ABD-İran Görüşmeleri Neden Başarısız Oldu

1979’dan bu yana ABD ile İran arasında yapılan ilk yüz yüze üst düzey görüşmeler bir anlaşmaya varılamadan sona erdi. Bu pek de şaşırtıcı değil; her iki taraf da gerçek bir pazarlığa açık olmayan tutumlar ortaya koydu. ABD tarafında, JD Vance’e göre:

“[İran’ın] nükleer silah peşinde olmayacağına ve nükleer silaha hızla ulaşmasını sağlayacak araçları aramayacağına dair kesin bir taahhüt görmemiz gerekiyor. Bu, Amerika Birleşik Devletleri başkanının temel hedefidir.”

İran’a verdiği mesaj, hiçbir amaçla uranyum zenginleştirilmesinin ABD tarafından kabul edilemez olduğu yönündeydi; bu da İran için başlangıçtan itibaren kabul edilemez bir durumdur.

İran tarafında ise, gemi hareketlerinin İran ordusuna tabi olması ve geçiş ücreti uygulanmasıyla birlikte Boğaz üzerinde egemenlik kontrolü konusundaki ısrar, ABD, Körfez ülkeleri ve diğer çoğu ülke için kabul edilemezdir. İran’ın ikinci talebi, yani İsrail’in Lübnan’ı bombalamayı durdurması gerektiği yönündeki talep, makuldür; ancak Başbakan Benjamin Netanyahu üzerindeki ABD etkisini sınama amacı taşıdığında, işe yaraması pek olası değildir.

Müzakereye açık görünenler ise İran’ın yaptırımların sona erdirilmesi talebi, ABD ile kalıcı bir barış ve (uluslararası denetimlerin yeniden başlatılmasıyla birlikte) nükleer silah peşinde koşmayacağına dair taahhüdüdür. Bu, bizi Trump’ın yırtıp attığı Obama’nın nükleer anlaşmasına geri götürür. Şimdi o aptallığın bedelini ödüyoruz.

Temelde, görüşmeler her iki tarafın da elinde kazanan bir koz olduğuna inanması nedeniyle başarısız oldu. Trump, bombardımanın yeniden başlatılması tehdidi altında İran’ın boyun eğeceğine inanıyor. Fox News’e verdiği demeçte, İran’ın “tüm medeniyetine” yönelik tehdidinin “onları masaya oturttuğunu” söyledi.

Vance, kuşkusuz talimatları izleyerek, İran’a “kabul et ya da reddet” türünde bir dayatma sunmuş gibi göründü; sanki bu 21 saatlik toplantı, çözülmesi yıllar sürebilecek meseleleri çözmek için tek fırsatmış gibi. İran ise Boğaz üzerindeki kontrolünün ve tehditler karşısındaki direncinin ABD’yi geri adım atmaya zorlayacağına inanıyor. Bir gözlemcinin ifadesiyle: “Tahran’ın bakış açısından, baskıya direnmiş, darbeleri göğüslemiş ve birçok alanda misilleme yapma kapasitesini göstermiştir. Bu, uzlaşmaya hazırlanan bir rejimin zihniyeti değildir.”

Bazı gözlemciler, Vance’in görüşmeleri sonlandırmasının bir müzakere taktiği olabileceğini düşündü. Ancak Trump, Boğaz’a yönelik bir ABD ablukası ilan ederek bunun aksini gösterdi ve “Bize ya da barışçıl gemilere ateş açan herhangi bir İranlı CEHENNEME UÇURULACAK!” dedi.

Bir savaş eylemi olan bu ablukanın, herhangi bir geminin İran’a geçiş ücreti ödemesini engellemek amacıyla mayın temizleme ve denetim faaliyetlerini içerdiği söyleniyor. Bu eylemin Boğaz’ın yeniden açılmasıyla nasıl bağdaştığı bana anlaşılır gelmiyor. Trump’ın son açıklaması da daha fazla müzakereye açık olunduğunu göstermiyor.

Bu durum daha çok ateşkesin ölüm çanına benziyor. Öte yandan İran, görüşmelerin devam etmesini umduğunu söylüyor. Görüşmelere ev sahipliği yapan Pakistan başbakanı, “Face the Nation” programında “Görüşmeler ölmedi. Bir çıkmaz var.” dedi.

Trump ile konuşması gerekiyor. Bu başkanda sıkça görüldüğü gibi, düşünceleri bu maliyetli ve gereksiz savaştan çıkmanın yolunu bulmak için gereken zorlu çabadan kişisel hırçınlığa kayıyor. Dün gazetecilerle konuşurken zamanının büyük kısmını, özellikle CNN ve New York Times’a atıfla, haber medyasının savaşla ilgili haberlerini “neredeyse vatana ihanet” olarak nitelendirmeye ayırdı.

Aynaya bakmalı.

Kaynak: https://znetwork.org/znetarticle/why-the-us-iran-talks-failed/