Acil Durum Siyaseti

Geleneksel siyasetten, klasik tutumlardan, ideolojik angajmanlardan vazgeçmeyi gerektiren durumlar vardır. Böyle durumlarda acil durum siyaset tarzına geçiş yapmak gerekir.

Bir ülkenin, milletin ya da devletin var olma, ayakta kalma, yaşamsal fonksiyonlarını kaybetme riskleri oluştuğunda acil durum ilan edildiği gibi, acil durum siyasetine de geçiş yapması gerekir. Bu refleks o ülkenin, milletin hayatta kalmasını, yaşamını sürdürmesini sağlar ve şartların düzeltilmesi için ona zaman kazandırır.

Bunu, bir insanın yaşamsal fonksiyonlarına yönelik tehdit olduğunda metabolizmanın gösterdiği reflekse benzetebiliriz. Eğer vücudunuzda kolunuz ya da başka bir yeriniz kesilmişse ve yoğun kan kaybı yaşıyorsanız metabolizma vücuttaki bel ağrısı, kulak çınlaması ya da burun akıntısıyla uğraşmaz, tüm gücüyle kan kaybını önlemeye odaklanır. Buna akut kanamaya karşın metabolizmanın acil durum ilan etmesi denir. Bu zorunlu durum, insanın iradesiyle değil, vücudun kendi savunma sisteminin otomatik olarak devreye girmesiyle oluşur.

Devletlerin, ülkelerin, milletlerin de durumu aynıdır. Ülkeniz saldırı altındaysa, var olma, ayakta kalma mücadelesi veriyorsanız küçük sorunlarınızla, geleneksel problemlerinizle uğraşmazsınız. Acil olarak o tehdidi bertaraf etmek için diğer tüm sorunları görmezden gelip, acil durum ilan etmeniz ve ona göre siyaset yapmanız gerekir.

HANGİ ÜLKELER ACİL DURUM SİYASETİNE GEÇMELİ?

Şu anda dünyada ve bizim yaşadığımız Ortadoğu’da birçok ülke için tehditler oluşmuş durumda. Bu tehditler ülkelerin ulusal güvenliğini, bağımsızlığını, geleceğini etkileyecek tehditlerdir.

Bu tehditlerin bir kısmını sıralayayım:

  1. İsrail tehdidi

İsrail bugüne kadar 6 ülkeye saldırdıysa, bundan sonra başka ülkelere de saldıracak anlamına gelir. Çünkü İsrail reelpolitik değil, teopolitik hareket eden bir ülke ve ana motivasyonu “Arzı Mevud” hayalini gerçekleştirmektir. Bu proje artık gizli saklı bir şey değil, İsrail’in dış politika ve askeri doktrininin temelini oluşturuyor. Bu nedenle İsrail, “Arzı Mevud” hayalini gerçekleştirmek için başka ülkelerin topraklarını işgal etmeyi planlıyor. Yani bu ülkeler Suriye, Ürdün, Lübnan, Filistin, Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır, Irak… Bu ülkelerden Filistin’i neredeyse tamamen, Suriye’yi kısmen işgal etti hâlihazırda. Devam edeceğine göre bu haritada yer alan diğer ülkeler için hayati bir tehlike var demektir. Eğer hayati tehlikeniz varsa küçük sorunlarınızı, geleneksel problemlerinizi bir kenara itip akut sorununuza odaklanmalısınız.

  1. Kaotik dünya düzeni

Dünya düzeni altüst olmak üzere. Düzen sağlayıcı küresel örgütler, başta Birleşmiş Milletler, fonksiyonlarını yitiriyor ve ortaya ciddi bir kaos çıkıyor şu anda. Geleneksel uluslararası siyaset, ittifaklar, paktlar yıkılıyor ya da yer değiştiriyor. Atlantik paktında kimse ABD ile Avrupa’nın bu şekilde kavga edeceğini, birbirine ekonomik saldırılar düzenleyeceğini düşünemezdi ama şu anda bu gerçekleşiyor.

