1948’de Arap Bebekleri Katlettiler

“Bu korkunç hikâyeyi yeniden anlattığım için özür dilemiyorum. Yaşandı. Savaşta neler olduğunu herkes bilmeli ve dünya suçluları tanımalıdır.”

Kaynak: The Daily Telegraph (Sidney), 12 Haziran 1948.

 

RONALD MONSON, Kudüs’ten

Bugün (Çarşamba) Şam Kapısı’nın yakınında, bir Amerikan hastanesi olan Jacob E. Spoffore Memorial Hastanesi’ni ziyaret ettiğimde, Şam Kapısı üzerinden Yahudi havan bombaları geliyor, dar sokaklarda sarsıcı patlamalarla infilak ediyordu.

Deir Yasin’den gelen Arap yetimleri ziyaret etmeye gelmiştim. Yanımda şekerleme getirmemiştim; çünkü hemşireleri Miriam Bedrossian, bir yaşındaki bebekler için şekerlemenin iyi olduğunu düşünmüyordu.

Miriam, geçen Mart’ta anne babalarının katledilmesinden birkaç gün sonra sığınağa getirilen bu 15 bebeğe o zamandan beri bakıyordu. Aslında 16 bebek vardı; ancak biri yaralarından dolayı öldü — dokuz aylıktı.

Ciddi yüzlü, kara gözlü Bahir’in beşiğinde bebeğiyle oynadığını, esmer tenli Yunis’in biberonunu içtiğini ve küçük Emine’nin iki dişli gülümsemesini görünce, sarhoş vahşiler üzerlerine salınsa bile bu miniklerin güvende olacağını düşünürsünüz.

Ama hiç de öyle olmadı! Bir İngiliz cenaze ekibi, Siyon askerlerinin onları attığı Deir Yasin’deki ölüm kuyusundan kardeşlerini, kız kardeşlerini ve onlar gibi diğer bebekleri çıkardı. Arama yapan ekip ayrıca annelerinin ve babalarının cesetlerini de buldu.

Bu hastane koğuşundan Deir Yasin’in yıkılmış köyünün enkazına kadar olan mesafe çok uzun gibi görünse de, insanlığın bu küçük topluluğunun kat ettiği Çile Yolu (Via Dolorosa) sadece yaklaşık yedi mil uzunluğundadır.

Bu korkunç hikâyeyi yeniden anlattığım için özür dilemiyorum. Yaşandı. Savaşta neler olduğunu herkes bilmeli ve dünya suçluları tanımalıdır.

Deir Yasin, Kutsal Şehir’in dış mahallelerinin yaklaşık üç mil ötesinde, Kudüs–Tel Aviv yolundan yaklaşık bir mil içeride, Yahudi yerleşimleriyle çevrili küçük bir Arap yerleşimiydi.

Yıllar boyunca, Araplar ile Yahudilerin ne kadar uyum içinde birlikte yaşayabildiklerine dair kanıt olarak, Yahudi propaganda broşürlerinde fotoğrafları ve hikâyeleri yer aldı.

Bu doğruydu. Yahudiler ve Araplar o bölgede en iyi şartlarda birlikte yaşıyordu. Yahudiler Araplara son derece iyi davranıyordu ve Araplar da Yahudileri seviyordu.

Sonra olaylar başladı. Arap ile Yahudi arasında ilan edilmemiş bir savaş patlak verdi. 9 Mart’ta Arap Kurtuluş Ordusu lideri Abdülkadir el-Hüseyni, Kastel köyündeki çatışmalarda öldürüldü.

Ertesi gün -Müslümanlar için kutsal bir gün olan Cuma günü Araplar naaşını Eski Şehir’deki Ömer Camii’ne defnetmek üzere götürdüler.

Kudüs çevresindeki köylerden yüzlerce düzensiz Arap birliklerinin askerleri törene katıldı ve köyler yeteri korumadan yoksun kaldı. Deir Yasin, yeterli korumadan yoksun bırakılan köylerden biriydi.

Yahudiler bunu fırsat olarak gördü. Siyon ordusunun adamları o gün, Cuma günü, saat 10.00’da Deir Yasin’e saldırdı.

Direnişi kolayca kırdılar. 20 Arap savunmacıyı öldürdüler ve evlere el bombaları atarak köye girdiler.

Yaşlıları, kadınları ve çocukları süngülerle öldürdüler. Katliam üç saat sürdü.

Bebekler annelerinin gözleri önünde öldürüldü. Annelerin boğazları kesildi. Bazılarının başları kesildi.

Bir grup erkek ve kadın -kadınların bazıları hamileydi- sıraya dizilerek kurşuna dizildi. Kana susamış Yahudi askerleri, hamile annelerin bedenlerini bıçaklarla parçalayarak ölülere saygısızlık ettiler.

Yahudiler 264 köylüyü katlettikten sonra durdular. Her yaştan ve her cinsiyetten hayatta kalanları dört kamyon dolusu topladılar, ölülerin cesetlerini köy kuyusuna attılar ve hayatta kalanlarla birlikte oradan uzaklaştılar.

Zafer kazanan Yahudiler, hayatta kalanları iki gün boyunca arabalarla Yahudi bölgelerinden geçirerek zafer sergisi gibi dolaştırdı; Yahudiler onların üzerine tükürdü. Ardından, sağ kalanları yeni Kudüs’teki İtalyan Hastanesi civarına götürüp serbest bıraktılar.

Bazıları bebeklerini kucaklamış, bitkin anneler, Eski Şehir’in Arap mahallesine açılan Aslan Kapısı’na doğru yürüdü; burada bir Arap kadın hayır kuruluşu onları topladı ve bakım altına aldı.

Haberi alan Kral Abdullah yiyecek, giyecek ve 500 sterlin gönderdi ve Mavera-i Ürdün Elçiliği’ne onlarla ilgilenme talimatı verdi.

Böylece Bahir, Yunis ve Emine Spofford Hastanesi sığınağına geldi. Yaralı olan 18 aylık Taha iyileşiyor. Ne onlar ne de hayatta kalan diğer 11 bebek babalarını asla hatırlayamayacak; annelerini hatırlayabilenlerin sayısı da çok az olacak.

Oradayken koğuşun cam kapısından bir kurşun vızıldayarak geçti. Hemşire Bedrossian, daha güvenli olması için çocukları aşağı kata taşımaya karar verdi. Beşikler indirildi; ancak taşınma tamamlanır tamamlanmaz alt kattaki koğuşun iki cam kapısı da kurşunlarla paramparça oldu.

Sonra ateş kesildi ve hemşire bebekleri aşağıda bırakabileceğine karar verdi.

Bana söylediğine göre en büyük eksiklikleri, bebeklerin biberonlarını ısıtacak yakıttı. Gazyağı neredeyse tükenmişti; ancak bu konuyla artık ilgileniliyordu.

Deir Yasin katliamı bu acıklı savaşın tarihinin bir parçası haline geldi; ancak Yahudi Devleti’nin bunu kimin kışkırttığını ortaya çıkarmak için herhangi bir soruşturma yaptığına ya da suçluları cezalandırmak için bir girişimde bulunduğuna dair hiçbir kanıt yoktur.

Yahudi Devleti bunu yapana kadar, Araplar -ve diğerleri- Yahudi liderlerin bunu onayladığına inanmak zorundadır.

 

Kaynak: https://abbasabdulmalik.substack.com/p/they-massacred-arab-babies-1948