukaya veya yabancı para birimi üzerinden fiyatlandırmaya tabi tutulamayacağı için Afrika ekonomilerini düzenli olarak istikrarsızlaştıran döviz kuru dalgalanmalarına, ithalat şoklarına ve jeopolitik risklere maruz kalmayı önemli ölçüde azaltırlar.

Afrika’nın yerel olarak ürettiği her bir yeşil kilovat-saat enerji, yakıt ithal etmek için borç alınması gereken dolarlarını tasarruf ettirir. Yenilenebilir enerji, Afrika ekonomilerinin ithal yakıtlara, yabancı para birimlerine ve dış alacaklılara kalıcı bağımlılıktan kurtulmasının tek yoludur. Bu, sadece bir iklim değişikliği tedbiri değil; uzun vadeli ekonomik egemenliğin temelidir.

Küresel yeşil sanayi devrimini yönlendirmek için gerekli olan kritik minerallerin büyük rezervlerine sahip olan Afrika, enerji ve ekonomi alanında bir güç merkezi olma pozisyonuna sahiptir. Finans ve sanayi sektörü analistleri artık fosil yakıt varlıklarının 2040’ta veya başka uzak bir tarihte atıl kalmasından söz etmiyor; zaman çizelgeleri hızlandı. Günümüzde birçok varlık, jeopolitik riskler, sigorta maliyetleri (veya sigortalanabilirliğin tamamen imkânsız olması) ve döviz kuru kısıtlamaları nedeniyle atıl kalma riskiyle karşı karşıyadır.  Körfez krizi, risk hesabının bir gecede nasıl değişebileceğini gösteriyor.

Gerçekten de, enerji yatırımının geleceğinin, hem iklim risklerine hem de jeopolitik şoklara karşı dirençli sistemlerde yattığı yönündeki anlayış giderek yaygınlaşıyor. Standard Bank, Nedbank ve FirstRand gibi büyük Afrika bankaları, kömür ve petrol yatırımlarına ilişkin 2026 yılı için katı sınırlar belirlediler bile. Yeni bir fosil yakıt projesine girişen herhangi bir yatırımcı, “likidite azlığı tuzağına” düşüyor olabilir, çünkü beş yıl sonra bu tür varlıklar için alıcı olup olmayacağı bilinmiyor.

İleriye baktığımızda, Afrika’nın emeklilik fonları, Afrika’nın temiz enerji egemenliğinin ilk savunma hattı olmalıdır. Yaklaşık 1 trilyon dolarlık varlık yönetimiyle, yerli yenilenebilir enerji altyapısını finanse ederek ithalata bağımlılığı azaltabilir ve makroekonomik istikrarı artırabilirler.

Orta Doğu’daki savaş, nihai stres testidir. Kurumsal yatırımcılar, ESG (çevresel, sosyal ve yönetişim) kriterlerini karşılamanın ötesine geçerek, yenilenebilir enerjinin 21. yüzyılda enerji fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı korunma sağlayabilecek tek varlık sınıfı olduğunu kabul etmelidirler. Afrika hükümetleri de kendi paylarına, bu zihniyet değişimini desteklemek için cesur ve stratejik politika adımlarını atmak zorundadırlar.

Afrika’nın bu geçişe başlamak için büyük bir mali alan artışına ihtiyacı yok. Bunun yerine, bölgesel ve Pan-Afrika sanayi politikaları, Afrika Madencilik Vizyonu ve Afrika Birliği’nin 2063 Gündemi aracılığıyla stratejik politika koordinasyonuna ihtiyacı var. Şu an, ortak kamu alım programları, yenilenebilir bileşenlerin yerel üretimi, kamu kalkınma bankalarının rolünün artırılması ve sınır ötesi yatırımları, üretimi, dağıtımı ve enerji iletimini hızlandırmak için düzenleyici koordinasyon üzerinde çalışmanın tam zamanıdır.

Temiz enerji egemenliği bir lüks olarak görülmemelidir. Temiz enerji, kıta genelinde istikrarın, siyasi bağımsızlığın ve uzun vadeli ekonomik kalkınmanın ön koşuludur.

 

*Fadhel Kaboub, Denison Üniversitesi’nde Ekonomi Doçenti, Küresel Sürdürülebilir Refah Enstitüsü Başkanı ve BM-DESA (Department of Economic and Social Affairs) Ekonomik ve Sosyal İşler Yüksek Düzey Danışma Kurulu üyesidir.

 

Kaynak: https://www.project-syndicate.org/commentary/africa-clean-energy-sovereignty-ending-fossil-fuel-dependency-by-fadhel-kaboub-2026-04

Tercüme: Ali Karakuş