Avrasya’da Çin’in yükselen gücüne karşı bölge ülkeleri nasıl bir politika izleyeceklerini şaşırmış durumda. Ukrayna-Rusya savaşının nerede duracağını, yaşanan tahribatın nasıl yayılacağını kimse tahmin edemiyor.

Afrika bir yandan geleneksel sömürgeci devletlerden kurtulurken diğer yandan kendi içinde çatışmalara sürükleniyor ve nasıl duracaklarına dair bir fikirleri yok.

Ortadoğu ise malumunuz, Suudi Arabistan ile Husilerin çatışmasının bölgeyi nasıl bir girdaba sokacağını tahmin etmek mümkün değil.

Yani kısacası tüm dünyada taşlar yerinden oynadı, nehirler taştı, denizlerde gelgitler yaşanıyor ve tüm bunlar can kaybına, coğrafyanın değişmesine ve derin bir kargaşanın yaşanmasına neden oluyor.

  1. Dijital hegemonya yayılıyor

İnsanoğlunun atom bombasından sonraki en zararlı icadı sosyal medya ve devamındaki yapay zekâ olabilir. Zira kaotik dünya düzeninin zihinsel ve psikolojik zeminini sosyal medya oluşturuyor şu anda. Geleneksel iletişim kanallarını tahrip edip kendi iletişim sistemini kuran sosyal medya şirketleri, şimdi bu gücü hegemonik bir düzen kurmak için kullanmaya başladı. Bugün dünyadaki tüm internet kullanıcılarının, tüm sosyal medya üyelerinin, devlet kurumları dâhil, neredeyse tüm şirketlerin dijital gen yapısı başka bir ülkenin elinde. Dünyadaki yüzlerce farklı dil konuşan ulusların tüm iletişimi birkaç şirket tarafından kontrol ediliyor. Bu kontrol sayesinde büyük kitleler istenildiği gibi yönlendirilebiliyor, manipüle edilebiliyor, kandırılabiliyor.

Bugün evimizin kapı kilidi gibi görev yapan siber güvenlik firmalarının neredeyse tamamı ABD’li, İsrailli ya da Çinli.

Sosyal medyanın yarattığı tahribatın en başında hakikatin kaybolması geliyor ki bu büyük çatışmaların, kargaşanın ve savaşların doğmasına bile neden olabilir. Yalan haberin on kat hızla doğru haberden önce yayılması ve geri dönüşünün olmaması insanlık için büyük tehlikedir.

Tüm bunlarla henüz baş edemeyen insanlık bir de yapay zekâ tehlikesiyle karşılaştı. Dünyanın en büyük yapay zekâ üreticisi şirketlerin sahipleri bile artık insanlığın yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söylüyor. Otonom hâle gelmiş kimi yapay zekâ ajanları kendiliğinden başka şirketlerin, ülkelerin altyapılarına saldırıyor ve onları ele geçirebiliyor artık.

Türkiye’de stratejik bazı kurumlar elektrikli arabaların, yapay zekâ donanımlı cihazların kurumlarına girişini yasaklamaya başladı. Kendi siber güvenlik programlarını üreterek yabancı tüm programların devlet kurumlarında kullanılmasını yasaklamaya hazırlanıyor. Avrupa’da sosyal medya, yapay zekâ ve siber güvenlik alanlarında ciddi regülasyonlar yapılması için yoğun tartışmalar var.

Tüm bunlar devletlerin ulusal güvenliğini, milletlerin, ulusların geleceğini doğrudan tehdit eden konular. Bu durumda acil durum ilan edilmesi gerekmiyor mu?

  1. Ekonomik buhran

Ukrayna-Rusya savaşı, Hürmüz ve Babülmendep boğazlarındaki krizler nedeniyle enerji fiyatlarındaki artışların ekonomilerde yarattığı tahribatı tam hissetmiş değiliz henüz. Yükselen maliyetler, bunun neden olduğu enflasyon her bireyin yaşantısını doğrudan kötüleştiriyor. Ülkeleri yöneten iktidarlar şimdilik sübvansiyonlarla maliyetlerin halka yansımasını engellemeye çalışsa da buna ne kadar dayanacakları belli değil. Bir süre sonra şirketler gibi devletlerin de borçlarını ödeyemeyecek hâlde konkordato ilan etmesine kimse şaşırmamalı. Enerji krizleri iğneden otomobile kadar tüm sektörleri doğrudan etkiliyor ve başka da alternatifi bulunmuyor.

