2026’da Orta Doğu’nun Başlıca Sınamaları
2025’te İran’ın bölgesel etkisinin çöküşü, 2026’yı şekillendirecek olan Suriye, Yemen ve Lübnan’daki yeni bir dizi potansiyel çatışmanın önünü açtı.
Orta Doğu’da yeni yıl, uzun süredir düşük yoğunlukta seyreden bazı çatışmaların patlak vermesine sahne oldu. Bunlar arasında Yemen ve Suriye’deki çatışmaların yanı sıra İran’daki iç protestolar da yer alıyor. Ayrıca, İsrail ile Hamas ve Hizbullah arasında Gazze ve Lübnan’da devam eden çözümsüz çatışmalar da bölgedeki gerginliği sürdürüyor. Daha uzakta ise Sudan ve Libya’da iç savaşlar sürüyor.
Bölgenin üzerinde asılı duran temel soru şu: Birçoğu Amerika Birleşik Devletleri ile ittifak halinde olan devletlerden oluşan bir koalisyon, bu süregiden çatışmaları durdurabilir mi? Bu düşük yoğunluklu çatışmaların çoğu, İran’ın bölgede azalan gücünün yarattığı boşluktan kaynaklanıyor; zira diğer ülkeler ve gruplar bu boşluğu doldurmaya çalışıyor.
Bölgedeki düşük yoğunluklu çatışmaların çoğu derin köklere sahip ve onlarca yıllık ayrışmalara yol açmış durumda. Örneğin Yemen, İran destekli Husiler ile Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’ın desteklediği rakip gruplar arasında bölünmüş durumda. Bu durum, Aralık 2025’in sonlarında, BAE destekli Güney Geçiş Konseyi’nin (STC) Suudi Arabistan destekli Başkanlık Liderlik Konseyi (PLC) ile çatışmaya girmesiyle patlak veren üç taraflı bir çatışmaya yol açtı. Şu anda, uluslararası alanda tanınan Yemen hükümetini temsil eden PLC’nin üstünlük sağladığı görülüyor ve BAE, STC’ye verdiği desteği geri çekiyor.
Yemen’de savaşan hiçbir tarafın tüm ülkeyi fethedip yönetebilecek kapasitesi yok. Ancak STC’nin yaşadığı aksilikler ve gerilemeler, PLC’nin Yemen’in geniş bir kesiminde gücünü pekiştirmesiyle sonuçlanabilir. Öte yandan, STC ve PLC çatışmaya devam ederse, bu durum Husilerin Yemen’in kuzeyindeki dağlık bölgenin büyük bir kısmı üzerindeki hâkimiyetini dengeleyebilecek iki gücün zayıflamasına yol açacaktır. Husiler, son on yıl içinde Kızıldeniz’den geçen gemilere saldırarak ve Suudi Arabistan ile İsrail’e yönelik saldırılar düzenleyerek bölge için ne denli tehlikeli olabileceklerini kanıtladılar. İran’ın 2025’te İsrail ile yaşadığı çatışmaların ardından görece zayıflaması, Tahran’ın Yemen’deki ortaklarını desteklemesini daha da zorlaştırabilir.
İran, Aralık 2025’ten bu yana iç protestolarla karşı karşıya. İran rejimi geçmişte de protestolarla yüzleşmişti ve bu tür hareketleri bastırma modeli genellikle birkaç hafta protestoların sürmesine izin verdikten sonra sert müdahalelerde bulunmak şeklinde işliyordu. Ancak bu kez Tahran açısından esas sınamayı, rejimin geçmişe kıyasla daha zayıf durumda olması, içeride ekonomik sorunlarla boğuşması ve dışarıda güç projeksiyonu yapma kapasitesinin azalması oluşturuyor. Bu nedenle, birçok muhalif grup kendini daha az caydırılmış hissedebilir. Örneğin, Kürt muhalif gruplar İran’da rejime baskı uygulamak için bir fırsat doğduğunu düşünüyor. Sürgündeki İran Veliaht Prensi Rıza Pehlevi de devam eden protestoları etkilemeye çalışıyor.
Kaynayan üçüncü bir çatışma ise Suriye’de. Halep’teki iki Kürt mahallesinde, Suriye geçiş hükümeti ile Kürt güçler arasında yaşanan çatışmalar çığırından çıkma tehdidi barındırıyor. Bu durum, IŞİD’e karşı savaşmış olan, ABD destekli Kürt milis gücü Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) Suriye’nin doğusundaki çatışmalara çekebilir. Bu hafta Halep’te Suriye ordusu ile SDG arasında yaşanan çatışmalarda 22 kişi hayatını kaybetti. Öte yandan, Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ile Suriye arasında iki ülkenin bir uzlaşıya varmasını sağlayacak bir mekanizmanın oluşturulmasına yönelik görüşmeleri destekliyor.