Sadece enerji sorunu değil, üretim merkezlerinde radikal yer değiştirmeler de ekonominin dengesini bozmuş durumda. Çin’in üretim becerisi dünyadaki birçok devletin çaresizce ona bağımlı hâle gelmesine neden oldu artık. Avrupa’da araba fabrikaları, sanayi araçlarını üreten tesisler dâhil, üretim yapılan tüm merkezlerde Çin tehdidi karşısında çaresizce küçülmeye gidiliyor ya da kapanıyor.

Gelir dağılımındaki adaletsizlik ise tüm bu sorunlara bir çarpan etkisi yapıyor. Dünyanın en zengin birkaç insanının serveti onlarca ülkenin toplam millî gelirini geride bıraktı. Bu akla zarar makas giderek açılıyor.

Kısacası, dünyanın bir ekonomik buhrana ya da türbülansa girmesine ramak kalmış durumda. Böyle bir ekonomik buhranda birçok devletin varlığını sürdürmesi, yaşamsal fonksiyonlarını devam ettirmesi mümkün olmayabilir. Bu nedenle acil durum siyasetine geçmeleri gerekir.

  1. Aşırı uç ideolojilerin yükselişi

Avrupa, Amerika, İsrail aşırı sağın yükselişi ile başka bir yere savrulmak üzere. Avrupa’da gelecek on yıl içinde ülkelerin neredeyse tamamında aşırı sağın, yani yabancı düşmanı, ırkçı, İslamofobik, içe kapanmacı partilerin iktidara geleceği öngörülüyor. Sokak gösterileri, şiddet eylemleri, saldırılarda belirgin bir artış var. 30 milyon Müslümanın yaşadığı Avrupa’da Endülüs’teki gibi bir sürgün hareketini gelecek kuşaklar görebilir maalesef.

İsrail’de aşırı sağcı partiler hem iktidarda hem muhalefette kilit rol oynuyor.

Müslüman ülkelerde ise toplumlar sorunlarla boğuldukça ve çözemedikçe aşırı uç ideolojilere, örgütlere, sertlik yanlısı partilere kayıyor.

ACİL DURUM SİYASETİ NASIL YAPILIR?

Tüm bu saydıklarımı düşünecek olursak her devletin, ülkenin, milletin hatta bireylerin bile geleceği için kaygılanması ve buna göre yeni bir yol haritası çizmesi gerekiyor. Buna acil durum siyaseti denir.

Bu ciddi sorunlarla baş edebilmek için enerjisini, gücünü, kaynaklarını başka yere harcamaması birinci kuraldır. Şimdi ne mezhep kavgalarının ne ideolojik tartışmaların, ne mantıksız tarihi anlaşmazlıkların ne de kısır kavgaların zamanıdır. Geleneksel olarak bir devletle, milletle, ideolojiyle anlaşmazlığınız varsa bile, bu saydığım krizler içinde yer almıyorsa bunu ertelemelisiniz.

Şimdi daha net yazayım, bu krizleri masaya koyun ve sonra:

Husilerle Suudi Arabistan çatışmasını düşünün.

İran’ın Körfez ülkeleriyle kavgasını düşünün.

Türkiye ile İran çekişmesini düşünün.

Pakistan-Afganistan çatışmasını düşünün.

Somali, Sudan, Etiyopya iç savaşlarını düşünün.

Tüm bunlar, içinde bulunduğumuz akut sorunları düşününce size de anlamsız gelmiyor mu?

O yüzden bu anlamsız krizlerden kurtulup “Acil Durum Siyaseti”ne geçmeliyiz diyorum.