İsrail-Suriye görüşmeleri ilerlemeye devam ederse, 2025’te ortaya çıkan gerilimlerin azalmasına katkı sağlayabilir. Kudüs, Suriye’nin güneyindeki Dürzi azınlığa destek vermek istediğini açıkladı. Ayrıca İsrail, Suriye’nin güneyine baskınlar düzenledi ve Aralık 2024’te Esad rejiminin devrilmesinden bu yana sınır boyunca bir tampon bölgeyi kontrol altına aldı. Bu bağlamda, 2026 yılı, İsrail ile Suriye’nin daha iyi bir anlayışa doğru ilerleyip ilişkileri istikrara kavuşturma yolunu açıp açamayacağının görüleceği bir yıl olabilir. Bu, muhtemelen bir “normalleşme” anlamına gelmeyecektir; ancak çatışmaların ve gerginliğin azalmasına yol açabilir.
İsrail ayrıca Gazze ve Lübnan’da potansiyel olarak yeniden patlak verebilecek çatışmalarla da karşı karşıya. Gazze’de İsrail ve Hamas, Ekim ayında kırılgan bir ateşkeste uzlaştı. Beyaz Saray, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve yeniden inşayı mümkün kılacak yeni bir yönetim çerçevesinin Gazze’de hayata geçirilmesine yönelik ilerleme görmek istiyor. Ancak yapılması gereken çok şey var; zira Hamas silah bırakmayı reddediyor ve ölen bir İsrailli rehinenin naaşını elinde tutmaya devam ediyor. Ayrıca, bu yeni yönetim çerçevesi uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılmasını gerektirecek. Bölgedeki hükümetler ise bu gücün personelini temin etmek için henüz adım atmıyor. Bu gerçekleşene kadar, Gazze belirsizlik içinde kalmaya devam edecek.
Güney Lübnan da benzer şekilde bir belirsizlik içinde. Kasım 2024’teki ateşkesin İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmaları sona erdirmesinden bu yana, Hizbullah’ın da silahsızlandırılıp silahsızlandırılmayacağı sorusu gündemde. Beyrut, Hizbullah’ı silahsızlandırmak istiyor; ancak bunu fiilen gerçekleştirecek net bir yol bulunmuyor. Bu durum, İsrail’in Hizbullah’ın ateşkesin şartlarını ihlal ettiğini öne sürerek Lübnan’daki hedeflere yönelik hava saldırılarını sürdürmesine neden oldu. Hizbullah’ın silahsızlandırılmasına yönelik açık bir adım atılmadığı sürece, bu saldırıların tırmanma ihtimali var.
Orta Doğu genelindeki düşük yoğunluklu çatışmalar, ortak temalarla birbirine bağlı. Bu çatışmaların tamamı, devlet çöküşlerinin ardından oluşan bir iktidar boşluğunun sonucu. Birçoğu aynı zamanda İran’ın azalan bölgesel etkisi ve diğer güçlerin bu boşluğu doldurma mücadelesiyle de ilişkili. Örneğin, Esad rejiminin düşüşü Şam’da yeni bir hükümetin kurulmasına yol açtı. Bu hükümet iktidarını pekiştirmeye çalışıyor ve İsrail, SDG ile Dürzilerle gerilim yaşıyor. Yemen’de ise iki Körfez ülkesi, ülkedeki on yıllık politikaları konusunda giderek daha fazla ayrışıyor gibi görünüyor. Hem Suudi Arabistan hem de Birleşik Arap Emirlikleri Amerika Birleşik Devletleri’nin müttefikleri. Benzer şekilde Suriye’deki yeni hükümet, İsrail ve SDG de ABD’nin yakın ortakları arasında yer alıyor.
Bu düşük yoğunluklu çatışmalar, İran gibi ortak bir düşman ufukta geri çekilirken, potansiyel ortakları birbirine karşı konumlandıran bir tablo yaratıyor. Gazze ve Lübnan’da asıl sınama, İran destekli grupların silahsızlandırılmasıdır. 2026 yılı, ülkelerin Orta Doğu’nun yeni haritasını müzakere edeceği bir yıl olacak.
* Seth Frantzman, Drone Wars: Pioneers, Killing Machine, Artificial Intelligence and the Battle for the Future (Bombardier 2021) adlı kitabın yazarıdır ve Demokrasileri Savunma Vakfı’nda yardımcı üyedir. The Jerusalem Post’ta haber editör vekili ve kıdemli Orta Doğu muhabiri ve analisti olarak görev yapmaktadır. Seth, 2005 yılından bu yana Orta Doğu’daki çatışmaları ve gelişmeleri araştırmakta ve haberleştirmektedir. Çalışmalarında IŞİD’e karşı savaş, İran’ın vekil unsurları ve İsrail’in savunma politikası üzerinde yoğunlaşmaktadır. Breaking Defense için İsrail savunma sanayisindeki gelişmeleri takip etmekte ve daha önce Defense News’ün İsrail muhabiri olarak görev yapmıştır. X’te takip edin: @sfrantzman
Kaynak: https://nationalinterest.org/blog/middle-east-watch/the-middle-easts-top-challenges-in-2026